takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

14 Kasım 2019 - 10:03:09 - 110 Okunma

TÜRKİYE’NİN KIYMETİNİ BİLMEK!

Türkiye’nin Konumu

Üzerinde yaşadığımız topraklar, Dünya’nın en gözde coğrafyasıdır! Ilıman iklim kuşağında yer alan Türkiye, birçoklarının iştahını kabartmaktadır. Nitekim; ülkemizin kuzeyindeki ülkeler soğuktan donarken güneyimizdeki ülkeler sıcaktan kavrulmaktadırlar. Dört mevsimin aynı anda yaşanabildiği bu cennetvari ülkeyi bizlere nasip eden Rabbimize ne kadar şükretsek, ve bu toprakları bize vatan yapan ecdadımıza ne kadar minnet duysak azdır.   Böylesine hassas bir coğrafyada bize düşen; her şeyden önce çatışma değil, uzlaşma olmalıdır. Sevgi, saygı ve dayanışma içinde çok çok çalışmamız gerek! Bu topraklarda esenlik içinde yaşayabilmemiz için, tek yürek olmak, keyfiyet değil, mecburiyettir! Zira, bizi bu topraklarda rahat bırakmazlar! Ortak ideallerde birleşen Türkiye’nin yükselişe geçmesi, tam bağımsız ve hür yaşaması en büyük hedefimiz olmalıdır.
            Kader Ortaklığı

Millet; geçmişte ortak hatıraları, gelecekte ortak idealleri olan topluluk demektir. Bu ülkede yaşayan herkes bu yönden kaderdaştır. Coğrafyamız ve vatanımız; ortak kaderimizdir. Allah korusun, bu mübarek topraklara bir kez düşman ayağı bastı mı kimsenin etnik ve dinî kökenine bakmaksızın toptan namusunu, değerlerini, kutsalını kısacası bizlere ait ne varsa hâk ile yeksân edecektir. Bu gerçeği, bu ülkede yaşayan herkesin tüm zerrelerine kadar öğrenip bilip idrak etmesi zarurettir. Bu bakımdan, ayrışan noktalar üzerinde değil, ortaklaşan değerler üzerinde uzlaşma sağlamak zorundayız. Aksi takdirde, bizi bu topraklarda yaşatmazlar! Türkiye’de huzur içinde yaşamak için: sevgi, saygı, hoşgörü, dayanışma gibi eşsiz değerlerimizi güçlendirmek ve yaşatmaktan başka çaremiz yoktur. Nitekim, geçmişimiz ve geleceğimiz birdir. Kaderimiz ortaktır ve aynı ipe bağlıdır!

İşin Başı Sevgi

Cennet ülkemiz Türkiye’de huzur ve refah içinde yaşamanın en başta gelen şartı, yeniden sevginin gücünü keşfetmektir. Sevgi, öyle yüksek bir güçtür ki onun karşısında dağlar-taşlar paramparça olur, demir erir, sular donar. O bakımdan hepimizin geleceği için yeniden birbirimizi karşılıksız sevmeyi, her şeye rağmen sevmeyi denemek zorundayız. Çünkü; birbirine sevgiyle kenetlenmiş bir toplum, her türlü ordudan daha güçlüdür. Zira, başka yolumuz da yoktur. Aziz Vatanımızın her köşesinde yaşayan herkes, içine düşürüldüğü nefret tuzağından bir an önce kurtulmak ve yeniden ve yeniden taptaze sevgilerle birbirimizi kucaklamak zorundayız. İçimize sokulan tefrika tuzağını paramparça edip tuzağı kuranların yüzüne fırlatmak için daha ne bekliyoruz? En büyük sermayemiz sevgimizdir. Küçücük minicik farklılıklar yerine, azamî müştereklerimizi masaya çıkarırsak, hiçbir güç bizim karşımızda duramaz! Bunun en tatlı yolu sevgidir sevgi!

Saygı ve Hoşgörü

Bu ülkede huzur ve esenlik içinde yaşamak istiyorsak; hepimiz, öncelikle ortak yaşama sanatını özümsemek ve hayata aktarmak zorundayız. Şartlar ne olursa olsun, birbirimize karşı saygılı ve hoşgörülü olmak, bizi ülke ve millet olarak daha müreffeh ve güçlü kılar. İç çekişmelerden arınmış, birbirleriyle saygı ve hoşgörü çerçevesinde ilişkiler kuran bir toplum, sadece huzuru yakalamakla kalmaz; aynı zamanda, sosyal dayanışma kurallarını da işletir, ülkesi ve milletini için gece gündüz demeden aşkla şevkle çalışır. Böylesine üstün duygular içinde yaşayan bir toplumda, bırakınız ekonomik sıkıntıları, her bakımdan gelişme, ilerleme ve yükseliş söz konusu olur. İşte, bugün bizim en önemli ihtiyaçlarımızdan birisi budur: Şu güzel ülkede insanca ve kardeşçe yaşamak için saygı ve hoşgörüyü ana ilkelerimizden birisi yapalım. Kimse, kimsenin özeline karışmasın, kimse kimsenin özeline dil uzatmasın, en önemlisi de kimse kimsenin hayatına müdahale edip rahatsız etmesin! Tam aksine; ortak değerlerimize, bireylerin ve kitlelerin özel tercihlerine saygı duyalım, farklı hayat tarzlarını anlayışla karşılayalım, bize uygun gelmeyen tarafları da hoş görelim! En önemli kuralımız şu olsun: Kimse kimseyi asla rahatsız etmesin! Özel sınırları ihlal etmeyelim!..

Tarım ve Hayvancılık

Türkiye, ılıman kuşakta yer almakta olup muhteşem bir iklim yapısına sahiptir. Ülkemiz; toprağı, güneşi, rüzgârı, su kaynakları ile tarım ve hayvancılık açısından son derece uygun bir kapasiteye sahiptir. Türkiye coğrafyası hemen her türden meyve ve sebze yetiştirmeye müsaittir. Hatta yılda birkaç ürün alabilen bölgelerimiz de vardır. Ekim-dikime bu kadar uygun olan ülkemiz, orman zenginliğiyle birleştiğinde, hayvancılık için de harikulade bir imkân doğmaktadır. Bütün bu üstünlüklere rağmen, tarım ve hayvancılığın bırakınız ilerlemeyi geriye gitmesi düşündürücüdür. Bu hususta Devletimizin büyük gayretleri olduğu bilinmektedir. Bu hususta resmî makamların daha fazla gayret göstermesi, üretime dönük tedbirler alınması ve kırsalda yaşayan vatandaşların da kolektif ruhla ve modern teknolojiyle donatılması zarurettir.

Türkiye’de tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi için, öncelikle köylerden kentlere göçün durdurulması, köylerde ortak yaşama ve birlikte çalışma ruhu yükseltilmelidir. Akabinde, en önemli adım olarak yabancı ürün ithaline kesinlikle son verilmelidir. Cennet ülkemiz, esas itibariyle bir tarım ve hayvancılık ülkesidir. Bu gerçeği asla unutmamak lazımdır. Sanayileşme planlamaları yapılırken tarım ve hayvancılığa dayalı olarak düşünülmelidir.

Çok ve Planlı Çalışmak!

Ülkemizi şaha kaldıracak en önemli alışkanlıkların başında çok ve planlı çalışmak gelmelidir. Çalışmadan, terlemeden kazanmak ve refaha ulaşmak mümkün değildir. Hepimiz; kendimiz için, çocuklarımız için, geleceğimiz için ve ülkemiz için ayrı ayrı çalışma süreleri ayırmak zorundayız. Kolaycılığın tavan yaptığı zamanımızda egemen düşünce ne yazık ki şudur: Çalışmadan zengin, sevmeden âşık, gezmeden seyyah ve savaşmadan kahraman olmak! Kulağa ne de hoş geliyor. Ancak; planlama yapmayan ve çok çok çalışmayan ülkelerin ayakta kalması artık imkânsız denecek kadar zorlaşmıştır! Bütün gücümüzle çalışmak, ataletten kurtulup atılım yapmak artık mecburiyettir!

Üretim Şart!

Türkiye’nin yükselişinde en kritik basamak, hiç şüphesiz üretimin arttırılmasıdır. Nitekim, üretim olmadan ekonomik döngüyü sağlamak mümkün değildir. Toplumun tüketime teşvik edildiği, reklam ve gösterişin yükseldiği günümüzde, her şeyden önce, tüketim çılgınlığına bir son vermek ve devamında üretim için tüm gayreti ortaya koymak, yükselişin anahtarıdır. Tüketen Türkiye’den üreten ve hatta dışsatımı hedefleyen bir Türkiye geçmek için tüm aklımızı ve gücümüzü birleştirmek zorundayız. Üretmeden, sadece tüketim yapmak, bizi arzu edilmeyen sonlara götürebilir! Kesin ve kestirme çözüm; üretmek, üretmek, üretmek!

İsrafı Kes, Tasarrufa Geç!

Ülkemizin yükselişinde üretim kadar, tasarruf alışkanlığı da hayatîdir. Tasarruf kültürüne giden yolda ilk adım, israfı kesmek olmalıdır. Boşa yakılan tek bir kibrit çöpü, buruşturulup atılan bir kâğıt parçası, boşa akıtılan bir damla su bile millî servettir. Önce bu bilinci ve alışkanlığı kazanmak/kazandırmak zorundayız. Dünya’da geri dönüşüm ekonomisinin başlı başına bir sektör olduğu bir zamanda, bizim de bu yönde çalışmalar ve eğitimler yapmamız gerekir. İsrafın en aza indirildiği, tasarrufun özendirildiği bir Türkiye, yükselişe hazır demektir.

Değerlendirme ve Sonuç

Türkiye; gerek ekonomik sermaye, gerek beşerî sermaye ve gerekse pozitif- psikolojik sermaye açısından üstün potansiyellere sahiptir. Önemli olan bu sermayeleri ortak akılla, kolektif ruhla ve üstün bir gayretle işleyebilmektir. İç çekişmelerden arınmış, tefrikadan kurtulmuş, topyekûn çalışma ve kalkınmaya odaklanmış bir Türkiye, yükselmeye ve uçmaya hazır demektir. Yukarıdan beri sıraladıklarımız yerine getirilirse, Türkiye, Müslüman Türk Milleti’nin ebedî vatanı olacaktır. Geçmişimiz bir geleceğimiz bir, kaderimiz bir. Aklımızı ve gönlümüzü de bir eyleyelim! “Bir” olanlar kazanır!

Yaşadığımız topraklar yeryüzünde eşi benzeri olmayan muhteşem bir coğrafyadır. Her bakımdan yeryüzünün cennetinde yaşamaktayız. Ne var ki bizler, bu Aziz Vatan’ın bu eşsiz Ülke’nin kıymetini yeterince bilmiyoruz. Bir taraftan iç çekişmelerle enerjimizi boşa harcarken bir taraftan da bu güzel ülkenin doğasını tahrip etmek için elimizden geleni esirgemiyoruz. Son sözümüz şudur: Vakit geç olmadan Türkiye’nin kıymetini bilmek gerek!..

"Ertuğrul Yaman" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku