takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

17 Temmuz 2020 - 10:43:26 - 559 Okunma

SULUSOKAKTAN BEYBAĞLARINA

Hayatın her döneminde, zamanla insan yüreğinin paylaştığı sırların akışına paralel dışa vuran ifadeler vardır. Bu ifadeler sözlü, yazılı ve davranış şeklinde dışa vurur.

            İnsan gözünün gördüğü, elinin tuttuğu, tattığı, dokunduğu ne varsa bir noktada sayfalar dolusu ifadeye akan duyguların kendisi ortaya çıkar.

            Yaşadığımız, yürüdüğümüz, gezdiğimiz, oturduğumuz, gördüğümüz, konuştuğumuz hemen her şey zaman içinde unutulmayan izler bırakır.

            Bir güzel sesin, bir tatlı cümlenin, kulaktan beyine, kalbe oturuşunda olumlu olumsuz noktalar karışır zamana… Bu karışım zamanla beraber akar gider… Zaman karışımlarıyla beraber uzun ince bir yolda yürüyüşüne devam eder. 

            Bir keklik sekişinde, şahince uçmağa niyetin; çoban kavalına akseden yanık nağmelere uzanışa yol alırız da bir mana çıkarmanın ötesinde nefsimize yeniliriz.

            Al yazmalı yetmişlik Emriye ninenin şükür secdesindeki huzur ve mutluluğunu torunlarına bağışlamanın içgüdüsüne aklımız ermez, kafamızı yormayız, günü birlik sıkıntıların stresinde yoğunlaşmış ağrılarla uğraşırız.

            “Vay… be!

            Neydi o günler…

            Kışın kar yağınca, Sulusokakta kayınırdık tahta üzerinde…

            Ali paşa Camii’nin duvarına ayaklarımızı uzatırdık durmak için.

            Hasan, Kadir, Mehmet, Ali beraber kayardık.

            Ali köyden yeni gelmişti. Onu çaktırmadan düşürürdük. Dizleri kanardı, çoğu kez burnu akardı. Koluna siler, biz kızardık. O aldırmazdı. Bizimle arkadaş olmak için her şeye katlanırdı.

            Ne günlerdi, o günler…

            Ali Paşa Camii’ni geçer geçmez, bakırcıların o davudî sesleri başlardı. Ta… Bizim meydana kadar. O zamanlar Tokat’ın eşrafı kalırdı Sulusokak’ta. Sahi Tokat’ta bakırcılık ne âlemde… Kim onu bizim sokaktan götürdü ise iyi yapmadı diye düşünüyorum. Hem bizim mahallenin durumu ortada… Hem de bakırcılığın… 

            Hey gidi… Kara çorba hey… Bulgur pilavının yanındaki bir tas ayrana merhaba… Ali ile kavga edişimizde annesi mutlaka eve alır, her defasında ya bulgur pilavı, ya da köyde hazırlanmış makarna yapardı. Sofranın lüks içeceği ayranın tadı halen damağımda duruyor. O zamanlar hali vakti yerinde aile çocuklarıyız. Biz evimiz iki katlı… Ali’nin annesinin güzüne de ısıtıp sofrayı süsleyen köy ekmekleri, o sofraların ki bu günlere katıksız iz bırakan dünün güzellikleri.”

        Ana cadde üzerinde bir dostun işyerinde bir akşamsefasındayız. Sohbetin bir yerinde dostum devam ediyor.

           “- Bazen canım Sulusokak istiyor… Koklamak, tutmak, görmek yaşamak istiyor. İstediği zaman, duramıyorum burada… Bir şey beni alıp götürüyor. Özellikle akşamları kafama göre dolaşıp duruyorum. Şimdi oturanların çoğu beni tanımıyor. Bazen birkaç müşterime rastlıyorum o kadar. Dinlendiğimi, rahatladığımı hissediyorum.”

         Yaşadığımız bu şehir…

          Kendine has özellikleri, güzellikleri olan bu şehri ben seviyorum… İşim, eş, dost ve akrabalarımla beraber yaşıyorum bu şehirde.

  • Merhaba Mehmet Bey… Nasılsın iyi misin? Rol yok, riya yok,  her şey doğal…
  • İyiyim, sen nasılsın… Kemal Bey’le görüşüyor musunuz? Kemal Bey’le sizin ortak

yönleriniz çok… Uzayan, güzel, hoş, kaliteli sohbet… Lâkin ikimizin de zamanı yok…

  • İrfan Abi hayırlı işler…

Benden onca büyük olmasına rağmen kapıda beni karşılayış… Seviyeli, mütevazı

Samimi tartışılmaz içten söylenen çaylar ve dakikalarca süren sohbetler…

      -Hikmet Bey dopdolu…  Kültür dünyasının vatan kokan dili. Bir sevda pınarı…

       Yazmak… Onca dostu, arkadaşı, onca güzellikleri yazmak gerek…

        Yeni nesil zaman zamanda bu sohbetleri dinlemeli diye düşünüyorum.

        Sahi yeni nesle ne bırakacağız…

        Ev mi, araba mı, hazır işyeri mi, hazır yemeyi mi, tüketici olmayı mı,  müzik dinlemeyi mi, yaş gurubuna teslim edip hayatını mı yaşasın diyeceğiz. Evde demir baş olan, televizyona mı, bilgisayara mı teslim edeceğiz. Peki, ne yapacağız… Okuyucularımın ne yapacağını bildiğini seslendirdiklerini duyar gibiyim.

        Sahi bu gün Kemal Bey’i ziyarete gittim.

        İnsanların ölmeden önce ki değerlerinin çalışmalarımıza yön vermesi gerektiği, sağlığında ortaya çıkması, anlatılması gerekli onca insanı, anlatmak için harekete geçmemiz konusunda aynı şeyleri düşündüğümüzü birbirimize ifade ettik.

        Haydi hayırlısı…

        Bir zamanlar, Solusokak’ta, bey bağlarında, Çay’da, Karşıyaka’da, meydan da velhasıl Tokat’ın her yerinde doğup büyüyen, bu gün Tokat dışında çok iyi durumda yaşayanlar selam sizlere… Artık acele edin… Daha güzel, daha mutlu, tok insanların yaşadığı, huzurlu, sağlıklı bir Tokat için kim nerede ne yapabiliyorsa çorbaya bir tuz atalım…

        Vuslat bu be gülüm… Sevdaların ötesi bu… Bulgur pilavının ayranı bu…

        Sevgili Ömer Aygün ağabeye Sivri tekke arkasından selam…

“Bir sevdaya tutulmanın ötesindeki hüznüne tutkunum…

Bulutlar karbeyaz olunca yangınlara set olur, Gül bahçesinde yâr nefesiyle huzur ve mutluluğun varlığı hissedilir. Soğan ekmeğe eyvallah yiğidim.

Yürüyor adımlar, yorgun akşamlar da caddelere iniyor.

Ey! Gül yüzlü çocuk, yetmişlik delikanlı, seksenlik Hatun ana…

Yüreğiniz, yüreğime indi bu akşam…

Ben bu şehri seviyorum…”

                                                                                                                                  26/12/2001

            Not: 1996 yılından itibaren ”Gönül Çeşmesi” köşemizde yayınlanan yazılarımızı zaman zaman tekrar paylaşacağız. Okuyucularıma teşekkür ediyor, saygı ve selamlarımı sunuyorum.

Osman BAŞ

"Osman Baş" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku