takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

15 Ağustos 2020 - 10:35:35 - 434 Okunma

Yüreği Kilosundan Ağır Adam…

Şimdi aşkı dudaklarından özgürce haykıracak bir dostun hasretine alışmanın zorluğunu, unutulmazlığını kelimelerle tanış etmeye çalışırken, gözlerimden akan yaşların hüznünü kime nasıl izah edeceğim?

Maksat ölmek miydi, ülkümüz uçmak mıydı, Kafdağı’nın ardında Zümrüdü Anka’ya ulaşıp benden bu kadar diyerek çekip gitmek miydi onca yıl sonra?

Bilirim. Yerine başkasını bulmak yok. Ertelemek yok. Baharı, yazı, güzü, kışı yok. Taksit de yok. Sabahı akşama, akşamı sabaha sipariş etmek de yok.

Biz ki sevgi garibiyiz, bilmesi gerekenler bilir bizi. Aşka kemsiz, dinginsiz doludizgin at sürüşümüz ondandır.  

Reşadiye Şiir Akşamları’nda program süresince çok yakın olduk. Sanki bu sefer başkaydı. Sanki gülmek için özel akıntılar vardı içinden gelen. İki gece saatleri unutup sırayla şiir okuyuşumuz termal tesislerindeki çocukların hizmetinden beslenişimizle üstatların Türk dünyası ile birleşmesinin kendi içindeki güneşin dışarıdaki bulutlara aldırmadan ısınışı, alev alev yanışı vardı.

“Hayatımı kaydıran hayatımın kadını/ Kısalttığın ömrümü uzatırsın sanmıştım. ”  bu şiiri kendisinden kaç kez dinledim hatırlamıyorum. Kendisinden dinliyorum. Dinliyorum, dinliyorum… Nereye kadar bilmiyorum. O gece. Reşadiye Termal Tesislerinde 1 Nisan 2011 Cuma gecesinin öteki yarısında Ahmet Coşkun kulağıma eğilerek Sezinî (Ali Baş) ve Kerimoğlu (Mustafa Erol) için “Osman Abi bunlar müthiş bir ikili. Zirve… Doyumsuz. Abi bunları bestekârla tanıştırmak gerek. Dinlediklerimizin hepsi beste olur. Şiir bu abi. İşte bu…” Ben şiir okuma sıramı Sezini’ye, diğer arkadaşlar da Kerimoğlu’na veriyor. İki güzel insan ve ozandan doyumsuz şiirler dinliyoruz.

“Kısalttığın ömrümü uzatırsın sanmıştım.” Mısraların beyitleşirken ve kıtalaşırken içinin dolup taştığı duygu yükünün bu denli sorumluluk taşıyan, kelimeleri alıp götürürken şairine helal olsun dedirten kaç şiir vardır.

Şimdi “Sanmıştım” şiirinin dizelerini yine senin sesinden dinlerken sen yanımda olmayacaksın. Biliyorsun ki asla unutulmayacaklar arasında yerini alırken yıllar sonra birçok şiirine bestekârlar bir şekilde ulaşacak ve besteleyecekler.

 Gönül dağlarına sefere ilk çıkışımızla son çıkışımız arasından yıllar geçti. Reşadiye’de şehitlikleri gezerken duygulanışını hatırlıyorum. Kelimelerle ifade edilmeyen anların kendi heyecan ve titreşimiyle dumanı bir içeri bir dışarı ikileminde teninde ses verişini biliyorum.

Biliyor musun toprak altında ebedi hayata başladığın günden bu güne Kerimoğlu’nu arayamadım. Nasılsın diyemedim. Başımız sağ olsun diyemedim. Süleyman Karacabey’e tüm dostlara iletilmek üzere başsağlığı için telefon açıp, Kümbet dergimizin 45. sayısında seni yazmaları için arkadaş ve dostlarına bilgi vermesini rica ettim.

Reşadiye’yi çok sevmiştin. Senden Reşadiye şiiri bekliyor ve Ünal Kar’la aralıklarla seni anıyorduk. 45. Sayımız “Uluslararası Reşadiye Şiir Akşamları” ağırlıklı olacaktı. Şimdi bu ağırlığın içine sen oturdun. Reşadiye Belediye Başkanı Kümbet Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Rafet Erdem’le uzun uzun seni konuştuk Çok üzgündü. Ona bıraktıklarını ve gönderdiklerinden bahsetti. Sesi titriyordu, duygu yüklüydü, belli ki üç günlük beraberlik sonrasında oluşan dostluk ve sevdaların bütünlüğü kendi ekseni etrafında dönmeye devam ediyor.

Dumansız bir hayatın kendine has güzellikleri olduğunu konuşurken yanımızda Kerimoğlu’da vardı. Taze bıraktığımız için seni çok iyi anlıyorduk. Ama yaşamanı da çok istiyorduk.

Kümbet dergimizde yazı ve şiirleri yayınlanan Ali Baş’ın baki âleme yürüyüşündeki sessizliği yıldızların ay vaktinde bir tatlı gülüşün esneme vakti gibi kendi serinliğinde titreyişiyle sona erdi.

Duygusaldı. Gözlerinin ıslanmadığı bir sohbetimizi hatırlamıyorum. Ben duygusal denemeler, Sezinî duygusal şiirler yazıyordu.

Söz etti mi arkasında durur. Şiirin derinliğinde kelimelerle dans ederken bozkurt olur, bir Türkmen kocası bilgi ve birikimiyle neyi varsa mısralara yüklerdi.

Sevginin enlem ve boylamını yaşayan bir ustaydı. Tespih taneleriyle hemhâl olunca ezberlenmesi ve söylenmesi ne ise bir tamam ifade ederdi. Âşık tarzı ile modern şiiri bütünleştiren ve sevdiren günümüz ustalarından biriydi.

“Güzel olan sevgi değildir, sevgili olan güzeldir.” Denmiştir. Sevmenin ölme zamanı var mıdır bilemem ama ölmeden önce seven ve mısralarla dertleşen nice yürekler bilirim.

Seni yazmak, anlatmak zordur. Seni kelimelerle anlatmak olmaz. Seni, senin anlatman gerek dostum. Seni, senden okumak gerek.

İşte “Sanmıştım” şiirinden bir bölüm;

“Dünyadan havaleli ahrete sevk eriyim

Saçım kaşım döküldü bir kemik bir deriyim

Sezinî’yim sayende akciğer kanseriyim

Oysa sırf sevgin ile kuşanıp donanmıştım

Kısalttığın ömrümü uzatırsın sanmıştım”

Aşktı o… Vallahi ve billahi aşktı! Gördüğün, okuduğun, yaşadığın, hissettiğin, dokunduğun, titrediğin aşktı. Güneşin bulutların ardına saklandığı gecelerin ve gündüzlerin tüm ıslanışı aşktı.

Adım adım geliyoruz yanına dostum.  Orada şiir yasağı yok. Aşka yasak yok. Kim bilir bulutlarda yoktur. Güneşle direkt temasta olacağız.

Biliyorum bir nefeslik an kadar, bir şiirin mısrası, bir saniyelik gülüşün kadar yakınım sana. Günlük ve ömürlük hayatın bütün sevdalarına beraber baktık seninle, Ülkü adlı bir güzele vurulduk. Vatanın dört bir yanında, bayrak bayrak dalgalandık. Rüzgâr üşümüşlüğüne ise asla takılmadık.

Çakala çakal dedik.

Şehit duasıyla gözyaşlarımız kelimeleri ıslattı.

Türk dünyasının derinliklerinde kardeş bayraklara rüzgâr olduk ölümüne.

Gün oldu nefes nefes duman olduk.

Gün oldu Asya steplerinden Viyana kapılarına Kürşad narasıyla karşı koyduk yedi düvele. 

Yüreği kilosundan ağır adamdın.

Sadece can ve ten önemsizdi hayata bağlanışında.

                Şu an karşımda bana bakıyorsun. Bu cümleyi anlamak için seni tanımak, seninle karşılıklı oturmak, seni çok iyi tanımak gerek.

                Kim bilir bir akşam gecenin derinliğinde vakit şafağa aktığı saatlerde yine karşılıklı sohbete aktığımızda daha uzun yazabilirim.

                Şimdi kelimeler uzaklaşıyor, kalp ritmim değişiyor, gözlerim doluyor, ellerim uyuşuyor.

                Artık yazamıyorum üstadım.

Seni tanıdığım dakikadan bugüne artarak devam eden sevgi ve saygım yüreğimden hiç eksilmeyecek.

Mekânın cennet olsun!..

Not: Bu yazı Ali Baş ( Aşık Sezini’nin 3 Haziran 2011 tarihinde vefatı üzerine yazılmıştır.)

"Osman Baş" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku