Dolar 18,7800 0.36%
Euro 20,1575 1.2%
Gram Altın 1.164,30 -0,16%
Çeyrek Altın 1.932,00 -0,31%
Bitcoin 434142 0.89734%
Ethereum 29677 0.44193%
Yarım Altın 3.864,00 -0,31%
Tam Altın 7.655,54 -0,47%
SOSYAL MEDYA BAĞIMLILIĞI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

SOSYAL MEDYA BAĞIMLILIĞI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

ABONE OL
05 Ekim 2020, 10:52:57
Prof. Dr. Ertuğrul Yaman, “Teknolojik ve dijital iletişimin yaygınlaştığı bu çağda, insanoğlu, sosyal medya ağlarında kendini kaybediş sürecini yaşamaktadır.”

Prof. Dr. Ertuğrul Yaman, sosyal medyanın aşırı ve bilinçsiz kullanımına yönelik önemli açıklamalarda bulundu. Sosyal medya bağımlılığının bireysel ve toplumsal yaşamda çeşitli bozulmalara ve sorunlara yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Ertuğrul Yaman, bağımlılıktan kurtuluş ve çözüm önerileriyle ilgili olarak sorumluluğun geniş boyutta yaygınlaştırılarak çalışmalar yapılması gerektiğini belirtti. Toplum yapısının korunmasının önemine vurgu yapan Yaman, “Devletin veya sorumluluk hisseden her kesimin, özellikle anne baba ve öğretmenlerin bağımlılığa giden adımları gözeterek önleme ve koruma çalışmaları yapmaları gerekir.” Dedi.

Sosyal medya bağımlılığının risklerini ve zararlarını anlatan Yaman, “Sağlığı tehdit ediyor, asıl işleri aksatıyor, şiddeti tetikliyor, uyku düzenini bozuyor, çocuklarda ve gençlerde gelişimi engelliyor, yüz yüze iletişimi azaltıyor, insanı yalnızlaştırıyor. Zaman öldürüyor, düşünme ve üretimi engelliyor, dedikodu ve gıybeti teşvik ediyor. Tembellik, miskinlik ve ataleti arttırıyor, korkaklığı arttırıyor, mahremiyeti öldürüyor, özentiyi arttırıyor. İnsanları (a)sosyalleştiriyor. Gerçek hayattan koparıyor. Aile içinde huzursuzluğa yol açıyor.” İfadelerini kullandı.

DÜNYA OLAĞANÜSTÜ HIZLA KÜRESELLEŞTİ

Prof. Dr. Ertuğrul Yaman, sosyal medyanın aşırı ve bilinçsiz kullanımının zararlarına yönelik gazetemize açıklamada bulundu. Yaman, “Yerkürenin olağanüstü bir hızla küreselleştirildiği çağımızda,şartlara uygun olarak mesafeler kısalıyor, iletişim ve etkileşim kolaylaşıyor. Böylesi bir ortamda, insanlık her geçen gün değer kaybederken eşyanın yükselişi ile birlikte sanallığın zirve yaptığı da gözlenmektedir. Söz yerindeyse, teknolojik ve dijital iletişimin yaygınlaştığı bu çağda,  insanoğlu, sosyal medya ağlarında kendini kaybediş sürecini yaşamaktadır. Tam da bu noktada üzerinde durmamız gereken kritik soru şudur: “Teknolojinin neredeyse jet hızıyla ilerlediği, medyanın sınır tanımadığı, iletişim ve etkileşimin yükseldiği bir yaşam, insanlık için ne getirmekte ne götürmektedir?” Bu sorunun yanıtları doğru, açık ve nesnel olarak tartışılmadıkça, doğrudan insan ürünü olan teknoloji ve sosyal medyanın insana yönelik yüksek risklerinden kaçınmak mümkün olmayacaktır.” Dedi.

TEKNOLOJİK VE DİJİTAL İLETİŞİM

Teknolojik yenilikler ve dijital gelişmelerin, insanın doğal ölçü ve ayarına zarar vermediği sürece yararlı ve gerekli olduğunu ifade eden Yaman, “Ancak; teknoloji ve dijital ilerlemelerden daha değerli olan insanın insanca yaşamasıdır. Bu bağlamda; insanın doğasında bulunan ve yaşadığı sürece ihtiyacı olan haberleşme ve iletişim ihtiyacını teknolojik yeniliklerden yararlanarak sürdürmesi son derece akla uygundur. Bu tür iletişimler, günümüzde sözü edilen sosyal medya adı verilen ağlar üzerinden yürütülmektedir. Sosyal Medya, günümüz koşullarında artık vazgeçilmez gereksinimlerden birisi olarak karşımızda durmaktadır. Sosyal medya, özellikle çocuklar ve yeni kuşak gençler için vazgeçilemez bir gereksinim biçiminde algılanmaktadır. Sosyal medya kullanımıyla ilgili olarak yapılan araştırma ve anketlerde elde edilen veriler ve ortaya konan algılar bize kimi gerçekleri işaret etmektedir. Bu bağlamda; çocuk ve gençlerimizin sabah uyanır uyanmaz sosyal medyaya bakmaları aile içi iletişim ve yaşadıkları duygular açısından analiz edilmeye muhtaçtır. Bu alışkanlığın sosyolojik ve psikolojik arka planı iyice araştırılmalıdır. Araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin verdikleri yanıtların en yüksek katılımlı olanlardan bir tanesi yalnızlık duygusu ile ilintilidir. Çocuklar ve gençler; yalnız kaldıklarında sosyal medyaya koşmaktadırlar. Bu duygunun bunca karşılıksız kalması ve sanal ortamlarda giderilme ihtiyacı önemlidir. Kaldı ki sosyal medyada iken aç ve susuz kaldığının farkında dahi olamayan bu kitle,  kendilerine zarar verebilmektedir. Sosyal medyayı sık sık kullanmaktan dolayı ailesi ile sorunlar yaşayanlar da az değildir. Öte yandan; öğrencilerin sosyal medyadaki arkadaşlıkları gerçek yaşamdaki arkadaşlıklara tercih eder noktaya gelmeleri de düşündürücü bir sonuçtur.  Öğrenciler,  sosyal çevre edinmek için gerçek ve canlı çevreler yerine sosyal medya araçlarını kullanıyorlarsa, bu sorun üzerinde ciddi olarak düşünmekte yarar vardır.” şeklinde konuştu.

SOSYAL MEDYANIN AŞIRI VE BİLİNÇSİZ KULLANIMI

Sosyal medya iletişimlerinin bağımlılığa açık alışkanlıklar olduğunu kaydeden Yaman,“Sosyal medya iletişimi asla yüz yüze iletişimin yerini tutamaz! Nitekim; sosyal medya iletişiminde duygu aktarımı sınırlı kalmakta; çoğu kez ses, söz ve görüntü aktarımı sağlanmaktadır. Hiçbir iletişim bakmak, dokunmak ve sarılmak kadar doğal ve etkili değildir. Sosyal medyayı bilinçsiz kullanmanın gençler üzerinde fiziksel, biyolojik, psikolojik ve sosyal yönlerden birçok olumsuz durumlara ve hastalıklara yol açtığı yapılan araştırmalarda ifade edilmektedir: Örneğin, Twitter ve Facebook’u sürekli kullanmak sağ beyni bitirmektedir. Uzun süreli kullanılan teknoloji düşünce gücünü zayıflatmaktadır. Bu teknolojik aletlerden yayılan enerji ve ışınlar, beyin ve zekâ gelişimini olumsuz etkileyerek parkinson, demans, beyin tümörü gibi hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Teknoloji, kullanıcıları sosyal hayattan koparmaktadır. Kıvrak zekâyı, sanatsal aktiviteyi, hayal kurmayı ve sosyalliği kontrol altında tutan sağ beyni pasifleştirmektedir. Bundan dolayı gençlerin hem düşünce güçleri azalmakta, hem de kelime hazneleri azaldığı için konuşmaları akıcı olmamakta, aksanları bozulmaktadır. Günümüz koşullarında insanlığın yaşadığı gelişmeler, insanı kendinden, özünden, ailesinden ve gerçek dünyadan koparmaya sevk etmektedir. Daha açık ifade etmek gerekirse, teknolojinin aşırı bir hızla ilerlediği, dünyanın küreselleşerek küçüldüğü bir dünyada, insanın kendisiyle sınavı, gittikçe zorlaşmaktadır. En başta kendinden kaçış olarak adlandırılabilecek bu süreç, bir süre sonra, kendinden ve insanlıktan kopuşa dönüşmektedir. Sonrasında ise, sırasıyla bir arayış ve nihayet bir sığınışa dönüşmektedir. Kendinden, insandan, doğadan ve gerçek dünyadan kaçan insan, son çare olarak sanal ağlara sığınmaktadır. Bu sığınış, ilerleyen zamanda bir bağlanma ve bağlanışa dönüşmektedir.” Dedi.

SOSYAL MEDYA BAĞIMLILIĞININ RİSKLERİ VE ZARARLARI

Sosyal medya bağımlılığının, kişinin bireysel ve toplumsal yaşamında çeşitli bozulmalara ve sorunlara yol açabildiğini belirten Yaman, ”Sosyal medya bağımlılığının onlarca risk ve zararını şu şekilde özetlemek mümkündür: Sağlığı tehdit ediyor,asıl işleri aksatıyor, şiddeti tetikliyor, uyku düzenini bozuyor, çocuklarda ve gençlerde gelişimi engelliyor, yüz yüze iletişimi azaltıyor, insanı yalnızlaştırıyor. Zaman öldürüyor,düşünme ve üretimi engelliyor, dedikodu ve gıybeti teşvik ediyor. Tembellik, miskinlik ve ataleti arttırıyor, korkaklığı arttırıyor, mahremiyeti öldürüyor, özentiyi arttırıyor.İnsanları asosyalleştiriyor. Gerçek hayattan koparıyor. Aile içinde huzursuzluğa yol açıyor.

Yukarıdan beri özetleyerek sunduğumuz sosyal medyanın risk ve zararları elbette bunlardan ibaret değildir. Görünen görünmeyen daha birçok risk ve zararı da mevcuttur. Sosyal medyanın pek hissedilmeyen risk ve zararlarından bir tanesine özellikle dikkat çekmek istiyoruz. Sosyal medya, gerçek ve doğru bilgiyi perdeleyen bir işleve sahiptir. Sosyal ağlardan akan binlerce haberi, gerçek ve doğru bilgi zanneden büyük bir kitle mevcuttur. Bu bilinçsiz kitleler, haberdar olmakla derinlemesine bilmeyi birbirine karıştırmaktadır. Bu bilinçsizliğin ve sosyal medyadaki limitsiz özgürlüğün verdiği deli cesaretiyle âlimle cahil eşitlenmektedir.” İfadelerini kullandı.

BAĞIMLILIKTAN KURTULUŞ İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Sosyal medya bağımlılığının hemen herkesi tehdit eden çok ciddi bir sorun olduğunu vurgulayan Yaman, “Devletin veya sorumluluk hisseden her kesimin, özellikle anne baba ve öğretmenlerin bağımlılığa giden adımları gözeterek önleme ve koruma çalışmaları yapmaları gerekir. Sorumluluk, geniş boyutta yaygınlaştırılarak çalışmalar yapılmalı, toplum yapısı korunmalıdır. Koruyucu hekimlik, her hastalıkta olduğu gibi, buralarda da çok önemli olup her şeyin her çalışmanın başı olmalıdır.

İnsanlar, doğumdan itibaren korumaya alınmalıdır. Anne ve babalar, hayatın, yaşamın başından itibaren bilinçli olmalı, çocuklarını kabul edilebilir kurallar içerisinde yetiştirmelidir. Kuralsızlık, dağınıklık her zaman birçok sorunu istemeyerek de olsa karşımıza getirir. İnsanları bilgisayar masasından, kaldıracak yollar mutlaka bulunmalıdır. Cep telefonları da artık bilgisayar olarak kullanıldığına göre, çocuklar başta olmak üzere kullanım kontrol altına alınmalıdır. Kamuya hizmet veren STK’larla iş birliği yapılarak sosyal medyanın etkin ve bilinçli kullanılması anlamında eğitimler verilmesi önerilebilir.

İnternet ve/veya sosyal medya bağımlılığı konusunda yukarıdan beri sıralanan bütün önlem ve uygulamaların arka planında ve belki de temelinde aile tutumları yatmaktadır. Sebebi ve sonucu bakımından aile ve ebeveyn davranışları en etkili kurtuluş yöntemidir. Bu bağlamda ailelerin Dünyanın en harika işinin anne ve babalık olduğunu sürekli hatırlarına tutmaları gerekir. Aileler; çocuklarınıza ilgi ve sevgi göstermelidirler. Özellikle çalışan anne ve babalar, çocuklarıyla aralarında sevgi bağının oluşmasına ve kökleşmesine çok dikkat etmelidirler. Bağımlılığın önlenmesi ve engellenmesi için aile içi iletişim en etkili yoldur. Ebeveynler, çocuklarıyla açık iletişimler kurabilir ve problemleri yüz yüze konuşarak çözmeye çalışırlarsa, bu tutumları kesinlikle olumlu sonuçlar verecektir. Aileler, internet ve sosyal medyayı ölçülü ve kararında kullanarak örnek olabilirler. Aile; çocuklar ve gençler için en güvenilir ve sıcacık bir liman olmalıdır. En kesin çözüm aile içinde mutlu bir yuvada yaşamaktır.

İnternet veya sosyal medya bağımlılığı konusunda eğitimcilere de çok ciddi görev ve sorumluluklar düşmektedir. Her şeyden önce eğitimciler, çocuklara ve gençlere kendilerini sevdirmelidirler! Okulun sevilen, eğlenilen ve neşeli bir ortama dönüştürülmesi gerekir. Okul ortamları; bahçe, atölye, sanat ve spor alanlarıyla çocuklara uygun formata getirilmelidir. Okullarda atölye çalışmaları arttırılmalıdır.Gezi, kamp ve piknik etkinlikleri çoğaltılmalı, başarıya bağlı olarak cep telefonu olmaksızın katılım şartı getirilmelidir.  Okullarda beden eğitimi derslerine daha fazla yer ve önem verilmelidir. Derslerin dışında kalan zamanlarda, çeşitli egzersiz programları uygulanmalıdır. Okul dışı yaşamda da sporla, alternatif aktivitelerle uğraşılmalıdır. Medya okuryazarlığı konusunda öğretmene de öğrenciye de bilgi verilmelidir. Dijital oyun oynama belirli bir standart altına alınmalı, eğitimi verilerek neler yapılacağı çocuklara anlatılmalıdır. Oyun oynanacaksa zamanı, yeri ve süresi belli olmalıdır. Çocukta oyunlar bir sorun hâline gelmiş ise profesyonel yardım alınmalıdır.” Önerilerinde bulundu.

tokatgazetesi 73
Subscribe
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments