takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

25 Şubat 2016 - 09:08:40 - 14 Okunma

Var Olmak

Var Olmak

            Kar didiklerken gökyüzünü gece nefesini tutmuş bir şekilde onu izliyordu. Islık çalarcasına oradan oraya koşturan bir rüzgâr vardı ki sorma. Gecenin huzurunu bozarcasına savrulup duruyordu. Gökyüzü birden bire çiçeklenmeye başladı. Bembeyaz gelincikler dökülüyordu sanki uçsuz bucaksız gözbebeklerinde.

            Ellerini uzattı tutmak istedi ama başaramadı. Kar tanesi kayıp gitmişti avuçlarının arasından. Bir kez daha bir kez daha derken sabrı taşmaya başlamıştı.

            Uzanıp da parmakları arasında tutamadığı onun özlemleri, hayalleri ve umutlarıydı sanki.

            “Bakar mısın?” dedi kendi kendine.

            “Bir kar tanesinin avuçlarının arasından akıp gittiğini görüyor tutmayı başaramıyorsun da nasıl olurda hayatının ellerinden akıp gittiğini fark edemiyorsun?”

            “Nasıl olurda hayatını ellerinle tutma şansının olmadığını göremiyorsun?”

            Var olmanın anlamını bir kez daha düşünmeye başladı. Bir kez daha sorguladı kendini. Ruhumu, yüreğini, benliğini ve tüm duygularını tek tek elden geçirdi.

            Var olmak; yaşamak, nefes almak, yemek yemek, eğlenmek, gezip tozmak değildi ki. Var olmak anlam kazanmaktı. Daha doğrusu anlamını bulmaktı.

            Öyle bir anlam bulmalıydı ki anlamsızlıklar hiçliklerde kül olup yanmalıydı.

            Öyle bir anlam bulmalıydı ki aldığı her nefesin hazzını hissedebilmeliydi.

            Peki, anlam neydi, kimdi ve nasıl bir şeydi? Elle tutulabilir miydi? Aranmalı mıydı yoksa beklemek mi gerekti?

            Acziyetini bir kez daha görmüş olmanın ezikliği ile kapattı gözlerini ve diz çöktü olduğu yerde.

            “Ey gafil” dedi kendi kendine. “Bir kar tanesine bile hükmedemeyen birinin kaderine hükmetmesi mümkün mü?”

            “Tevekkel” dedi ve sustu. İradesi dışında olan her şey ilahi bir takdirin ötesinde bir şey değildi. O yüzden varlığının anlamı da var olmanın bedeli de yine o iradenin hüküm ve tasarrufundaydı.

            Gözleri yaşarmaya başladığında yüreğinde fırtınalar kopuyordu. Takdir edilen ne ise başımın üstünde yeri var dedi ve doğruldu.

            Anladı ki o an var olmak aslında kendi ateşinde yanmak ve yeniden küllerinden dirilmekti. Yanmadan ruh, yürek ve beden hep asi ve isyankârdı ötesine.

            Yanmak ise yüreğin esas sahibine teslimiyetinden başka bir şey değildi.

            Teslimiyet koşulsuz ve tüm duruluğu ile canda can olmanın sırrıydı kuşkusuz.

            Canda can olmak yüreği tamamlamaktı eksikliklerinden.

            Yüreğine uzandı ve olduğu gibi bıraktı kendini onun huzurlu kollarına. Gözlerini açtığında tebessüm ediyordu adam. Hayalleri, umutları geldi aklına güldü boynunu büktü yürümeye başladı. Dudaklarından belli belirsiz dökülen mısralar boşlukta kaybolup gitmişti.

 

            “Gönül gözüm açıldı ey yüreğim yanda gel,

            Dön aşkın semasında can olduğun canda gel.”

 

21 Şubat 2016 Pazar 

"Ünal Kar" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?




PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku