takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

20 Ağustos 2019 - 09:39:36 - 48 Okunma

Şehirli mi? Köylü mü ?

Sanayi devriminin , endüstriyel gelişimiyle teknolojinin yarattığı şehirli toplumunda, teknolojiye yenik düşen zamane insanı nelerini kaybetti? Köylü olmak mı ? Şehirli olmak mı? Yoksa bütün mesele İnsan olabilmek mi? Neyle dertlenirsen senin derdin o olur. Günümüzde sosyologların, psikologların bilim insanlarının en önemli derdi kaygısı insanlık nereye gidiyor.? Sorusuna cevap bulabilmek. Ne idik, ne olduk, ne olacağız sorularına gerçekçi cevapları bulabilmek için yaptıkları araştırmalarda ulaştıkları elde ettikleri deneysel ve nitelikli çalışmaları zaman zaman bizlerle paylaşıyorlar. Herkes kendi yaptığından ve yaşadığı çağdan sorumlu kanaatine ermek ve zamanın getirilerine uyumlu, insanlığın faydasına iş yaparak değişmek insanın en doğal yeteneği olsa gerek diye düşünüyorum.

Yaşadığımız şehrin bizi ne hale soktuğunu gözlemleyebiliyoruz. Şehirli insanı ele aldığımızda günümüzde patolojik sonuçlara ulaşmak çok kolay. Herkes depresif, ilaç kullanıyor. Hastalıklı insanlar topluluğu. İlaçlarla psikologlarla ayakta kalmaya çalışan çağımızın mutsuz insanı bütün bunların sebebi benim diyor. Uykusuzsam, depresifsem , öfkeliysem suçlu benim diyor. Kendisini suçluyor. Oysa ki sekiz kollu canavar gibi her yerden bize saldıran sistemi sorgulasa bir anlam arayışı içersinde çözüm üretecek belki de…

Şehirlerde topluca yaşamayı bize sanayi devriminin getirdiği fabrikaların yapay birlikteliği doğurdu. Maddeye ve paraya odaklı yaşar olduk. Tüketim toplumunun getirisi olarak, duygudan ve insanlıktan yoksunlaştık. Şimdi bu toplu kalabalık yaşamdan sıkılan arayış içine giren, doğasına uygun olanı özleyen aklını kullanan ve parası olan şehirli buralardan metropollerden çok çok uzaklara kaçıyor. Toplanma merkezleri olan metropollerden şimdi dağılma vakti. Doğaya yayılma vakti geldi. İnsanın insan gibi yaşayabilmesi ve insana layık bir yaşamı tercih etme, aklını kullanarak en doğruyla bağ kurarak doğal olana yönelme zamanıdır diye düşünüyorum.

İnsana layık olan Ahlaklı  kültür devriminin yeniden doğması için herkes üzerine düşeni yapması gerekiyor. Eşrefi mahlukat olarak yaratılan insanın en üst seviyedeki potansiyelini açığa çıkarması için bütün çabasını  insanın kendi kültürünü, kendisinin enerjisiyle yeniden yaratmasına harcaması gerekiyor. Bir yol ayrımındayız. Kapitalist sistemin getirdiği hastalıklı, hırslı, gözü kör, tek derdi makam, şöhret, para ve mal biriktirmek olan cahil şehirli mi.? Yoksa toprakla ve doğayla iç içe olan doğal yaşam içinde üreten, ekip biçen yüksek düşünceye sahip köylü mü.? Geçmişin içinde saklı olan geleceğimizi, en doğru, en yalın, en iyi, en temel, en ahlaklı, en güzel, en doğal ve organik olanı yaşayarak deneyimleyerek beraber yaşamamızın elzem olduğu ve birbirimize muhtaç olduğumuzun farkında olarak yeniden yaratmak için ayağa kalkmalıyız.

Bu kirliliğin, bu yozluğun, içinde tükenmeden elimizde kalan en saf yanımızla küllerimizden doğan yeni ve farklı bir kültür inşa etmeliyiz. Bu düzenin içinde otantikliğimizi korurken doğayla içiçe olmak, toprağa dokunmak kendimizi güvenli hissettiğimiz alanlarda yeni bir güzellik

doğurmalıyız. Şikayet etmeden, ayrıştırmadan, ötekileştirmeden, birleştirici bir ruhla biz olabilmeyi başarmak ve var olan güzellikleri korumak için çalışmalıyız. Bütün bunları gerçekleştirmek için ilk adımı biz atmalıyız. Yapabileceğin inandığın bir davranışın peşinden git ve yanlış olan bir şeyi değiştir. Kendi çapında. Çok çok büyük olmasına gerek yok. Sana verilen 40, 60 ,70, 80 yıllık ömürde önce kendini keşfet sanatsal, edebi olarak değiştir. Sonra dünya değişsin. Ve öyle bir özelliğin olsun ki sana insanlar baktığında feyz alsın.

Binlerce yıl önce yaşamış olan Hz Ömer dediğimizde aklımıza adalet geliyorsa, bizde onun ışığından bugün hala faydalanıyorsak, sende öyle bir davranış sergile ki senden sonra gelen tüm insanlıkta senden feyz alsın. Hz Ebubekir deyince aklına ne geldi? Güzel insanların adını andığımızda aklınıza ne geldi.? Hz Muhammet Mustafa sana neyi hatırlattı.? işte bütün bu örnekler karşısında insan fıtratına uygun, insan gibi insan olabilmek için yaşamalıyız.

Dünya var olduğundan bu yana, bu döngüselliğin içinde insanın yaratıldığı günden itibaren yazdığı tarih, doğurduğu ve yaşadığı medeniyet, kültürler, dinler zaman içinde doğdu ve öldü. Bizlerde günümüz teknolojisinin doğurduğu tutsak topluluğun karşısında var olmaya çalışıyoruz. Bizden sonra gelecek olan çocuklarımızın dünyasında ne kadar var olacağız.? Şikayet etmeden var olmaya çalışmalıyız. Sabırla iyiliği yoğurarak, doğacak olan güzelliğin çoğalmasına şahitlik etmek için çalışmalıyız. Yani ne ekersek onu biçeceğiz. Bunun bilincinde olmalı ve sistemin kölesi olmadan özgürce var olmaya çalışmalıyız.Doğayı bilinçsizce katleden nesle dur diyebilmek için bilinçli hareket ederek değişimi başlatmalıyız. Bu dünya hepimizin.

İnsan dünya köyünde yetişir. “Yaşadığın asra  yemin olsun ki, insan hüsrandadır, bunalımdadır. Sadece birbirlerine sabırla hayrı tavsiyeleşenler ve salih amel işleyenler kurtuluştadır.”   Ayetlerin ışığında, çatallı bu yol kavşağında nereye doğru gideceğimize karar vermeli. Dünya köyünde insan gibi insan yetiştiren köylünün  izinden mi ? yoksa çağın kapitalist düzeninin getirdiği hastalıklı şehirlinin izinden mi ? gideceğimize karar vermek çok zor olmasa gerek. Teknolojinin iyi yanlarıyla insanlığı  birleştirmeli, duyguyu kaybetmeden , insanlığımızı yitirmeden henüz vakit varken elimizden gelenin en iyisini dünyada yaşıyorken insanlık için, doğa için, dünya için yapmalıyız. Öyleyse yaptıklarımızla varız, iz bırakıyoruz. En iyisini en güzelini yapmak için hayatın içinde aktif olmalıyız. Güzelliklerde buluşmak dileğiyle…

Dünya Köylüsü

Ayla Bağ

"Ayla Bağ" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku