takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

13 Ekim 2020 - 10:19:13 - 436 Okunma

OVANIN BAŞI KEL OLMUŞ

Önceki bir yazımda, Artova Ovasını tanıtmıştım. Gün çalı (Dinar) köyü boğazından başlayarak, Çekerek suyunun Çamlıbel bucağını takiben, Sulusaray önlerine kadar devam eden büyük bir ovadır. On beş bin hektar genişliğindedir. Dikdörtgen bahçeye benzer.

İki tarafındaki yüksek dağlar, Bu bahçenin duvarıdır. Akdağ ve Çamlıbel sıra dağlarını üst kenardan birleştiren, onlarla aynı rakımlı dağlar vardır.

Bu başlangıç yerine “ ova başı” denir. Ovanın en geniş çayırlığıdır. Bu çayırlıkta on bir tane köy vardır.

Çayırlıktaki bazı köylerin arkasında ormanlık dağlar yükselir.

Son yıllarda yapılan cezaevi de bir köy kadar yer işgal etti.

Tüm köylerin büyük baş hayvanları sürüler halinde yıllarca o çayırda otladılar.

Çobanlar bir araya gelince aynı köyden, hatta aynı aileden kişiler gibi,  birbirlerini severlerdi.   Sürülerini gözetlerken, kendilerince eğlenceli gün geçirmeye çalışırlardı.

Büyükbaşlar, Sığır, kömüş, at ve eşek bir arada otlatılıyordu.

Bunlar çobanını yormayan hayvanlardır. Nedeni, ot ve suyun bol olmasındandı. Çayırda otlamayı bu hayvanlar çok sever. Çayır otunu kökünden kazıyacakmış gibi keskin dişleriyle biçerler.

Karnı doyan kömüş (manda) ler, otlamayı bırakır su bulurlar. Her tarafta çok sayıda su dolu dereler ve göller vardır. Önce içerek susuzluğunu giderir, sonra suya girer yatarlar.

Yattıkları yere göre çıkınca temizce yıkanmış olurlar veya Çamurla kaplanmış olarak da çıkarlar.

Ova başındaki bu çayırların elli yıl hayvanları beslediğini izlemiştim. Bir önceki yazımda köyüme gittim demiştim.

Anlattığım bölgede, avuç içi kadar çayırlık kalmamış.  O düz arazide kuru saman serilmiş gibi bir görüntü vardı. Uzun yıllar hep yeşil olan çayırların hepsi kurumuştu. Köyler yerinde duruyordu. Hepsi kel olmuştu.  Pide salonundan bakınca öyle görünüyordu.

Pideciyle konuşuyorduk, Kendisine o köyleri parmağımla gösterdim. Adlarını saydım. Onayladı. “ Bu bölgeyi tanıyorsun.” Dedi.

“Tanıyordum.  Tanıdığım ova başı böyle değildi. Ovanın başı kel olmuş. Neden?”  diye sordum.

Anlamadım kel olmuş ne demek?

Yeşil çayırlar yerini kuru saman serilmiş hale gelmiş.  “ Neden ?” diye sorumu yineledim. Anlattı:

“Önceden. Seninle benim gençlik yıllarımda şu dağlara (parmağıyla göstererek) çok kar yağardı. Aylarca erimezdi. Buradaki çayırların içi su dolu olurdu.

Şimdi kar yağmıyor. Azıcık kar ve yağmur sularını da göletler aşağı bırakmıyor.  Aslında çayırların kendi yeraltı suları da çok. Onu da biz elinden alıyoruz. “

“Nasıl alıyorsunuz? “

“Bak hocam, ben iş yerimde sondaj suyu kullanıyorum. Cezaevinde çok sayıda sondaj var. Her köyde sondaj kuyularıyla yer altı sularını çekip alıyoruz. Otlar yaşayacak kadar su bulamadıkları için böyle kuruyorlar. Bu görünen Ovanın on iki ay yeşil kaldığını bende biliyorum. Bu gün yılın yarısındayız. Görüntü bu işte.”

Bizim de görüntümüz bu işte.

İkimizde maske takıyoruz. İkimiz de yaşamaya korkuyoruz.

Doğaya acımasız davranıyoruz. O da bizden intikam alıyor.

Bu sadece gördüğümüz örneklerden bir tanesi. Yakılan ormanları, yapılan HES leri Altın bahanesiyle orman katliamını düşününce ne kadar acımasız olduğumuzu kendimiz biliyoruz. Asla kendimizi suçlamıyoruz. 04.10.2020

"Osman Kablan" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku