takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

29 Mayıs 2020 - 12:24:35 - 447 Okunma

Sessiz Bayram

Şehrin sessizliğinin yanaklarına dokunan baharın serin eli, bu defa bayram sevincini kuşatan uhrevi duyguların uzletinin derinliğinde sonsuzluğa kanat açmasına sebep oldu.  Derler ya, bir hayırda bir hayır vardır, bir şerde bin hayır vardır.  Gözümüzün görmediği, kulağımızın işitmek istemediği pandemim günlerinin geçmesini iple çekerken duyguların sema ile yer arasında, semadan öte yedi Süreyya kadar yükseltilen sessiz çığlıkların yüreğimizi burktuğu şu günlerde biraz daha kendimize dönmeyi, kendimizi anlamayı, varlık sebeplerimizi kavrayıp hesabını yapmayı Rabbim Ümmeti Muhammed’e nasip eyledi… 

Kaç on yıldır, yakın ve uzak dünyamızda meydana gelen olaylara kulak tıkayan vicdansızlığın, insafsızlığın, vurdumduymazlığın kirlettiği insanlık âlemine Rabbim öyle bir bela musibet etti ki, kimse bu iş beni ilgilendirmez,  benim ülkemin insanından beridir diyemedi.

Aslından anlayana büyük bir imtihan… Zaman zaman şu balkondan dışarıya bakıyorum… Şehrin akşamları sessiz, geceleri sessiz, sabahları bir başka sessiz… Her an, her lahza dudaklarımda ilahi bestelerle bilinmeyen âlemlere doğru bir garip yolculuğa çıkıyorum ve bu yolculukta bedelsiz ve bedensiz ilahi yemişler devşiriyorum. Bazen ışıldayan şehrin akşam semasında yıldızların davetsiz misafir olduğunu görüyorum. Her bir uhrevi yıldızın, rengârenk kanatlı meleklerin kanatlarına binip şehrimi cadde cadde, sokak sokak, ev ev dolaştığını, kutsanmış beldemin her dokusunu nakış nakış işlediğini görüyorum…

Ben nakşa bakıyorum, nakkaş bana balkıyor… İkimiz de Gerçek Nakkaş’ın önünde secdeye kapanıyoruz. Gecenin bitmeyen sırlarının içinde birbirimize yaklaşıyoruz… Yüreğimizdekileri birbirimizle paylaşıyoruz… O bana, “Ne haldesin?” diye soruyor, ben ona: “Hallerin içinde hâllenenlerdenim!”  diye cevap veriyorum… Sonra gönül soframıza yüzleri mütebessim; yoksul, zayıf, çelimsiz, gözleri kanlı yaşlarla dolu çocuklar geliyor, onlarla lokmalarımızı paylaşıyoruz. Çocuklar ağlayarak lokmaları ağızlarına götürürken, benim lokmalarım boğazımda düğümleniyor…

Bir çocuk, yüzünü benden çevirip elini uzatıyor simsiyah ufukları gösteriyor… Kapkaranlık ufuklarda ağlayan, sızlayan, ölen, ölümden beter acılar içinde kıvranan çocuklar, ufuklardan kanat takarak bize doğru uçuyor… Ben yerimde duramıyorum… Kâbus görmüş gibi fırlıyorum, kaskatı rüyalarımdan…  Etrafıma bakıyorum, her yer ateş kızıllığında; güneş mi beni yakıyor, ben mi güneşi yakıyorum, bilmiyorum…  Bir el, alıp beni yedi kat semaya doğru sürüklüyor… Geriye bakıyorum; şehirlerde kimsesiz çocukların elleri bayramlarda bomboş, gözlerinde hüzün bulutları… Ben ağlıyorum, gökyüzü ağlıyor; şehirler, ovalar, dağlar,  içimizdeki soğuk hüzünlerden buz kesiliyor… Sabah kalkıyorum, semanın yanaklarını öpmeye uzanan zirvenin dudaklarında kar zerreleri görüyorum… İçim serinliyor, şehir serinliyor… Geçmişteki bayram sabahlarını hatırlıyorum… Evimin her odasında neşe dolu kahkahalar… Dostlarla kurduğumuz safalı sofralar…

Ellerimi kaldırıyorum, içimdeki bütün acıları, bütün hasretleri, bütün vuslatları duaya döküyorum… Son dileğim: Allah’ım, bir daha bu millete böylesine öksüz, böylesine yalnız, böylesine sessiz bayramları yaşatma! Oluyor…  Sonra telefonu elime alıyorum; bildiklerimle, tanıdıklarımla mekanik kelimelerle ağında yeni bir dünya kurmaya başlıyorum…

"Mehmet Emin Ulu" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku