takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

5 Kasım 2019 - 10:03:07 - 100 Okunma

TUNCELİ DE İMZA GÜNÜ

Türkiye’nin Dört bir köşesi bir birinden güzeldir. Bir yerin özelliğini başka bir yerde göremeyiz? Böylesi güzel bir dünyanın özel seçilmiş bir bölgesinde yaşadığımıza inananlardanım. Ömrümde isteyip de gidemediğim il Tunceli’ne bu yıl heybemdekiler kitabımı imzalamak için gittim. İyi ki de gitmişim. Aklımda ki korku ve şüpheleri silmeme vesile oldu. En büyük korkum terör olgusuydu. Yaşadığımız bölge, ülkemiz terör olayından çektiği acıyı hiçbir olaydan çekmemiştir. İnsan aldatmalarına, can kayıplarına, ekonomik ve zaman kayıpları ülkemizin kanayan yaralarındandır. Dışarıdan bakıldığında Tunceli her zaman terörle anılmıştır. Aslında harika bir doğa güzelliği, sert yalçın dağların haşin görüntüsüne rağmen, güzel huylu, yumuşak başlı, güzel yürekli insanlarını tanımak mutlu ediyor insanı.

Elazığ’a varınca sol tarafınızda derya deniz Keban barajının güzelliğine şahit olursunuz? Sağdan Tunceli’ye arabanızla devam edersiniz? Arabanın içinden birisi,” Giderken bu yoldan gittiniz? Gelirken Elazığ –Pertek yoluyla geliniz? Gemiyle Keban barajını geçersiniz. Oranın güzelliğini de görürsünüz?”  Kıvrılan daralan yollardan pek araba geçmese de arada sırada rastlayabiliyorduk. Keban barajı bittiğini sandığımda, Tunceli’ye yaklaştığımızda tekrar suyla buluştuk. Burası Munzur barajıydı. Tunceli’ni kucaklarcasına maviliğin gülen yüzü insana ferahlık veriyordu. Şehrin planlı, tertipli yapıları çağdaşlığın simgesi gibi karşımıza dikilip gelenleri selamlıyordu. Beklemediğim, hayal bile etmediğim bir şehirle karşı karşıyaydım. İlk girişte “ burası tatil köyü” dediklerinde, burası doğu ne arar tatil köyü diye içimden geçirdim. Yazın Munzur barajının kenarında yüzüp, güneşlenen insanları görür, eğlenen, kitap okuyan insanlar buraları yalnız bırakmazmış. Tunceli’nin Munzur vadisi milli parkı gezisi ayrı bir güzelliğe sahipmiş. Parkı gezmek için bir iki haftanı ayırman gerekirmiş.

Munzur o yörede yaşayan insanların kutsalıdır. Ovacık ilçesinde Kırk gözeden çıkan suyun kilometrelerce uzaklıkta ki Tunceli’ye hızı kesilmeden gelmektedir. Munzur suyunun kenarında çıplak ayaklarını suya sokmak, yüzünü yıkayıp ferahlamak gerekir. Gözelerinden avucunla şifalı suyunu içmek yaşamın tadına varmak demektir. Kuşların kanat çırpışını, kartalın yükseklerden süzülerek uçuşunu, geyiklerin, ceylanların suya inişini, dağ keçilerinin patika yolda yürüyüşünü, canlıların nasıl kardeşçe yaşadığını buralarda görürsünüz? Kekliğin kayalıklarda yuvalandığını, kumlukta ötüşünü duyarsınız? Munzur suyunun acelesi varcasına hızla akarken kayalara çarparak nasıl ses çıkardığını, vadilerde yankılandığını duyduğun an yaşama merhaba dediğin andır.

Tunceli belediye başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nu görmek isterdim. Ne yazık ki il dışındaymış. 940 rakım, 882 km kare alanı, Çemişgezek, Ovacık, Hozat, Peltek, Mazgirt, Pülümür, Nazimiye ilçeleriyle güzel bir ilimizdir. 33 bin nüfuslu Tunceli de Otuz Beş, Kırk adet okul bulunmaktadır. Özel okullar hariç. Sanırsınız ki okul fabrikaları bulunan bir il görünümünde. Okuma yazma oranı yüksek, vatandaşlarının çoğu üniversite mezunu. Bir caddesinin duvarına İki, Üç metre yüksekliğinde kitap resmi dizmişler, isimleri uzak mesafeden okunmaktadır. Belediye binasına girdiğimizde binanın kolonlarının çevresi kitaplıkla donatılmış, merdiven boşlukları kitaplık yapmışlar. Her türlü kitabı istediğin gibi bulur, alır okursun.

İnsanlarıyla konuştuğunda her biri güler yüzlü sevecen ve şefkatli cana yakın yardımsever insanlar. Munzur ırmağının kenarında akşam balık yemeye davet edildik. İmzaya katılan arkadaşlarla birlikte eski milletvekili de aramızdaydı. Çok güzel hoş sohbet ve anılarını cam balkonda anlatırken Munzur’un suyu ayaklarımızın altından akıp gidiyordu. Munzur da yetişen balığı yerken üşüdüğümüzün farkına bile varmadık. Aklımda kalanlar şunlardı. “Munzur dağlarında yetişen, yaşayan hiçbir canlı avlanmaz. Ceylanlar, dağ keçileri, geyikler Munzur babanın koyunlarıdır. Vuran, avlayan iflah olmaz. Yıllar önce birileri bir geyik avlayıp şehre getirmişti. Halk o kişilere o kadar öfkelenmişti ki linç edilmekten zor kurtulmuşlardı. Birisi yapmadığı bir olaydan dolayı suçlandığında ( Munzur babanın )üzerine yemin ederse inanılır.” Şehirde hırsızlık, dolandırıcılık yapılamaz. Kadınlar kızlar gece geç saatlere kadar özgürce gezip dolaşır kimse bir söz, laf atamaz. Korkarak geldiğimiz şehir insana insanca değer verenlerin toplandığı yer olduğunu öğrendik. Gece geç saat olmuştu ticari taksi ile öğretmen evine geliyorduk. Önümüzden şehrin merkezine doğru koşan domuzun arkasında iki köpek kovalıyordu. Merakla şoföre “domuza bak” dediğimde şoför normalmiş gibi “ bu hayvanların yaşadığı alanları bizler işgal ettik. Yaşama alanlarına girdik. Bunlarında yaşamaya hakkı var. Bazen aç kalmasınlar diye bunlara yiyecek bile bırakıyorlar.” Hem şaşırdım, hem de hak verdim. Bu dünya hepimizindi. Her canlının yaşamaya hakkı vardı.

Kitap imza törenine gelenler Üçer, Beşer kitap aldılar. Şehirde bunca kitap olmasına rağmen hala kitap açlığını beyninde taşıyanları gördükçe mutlu oluyordum. Dönüş yolu başlamıştı. Peltek üzeri Fırat’ın suyu üzerine kurulan Keban’dan feribotla geçerken denizden farksızdı. Derelerde ki sularla, dağlarda suya hasret ağaçlar birbirine kavuşamıyordu. Derya deniz su, dağlar kup kuru. Kim ve ne zaman buluşacak bu iki sevgili kim bilir. Yol boyunca radarların bol oluşu insanı ürpertse de, ayrıca güvende vermekte insana. Kim bilir bizim duymadığımız, görmediğimiz ne güzel anılar, güzellikler vardır. Bizim gördüklerimiz iğnenin deliğinden birkaç noktaydı…

Süleyman Erkan 12-10-2019 Cumartesi Tunceli.

"Süleyman Erkan" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku