takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

25 Ocak 2020 - 11:01:00 - 355 Okunma

ÖĞRETMENLİĞİMİN İLK YILLARI VE EVLİLİĞİM

İlkokuldan sonra hiçbir ağır işte çalışmadan, kendimi yatılı okullarda buldum. Zaten ağır iş yapacak bünyem de yoktu. Çelimsiz bir şeydim. Bir gün çift sürmeye gittim de kalbim çıkacak gibi çarpıyor, göğüs kafesime sığmıyordu. Bir iki baş gidince pes ettim öküzleri çözdüğüm gibi doğru köye geldim. Köyde de düğün vardı aksi gibi “Şuna bak çift sürmeye gitmişti. Bu saatte gelinir miymiş diye kınayan kınasın, bana ne. Yürütemedim işte bu işi.

Yatılı okullarda “Dağdan yayılıyor gölden içiyor.” hesabı elimi sıcak sudan soğuk suya vurmadan yüksek okulu bitirdim. Bir liseye edebiyat öğretmeni oldum. Oldum olmasına ya yatılı okulların hizmetlerinden yoksun kaldığım için sudan çıkmış balığa döndüm.

Bir yıl kadar, lisenin pansiyonunda belleticilik yaptım. Bu süre boyunca yemeğimi oradan yiyorum, çamaşırım yıkanıyor pantolonum ütüleniyor. Yatılı okul hayatımı sürdürdüm. Bu saatlere kadar çarşıdan bir ekmek bile almadım. Yani gerçek hayatla ilgili en küçük bir bilgi ve deneyimim yok.

Seneye belleticiliği bırakıp eve çıkarsam ev kiralayacağım, kap kacak, soba, yatak yorgan alacağım. Bunların altından kalkmak benim kârım değil. ya acele evleneceğim ya da bundan sonra otelde yatıp, lokantada yiyip, hamamda yıkanacağım. Yine de bir köy ortaokuluna atanmadığıma şükrediyorum…

Benimle gelecek annem babam, kız kardeşim yok. Kesinlikle evlenmem gerek. Köyde kız annelerinin hepsi yeşil ışık yakıyor. Çünkü öğretmen olmuşum. Hem de şehir öğretmeni. Kızımızı verirsek, şehir yerde oturur, kaynana kaynata kahrı çekmez. Böyle damat adaylarına buralarda “Çöpsüz üzüm” derler. Ama ben araştırmalardayım. Acelem yok. Şimdilik lisenin pansiyonunda görevliyim.

Çorum’da bir kız gösterdiler. Babası zenginmiş. Kız tarafına haber uçurulmuş, ışık hızıyla. Ne var ki benim kilom, elli yedi elli sekizlerde dolaşırken o, göz kararı en az seksen sekiz gösteriyor. Öğretmenimle eniştemi istemeye gönderecektim. Ali ağabey, kız ile konuşmadığımı öğrenince beni ayıpladı. “Biz de seni adam sanıyorduk. İnsan tanımadığı, huyunu suyunu bilmediği ile evlenir mi?” deyince vazgeçtim. Ali ağabey, diyorum bir de kilolarımızı öğrenseydi, bayramlık ağzını sonuna kadar açar, benİ yur yur (Yıkamak) başımdan aktarırdı. Yengeme “Benim için kimse, dünür falan gitmesin” deyip kendimi Tokat otobüsüne dar attım.

Tokat’ta bir arkadaşımın baldızı olduğunu söylediler. Arkadaşla tanıştım. “Senin bir baldızın varmış. Akraba olalalım mı?” Teklifimi olumlu karşıladı. “Neden olmasın. İkiniz de ekmeğinizi elinize aldınız. Şimdi yuva kurmanın tam zamanıdır.” “Nasıl tanışırız peki?” “Kolay canım dört kişilik bilet alırım, eşim baldızımla sinemaya gideriz. Orada görüşürsünüz…”

Sinemaya gittik. Baldız bana çok soğuk geldi. Vedalaşıp ayrıldık. Sonraki günlerde sık sık soruyor arkadaş, kararımı. Ben kırk dereden kırk su getiriyorum. Bayram tatilinde memlekete gideceğimden bacılarıma kardeşlerime, eşime dostuma danışacağım bahanesiyle erteledikçe erteliyorum. Nihayet bir gün elimi yüzüme alıp bu işin olamayacağını kesin bir dille bildirdim.

Belletici arkadaşım nişanlanmıştı. “Seni biriyle tanıştırayım “ dedi. “Nişanlımın arkadaşı. Aynı sınıfta okumuşlar, aynı bankada çalışıyorlar.”

Arkadaşımla beraberce hesap açtırmaya gittik. Bankoya yanaşınca “Buyurun Rasim Bey, hesap mı açtıracaksınız?” Dışarı çıkınca “Bu hanım beni nerden tanıyor?” dedim. Geçen yıl öğrencilerimizdendi ya!” Ben Yurdanur’u görüyordum ama bu hanımı hiç anımsamadım.

Tanıştık, beğendik. Mazbut bir ailenin ciddi kızıydı. Ama kız istemeye kimi göndereceğiz?

Hacıbektaş’ı Veli Derneği’nin kerli ferli heybetli ve muhterem başkanı öğretmen Veli Yıldız’a durumumuzu anlattık. Görevi memnuiyetle üstlendi. Arkadaşlarımla bu işi yaparız. Siz tasalanmayın” dedi.

Gidip gelip soruyoruz. “Araştırıyorlarmış” diyor. Bir gün, “Onlar seni araştırırken, ben de onları araştırıyorum. Hangi dilden anlıyorlarsa o dilden konuşacağım.” dedi.

Söz kesilip kahveler içildiği gecenin sabahı, telefonda “Ne olur Vazgeç!” diye ısrar eden biri, ilk çocuğumun doğumunu “Oğlun oldu!” diye müjdeliyordu.

Yaz tatilinde 23 Temmuz’da mütevazı düğünden sonra kiralık evimize taşındık. Artık saat on sekizden sonra arkadaşım nişanlısını, ben eşimi bankadan alıp evlerimizin yolunu tutar olduk. Eve gelinceye kadar eşimin yönlendirmesiyle, kasaba, manava, fırına uğrayarak hem evliliği hem hayatı öğreniyordum. Parayı ben taşıyordum ama talimat ondaydı. Çünkü o, şehir kızı olduğundan neyin nerede satıldığını, evimizin ihtiyaçlarını benden iyi biliyordu. Aynen davulun bende, tokmağın onda olduğu gibi…

Kayınvalidem terziydi. İhtiyacı için Mediha’yı çocukluğunda sık sık çarşıya gönderirmiş. Ne zaman “Medihaa!” diye seslense Mediha, “Çarşıı!” diye isyan eder, yine de gider istenenleri alırmış. Yani Mediha, hayatı da evliliği de çocukluğunda öğrenmiş.

Şimdi bana öğretiyor ama umut yok, bende. Öğrene bileceğimi sanmıyorum, kolay kolay…

"Rasim Canbolat" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?




PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku