takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

2 Ocak 2020 - 09:59:02 - 163 Okunma

Onlar Kim Siz Kimsiniz?

Onlar bir tuzak kurdular. Farkında değillerken Allah da bir tuzak kurdu.( Neml Suresi 50. Ayet)

Birileri beyinlerimize “siz” ve “onlar” diye telkinlerde bulunuyorlar. Bunlar şeytan ya da beynelmilel emperyalizmin beyin yıkayıcıları. Biz de bu telkinleri alıyor “biz” ve “onlar” diye beynimize kodluyoruz ve bunlarla yaşamaya çalışıyoruz. Biliyoruz ki insanların davranışlarını inançları belirler. Dolayısıyla “onları” kötü diye algılayan bir beyin kendisini savunmaya başlar, “onlardan” korunmaya, “onların” her yaptığını kötülemeye, engellemeye çalışır. Hatta daha da ilerisi, “onlar”dan nefret etmeye ve “onlar”a savaş açmaya başlar.

Bir insanın nasıl davranacağını, ailesinden ve aldığı eğitiminden ziyade, hangi ortamda yaşadığı, temas halinde olduğu ortam belirler. Dış dünyanın üzerimizde oluşturduğu algılar, bizim tepkilerimizi belirleyen en önemli faktörlerdir. İnsan zamanla bulunduğu ortamın parçası olmaya, ortamdaki insanlar gibi davranmaya başlar. İnsanın içinde bulunduğu ortam, kendisi farkında olmadan, onun davranışlarını değiştirir. Bizim bulunduğumuz ortam hangisidir? Herkesi olduğu gibi kucaklayan, doğruya doğru diyen ve onu destekleyen ortam mı, yoksa her şeye “biz” ve “onlar” diyen ortam mı? Bu aynı zamanda insanı “eşref-i mahlukat” ya da “esfel-i safilin” olarak konumlayan ortamdır.

Cemaatler “onlar” ve” biz” der, spor kulüpleri “onlar ve biz” der, siyasiler “onlar ve biz” der. Son dönemlerde “biz” ve “onlar” zamirleri ne kadar çok kullanılır oldu. Dinlerin onları, cemaatlerin onları,  ulusların onları, uluslar içinde toplumsal sınıfların onları, siyasetin onları, ticaretin onları, cinselliğin onları, herkesin onları var. Hatta bazı durumlarda hemşehriler de “onlar” ve “biz” deyip ve bu ayrımı maddi kazanç sağlamak için kullanır oldular. Arapların İslamiyet’ten önceki durumları da böyleydi! Kabilelerin birbirine bakışı, aralarındaki ilişkiler, birbirlerine olan üstünlükleri “onlar” ve “biz” ayrımının en bariz yaşandığı tarihlerdi. Bunu da genellikle putlar üzerinden yaparlardı.  İslam’ın doğru okunuşu ve anlaşılmasıyla bu durum bir çırpıda ortadan kalktı ve üstünlük “takvada” yaşanmaya başlandı. Bunu da belirleyen yüce yaradan olduğu için kulun kulu kınaması dolayısıyla “onlar” ve “biz” diye ayrım yapması söz konusu olmadı. İslam’a sonradan sokulan hurafeler bunun dışındadır.

“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.”( Hucurât Suresi – 13 . Ayet)

Türk insanı son dönemde çeşitli kamplara ayrılmaya çalışılıyor. Kürt-Türk ayrımı, Alevi-Sunni ayrımı, Tarikat üyesi-Diyanete inananlar ayrımı, üç büyük takım taraftarı ayrımı, AKP+MHP-CHP+ittifakları ayrımı… Bu Batının dünyaya ihraç ettiği etnik ayrımcılığın bir benzeridir. Zira etnik ayrımcılıkla kendi dışındaki ülkeleri böldüler, meşgul ettiler, birbiriyle savaştırdılar ve arkasından da sömürdüler. Türkiye üzerinde oynanan oyunların temel saikı de tam da bu olsa gerek. Buna inananlar tarihten beri olmuştur, devam da ediyor  ve ileride de olacaktır. Bunun olması için de düşman zaten çalışıyor.

Son zamanlarda Türkiye siyasi olarak ikiye bölündü. “Biz” ve “onlar.”  %51’e ulaşmak için keskin bir ayrıma gidiyor Türkiye. İktidarı “biz” ele geçireceğiz, “onlara” yar etmeyeceğiz! Temel zihniyet bu. Bu mantık son derece tehlikeli bir mantıktır, bu mantık “ne olursa olsun” mantığıdır. Bir kere bu mantık hayra hizmet etmez. Nitekim olaylara biraz kulak veren, gözünü açan herkes bunu görür. Bu mantık ötekileştiren bir mantıktır. %51’i bulmak için her şeyi meşru gören bu mantık sadece düşman yetiştirir. %51’in içinde ne olacak? Yalancılar, hırsızlar, imansızlar (iman, ben inandım demek değildir), ikiyüzlüler, çıkarcılar, eyyamcılar, fitneciler… Ne ararsanız bunun içinde bulabilirsiniz. Çünkü millete vereceği bir şey olmayan, akılcı ve makul projesi olmayanlar ve de emaneti taşıyamayacak durumda olanlara bu millet iktidarı vermez. Dolayısıyla, buna rağmen illa da iktidar olmak istiyorlarsa mutlaka gayrimeşru yollara tevessül edecekler. İşte Türkiye tam da bu ayrımdadır. Bizim bizimkilerin yaptığı şey; onları kötülemek, yalan haberler çıkarmak, milleti manipüle etmek, her güzel şeye bir kulp bulmak… Bunun tersi ise, yani öbür bizimkilerin de tutumu şu oluyor: Onların geçmişini ortaya dökmek, kendilerinin yanlışlarını görmeden her şeyi toptan doğru kabul etmek şeklinde olmaktadır. Ben bunu görsel, yazılı ve sosyal medyada görüyorum.

Çoğu haber ve yorum kanalları her akşam altı kişiyi stüdyolarında konuk ediyorlar. Bu altı kişiyi karşılıklı oturtuyorlar. Üçü “biz” oluyor, diğer üçü de diğerlerine göre “onlar” oluyor. Tersinden bakıldığından da durum aynı. Sunucu ortaya bir konu atıyor ve tartışma başlıyor. Tartışmada doğruyu bulma, en doğrusuna ulaşma diye bir durum söz konusu değil. Haa, içlerinde düzgün ve samimi olanlar yok mu? Elbette var. Ancak hakikate, baştan kılıçlar çekilerek ulaşılamaz. Bunların amacı üzüm yemek olmadığı için karşı tarafı manipüle ederek susturmanın yolunu arıyorlar ve kendi mahallesinin horozluğunu yapıyorlar. Karşı tarafı suçlama da yalan üzerinden, kendi tarafını aklamak da yalan üzerinden yürütülen tartışmalar olduğu için rahmani bir yapı ortaya çıkmıyor. Hatta “onları” konuşturmamak, konuştuklarının anlaşılmaması için münazara adabının dışına çıkılıyor, ahlaksızca karşı tarafın konuşması kesiliyor. Doğrunun ve kendilerinin yalanlarının ortaya çıkmaması için bunu edepsizce yapıyorlar, dinleyicinin de bir şey anlaması söz konusu olmuyor. (Yıllar önce Reha Muhtar bunu yapardı. Bir keresinde bu tür programlar için “enüklerin havlaması” yazısını yazmıştım.)

Bu durum bir tür körlüktür. Kalbin ve vicdanın körlüğü. Bu hastalık Türkiye’yi bir yere götürmez, aksine geriye götürür. Demokrasiye en büyük düşmanlık budur ve demokratik bir tavır değildir. Türk insanının birbirine “biz” ve “onlar” deme lüksü yoktur. Çanakkale’de dedik mi, Sarıkamış’ta dedik mi, Suriye’de deniliyor mu? Demokraside ülkeye hizmet vardır ve bu siyasetle olur. Siyasetin özü de ahlaktır, vicdandır ve çalışkanlıktır. İyi yapılan şeyler takdir edilir, daha iyi yapacağını da akılcı bir şekilde ortaya koyarsın ve milletten ruhsat istersin. Eğer rakiplerinin hatası, eksiği, yanlışı varsa bunu meşruiyet çerçevesinde millete anlatır, kendi siyasi anlayışını da millete anlatırsın. Milleti gayrı meşru yollardan kendi zaaflarının taşıyıcısı yapmazsın. Biz onlara(!)  “bu hükümet dünyanın en doğru işini bile yapsa bizim bu hükümeti alkışlayacak halimiz yok. Milletin bize verdiği görev bu kardeşim” dersek, bu millete nefretten başka vereceğimiz hiç bir şey olmaz. Bu kafa milli değildir ve bu kafa %51’i yakalamak için en azılı düşmanlarımızla bile işbirliği yapabilirler. Tarihte biz bunu çok yaşadık. En son da 15 Temmuz’da yaşadık.

Dediğim gibi, son dönemlerde en çok kullanılan zamirler “biz” ve “onlar” oluyor. Millet dediğimiz bütünü ikiye bölüyoruz; biri bizim de içinde yer aldığımız “biz” diye ifade ettiğimiz bir grup, diğeri de bizim içinde yer almadığımız, karşı olduğumuz kişilerin oluşturduğu “onlar” grubu! En basit tartışmada bile iki karşıt gruptan söz ediyoruz. Kendimizle benzer düşünce ve yaklaşımları benimseyen insanlarla bir arada olmaktan zevk alırken, bizimle benzer yaklaşımları benimsemeyen insanlarla vakit geçirmekten nefret ediyoruz. Aslında aramızdaki ayrım sadece bu ülkenin menfaatine olan şeylerde yarışmak üzerinde olması gerekmiyor mu? Bu milleti oluşturanların milli meselelerde “biz” zamirini kullanarak aynı hedefe kilitlenmeleri gerekmez mi? Ancak bu durumda, millet düşmanlarının bizim üzerimizde gerçekleştirmek istedikleri düşmanlıkları, ekonomik saldırıları, terör saldırılarını bertaraf etmek mümkün olur. Aslında “biz” ve “onlar”, yazı ile tura gibi aynı paranın iki yüzü gibidir. Dolayısıyla onlara, “onlar” dedirten,  bunu topluma dayatmak isteyenlere karşı ortak bir “biz” olduğumuzu söyleyebilmek, ortak bir “biz”i oluşturabilmek elimizdedir.

Son olarak ilahi mesaja kulak verelim derim.

“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirine düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız.” (Âl-i İmrân Suresi – 103 . Ayet)

 

İsmet YALÇINKAYA

30/12/2019

"İsmet Yalçınkaya" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?




PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku