takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

12 Ekim 2019 - 10:08:26 - 46 Okunma

OLUMLU YAŞAMAK

Emekli fizik uzmanı doktorumuz Fahrettin Kartal’la statta yürüyüş yaparken tanıştım. Gün aşırı yürüyüşlere geliyordu. Uzun boyu, güneş görsün diye giydiği atletiyle dikkat çekiyordu. Jimnastiğimi bitirdikten sonra beraber yürüyerek sohbet ediyorduk. Yürüyüş ve jimnastik hareketleri ile ilgili doğruları ondan öğreniyordum. Memleket meselelerindeki doğruları geniş kültürü ile anlatıyordu. Yaptığı fedakarlıklar karşısında gördüğü vefasızlıklar yüzünden okunuyordu. Yürüyüşümüz bitince arabasıyla beni eski müze önünde bırakırdı.

Bir ara uzun bir süre yürüyüşe gelmedi. Merak içinde gözüm stadyumda onu arar oldu. Bir gün Cumhuriyet meydanında rastladım. Hoş beşten sonra yürüyüşlere neden gelmediğini sordum. Arabayı sattığını söyledi. Yenisini  alırsın yürüyüşlere devam ederiz dedim. Daha almayacağım, bir ay içinde üç kaza yaptım ve üçünde de yüzde yüz suç bendeydi, demek ki araba kullanma yeteneğim azalmış, dedi. Düşüncesinde haklı olduğunu söyleyerek olumlu karar verdiğini bildirdim.

Bu görüşmeden sonra doktorumu iki yıl göremedim. Merak ediyor, hastalanmasından korkuyordum.  Geçenlerde evini sorarak kapısını çaldım. Yardımcısı olan bir hanım açtı. Evi çok güzel, düzenli, her taraf pırıl pırıldı. Eşi olduğunu sandığım doktorumun yaşında zarif bir hanım bahçede olduğunu söyledi. Yardımcıları bahçenin yolunu gösterip sandalye getirdi. Doktorumu her tarafı binalarla çevrili evinin arkasındaki cennet gibi bahçesinde buldum. Seksen beş yaşına rağmen ot biçme makası ile otları traş ediyordu. Hasretle kucaklayıp hal hatır sordum. Biraz zayıflamıştı. Nedenini sorunca  “olması gereken kiloma indim, sağlığım için zayıfladım, günde bir dilim ekmek yiyorum, sağlığımda bir sorun yok” dedi. Sevinerek sohbete başladık.

Hz. Süleyman “akıllı insanın ağzı kalbinde, akılsız insanın ise ağzındadır” demiş. Doktorum, gülümseyen yüzüyle kalbinden konuşuyordu. Hoş sohbetiyle, olumlu düşünceleriyle sohbetine doyulmuyordu. Nefis kahvemizi yudumlarken sohbetimize devam ettik. İnsan bahçede oturmaya doyamıyordu. Bahçe 60 – 70 metrekare kadar bir yerdi. Etrafı saksı ve toprağa dikilen çiçek ve bitkilerle süslenmişti. Kuşluk ve ikinci arasında güneş görmesine rağmen hepsi yemyeşil ve bakımlıydı. Hastalarına baktığı gibi şimdi de onlara bakıyordu. İlaçları ve gübreleri yanı başındaydı. Zemin çimle kaplıydı. Orada oturanlar için oksijen deposuydu.

Gitmek için kalktığımda bahçenin çevresindeki ve evin zemin katındaki odaların nasıl değerlendiğini gördüm. Evinin altında muayene odası hala duruyordu. Duvarda kütüphanesi vardı. Kitaplar düzenli duruyordu. Kurban kesip yüzme çengeli bile vardı. Bahçenin kenarında her türlü tamir aletleri, takım sandığı mevcuttu. Kilerinde kışlık cevizinden kurutulmuş biberine kadar her şey vardı. Yani elli yıl önce ki Türk evi gibiydi. Paldır küldür değil düzenli bir yaşam kurmuştu. Keşkelerle değil iyikilerle yaşıyordu. Her an hareketli olan yaşamıyla yattığı yerde değil yaşarken ölmek istediği belliydi. Daha nice mutlu ve sağlıklı yaşam dileğiyle ayrıldım.

"Mehmet Tapar" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku