takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

16 Ocak 2020 - 12:38:43 - 351 Okunma

Türkiye’nin Muhalefet Partisi Değil, Sanki Türkiye’ye Muhalefet Partisi!

“Sana ne öğüt vereyim? Sana çobanlık emretmişler; sen kurtluk yapıyorsun. Sana bekçi-lik emretmişler; sen hırsızlık yapıyorsun. Allah seni sultan yaptı; sen şeytanın sözüyle hareket ediyorsun.” Mevlana

İktidar; yönetme gücünü ve iradesini elinde bulunduran kişi ya da kurumdur. Devlet yönetimini elinde bulundurma ve devlet gücünü millet eliyle kullanma yetkisidir, iktidar.

Ana muhalefet partisi; çok partili düzende, parlamentoda iktidardan sonra sayıca en çok milletvekiline sahip olan parti olarak bilinir.

Demokratik ülkelerde muhalefet partileri iktidar partisini denetler, yanlış giden konular-da iktidarı uyarır ve çareler üretirler.  Bu bağlamda iktidarların başarısızlığı biraz da muhalefetin zaafına bağlıdır. İktidar başarısızsa, muhalefet partisi denetimi iyi yapamıyor demektir. Bu durumda ana muhalefet partisine karşı yapılan eleştirilere “bizi değil iktidarı eleştirin” şeklinde itiraz etmek gaflet olur. “Muhalefete de muhalefet yapılmaz” söylemi acizlerin söylemidir. Eğer ana muhalefet partisi görevini yapmazsa, parlamento dışından çözüm arayanlar çıkmaya başlar ki, bu da antidemokratik bir tutum olur, anarşi doğurur.

Denetim işi, mecliste önerge verilmesi, meclis araştırması istenmesi ama muhalefet partisinin işidir. Şu anki iktidarın 18 yıldır ülkeyi yönetmesi sırasında elbette yanlışları vardır. Ancak yapılan işlerdeki yanlışların ve yapılamayan işlerin baş sorumlusu ana muhalefet partisi yani CHP’dir. 18 yıldır doğruları da yanlışları da eleştirmesi, iktidara gelebilecek projeler ileri sürememesi, meşru yollardan iktidarı değiştirememesinden dolayı en büyük sorumluluk kendilerindedir. Çünkü millet kendilerine alternatif olma görevini yüklemiştir. Siyasi partiler bir şirket değildir, demokrasinin kurumlarıdır. Milletin vergilerinden toplanan paralardan kendilerine hazine yardımı yapılıyor. Mecliste milletin menfaatlerini savunmaları için onlar-dan beklentiler var ve bunun için maaş alıyorlar. Bu durumda ülkeyi en iyi bir şekilde yönetebilecek şekilde kendilerini eğitmeli, faydalı projeler üretmeleri gerekiyor. Kimse bu ger-çekleri gizleyemez, bu gerçeklerden imtina edemez.

Ana muhalefet partisi iktidarı ele geçirmek, iktidar olmak için motivasyonu en yüksek olması gereken partidir. Millet kendilerini iktidar alternatifi gördükleri için ikinci yüksek oyu kendilerine vermiş. Aynı zamanda “bir miktar daha çalışırsan sana bir sonraki seçimde iktidarı teslim edebiliriz” demiştir.  Ana muhalefet partisi kadrolarına ve seçmenlerine bu yönde güçlü mesajlar vermesi gerekir. Bütün dünyada bu böyledir.

Son 70 yıl Türkiye’nin gündemini iki ana parti belirlemiştir. Biri Demokrat Parti, Doğru Yol Partisi ve Ak Parti şeklinde iktidarı yönetirken diğeri CHP olup genellikle muhalefet görevini yürütmüştür. Millet, doğru projeler üretmekten ziyade Türk insanının kodlarını değiştirmeye yönelik sosyal politikalar üreten CHP’yi iktidara pek fazla taşımamıştır. Tek partili dönemde meşru olmayan, demokratik teamüllere uymayan metotlarla iktidarı elinde tut-muştur. Bu yüzden 1960’dan sonra pek fazla iktidar yüzü görememiştir.

Günümüzdeki CHP, özellikle son genel başkanı döneminde adeta iktidara gelmek yerine iktidarı alaşağı etmenin peşinde. Ne kadroları, ne de projeleri ülkeyi yönetmek için yeterli olmayan, hatta “istemezük”ten başka hiçbir icraatı olmayan bir parti görünümü veriyor. Hatta partiden ziyade hizipçilerin cirit attığı bir teşkilat konumuna geldi desek yanlış yapmış olmayız. Bu konuda parti programları birbiriyle çeliştiği halde tüm benzemezleri bir araya getirmeye, terörle iltisaklarına bakmazsızın aynı şemsiye altına toplamaya çalışan bir ana muhalefet partisi görünümündedir. Kör ideolojisini sürdürmekten başka amacı olmayan, terörü kınamayan hatta destek veren ırkçı bir partiyle iş tutan bir ana muhalefet partisi, ül-kemiz için fayda yerine zarar vermesi kaçınılmazdır.

Ne yapar bizdeki ana muhalefet partisi?

İktidarın yaptığı hiçbir şeyi beğenmez, karşı çıkar, güzel işleri anayasa mahkemesi kanalıyla engellemeye çalışır. Büyük projeleri, bağımsızlığımızı perçinleyecek projeleri engelle-meye çalışan bir ana muhalefet partisine sahibiz, maalesef. Osmangazi Köprüsü, Marmaray, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Çanakkale Köprüsü, Çamlıca Camisi, Kanal İstanbul, Sabiha Gökçen ve İstanbul Havalimanı, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü, FSM Köprüsü gibi büyük projelere, amacına matuf proje gözüyle bakmayan, onları eleştiren ve hatta engellemeye çalışan bir muhalefet yerli olur mu? Yerli olsa bile iradesini başkalarına satmış olmaz mı?

Yukarıdaki projelere karşı çıkan bir parti ana muhalefet partisi olabilir mi? Türkiye’yi ra-kip olarak gören ülkelerin ana muhalefet partilerinin bu projelerin yapılmasını istemesini anlamak mümkün de bizim Ana Muhalefet Partimizin(!) bunları istememesi akla başka şeyler getiriyor. Bir İsrail, bir Amerika bir İngiliz ana muhalefetiyle aynı şeyi düşündüğünde kendisi ne olur? Türkiye’nin muhalefet partisi değil, Türkiye’ye muhalefet partisi olur!

Suriye’yi bu hale getirenin Türkiye olduğunu, Özgür Suriye Ordusuna terör örgütü olarak bakan, teröristleri Türkiye üzerinden Suriye’ye hükümetin gönderdiğini iddia ederek emperyalistlere koz vermek, PYD ve YPG’yi meşru görenlerin bu milletin yeminli düşmanlarından farkı olamaz. Bunları ana muhalefet partisi lideri ve vekillerinden duymayan yoktur. Bunların sözcüleri, genel başkanları ve milletvekillerinin katıldıkları programları alıp deşifre ettiğinizde yuvarlak laflarını çekip aldığınızda geri kalan tortuların bu milletin düşmanlarının yapmadığını yaptıklarını, konuştuklarını görürsünüz ve iğrenirsiniz.

MİT tırları, 15 Temmuz’a laf atmalar, asıl darbenin 20 Temmuz’da yapıldığı gibi bir garebeti ileri sürmeler, PKK’nın siyasi temsilcisi olan BDP liderini savunma, onlarla ortaklık kurma, terörist cenazelerini kutsama, onlara şehit gözüyle bakma … Hendek siyasetine tek laf etmeyen, teröristlere Diyarbakır’da “arkadaşlar” diyen bir ana muhalefet partisinin lideri bu ülkeye layık olabilir mi? Diyarbakır annelerine uğramayan ama terörist başkanların azle-dilmesiyle soluğu Diyarbakır’da alan bir muhalefet milli olabilir mi? Silah sanayindeki geliş-meleri “emperyalist ordu kuruyorlar” diye itibarsızlaştırmak, S-400 füzelerinin sarayı korumak için alındığını iddia etmek kadar alçalmayı Yunan kağuru bile beceremez! Bunlar millet düşmanlarının ekmeğine yağ sürmekte olan milli güvenlik meseleleri olduğunu anlamamak gaflettir, hatta vatan hainliğidir. Bunlar devletin temellerini dinamitlemektir.

Bizdeki ana muhalefet partisinin lideri aynı zamanda koltuğunu korumanın peşinde. Ülkeyi yönetmekten korkan, projesi olmayan ya da ayağı yere basan bir projelerinin olmaması, özellikle jeopolitik konumu son derece hassas olan ülkemizin ağır sorunları altında ezileceklerini bildikleri için iktidara talipmiş gibi gözüküyorlar ama gerçekte talip olmuyorlar. Aynı zamanda kendi iç dünyalarında gayrı meşru yolla geldikleri koltuğu da kaptırmak istemiyorlar. Ya da kendilerini oraya getirenler için koltuğu kaptırmama savaşı veriyorlar. Bu yüzden seçim stratejilerini kurarken “nasıl iktidara gelirim” diye değil, “genel başkanlık koltuğunu nasıl korurum” diye strateji geliştiriyorlar. Dolayısıyla en büyük rakipleri kendileri oluyor. Kendi içlerindeki çekişmelere harcanan efor, iktidar partisiyle mücadeleye harcanan efordan kat kat daha fazla olmaktadır. Türkiye’de herkes ana muhalefet partisinin bu halde olduğunun farkındadır. Onun için seçimlerde ithal adaylar kendilerine bulunmaz Hind kumaşı gibi geliyor. Bununla kendi gerçeklerini gizliyorlar. Nitekim birkaç büyükşehir belediye başkanlığını bu yolla kazandılar.

Türkiye’de büyük bir muhalefet sorunu yaşanmaktadır. İktidarı zorlayacak muhalefet ve projeler maalesef ülkemizde mevcut değil. Millet muhalefetten bir umut göremiyor, iktidarı her seferinde değiştirmek istemiyor. Bu yüzden de iktidar kendini geliştiremiyor, daha fazla demokratik olamıyor, bazen kontrolden çıkıyor ve kadrolarına sahip çıkamıyor. Oysa güçlü muhalefetin varlığı, iktidar partisini dinç tutar, hep uyanık olmasını sağlar ve sürekli kendini geliştirmesine neden olur. Bu olmayınca Ak Parti’deki rehaveti giderme işi Cumhurbaşkanı Erdoğan’a kalıyor. Evet, muhalefetin yapması gerekeni Erdoğan yapıyor; kendi partisini ve kadrolarını eleştirerek, işe yaramayanların istifa etmelerini sağlayarak teşkilatı, kadrolarını ve seçmenlerini diri tutuyor. Dünya ve Türkiye siyasi tarihinde pek görülmemiş bir hadisedir bu.

Bütün bunlar AK Parti için faydalı olsa da, ülke demokrasisi için zararlıdır. Muhalefet yer-li, milli ve yetkin olmayınca, demokrasi gelişmez, ülke kalkınmaz ve hatta bağımsızlığı da ga-ranti altına alınamaz.

 

İsmet YALÇINKAYA

14.01.2020

"İsmet Yalçınkaya" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?




PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku