takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

2 Aralık 2019 - 09:56:41 - 170 Okunma

“Ne Verirsen Elinle, O Gelir Seninle”

Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da vardır. (Hadîd Suresi 11. Ayet.)

Bu ayette geçen, “Allah’a güzel bir borç verme” ifadesi mecazi olsa gerek. Zira Allah’ın, paraya ya da herhangi bir yardıma ihtiyacı yoktur. Allah Kuran’da, Müslüman’ın, aslında bu parayı ahiret sermayesi olarak Kendisine gönderdiğimizi ima eden bir mesaj göndermiş bizlere.

Bu ayeti ilk duyanlar, “Allah’a borç verilir mi” diye şaşırmış olabilirler. Fakat Rabbimiz bu tabiri Yüce Kitabında kendisi kullanıyor ve “Allah’a güzel bir borç verecek olan kimdir?” diye soruyor. Yani hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, “Malik” sıfatıyla tüm kâinatın sahibi olan yüce Allah, fakir-zengin ayırt etmeksizin tüm kullarından borç istiyor! Nasıl bir borçtur bu? “Rezzâk” olan Âlemlerin Rabbine “borç vermek” demek, yardıma muhtaç olanlara sadece ve sadece Allah rızası için yardım etmek demektir.

Geniş bir çerçeveden bakıldığında herkes Allah’a borç vermek için farklı yollar bulabilir. Bu borç, bir kişi için infak olup Allah yolunda malını harcamak olabilir, başka bir kişi için maddi imkânı olmadığından dolayı bedeniyle Allah yolunda çalışmak olabilir, birilerine ilim öğretmek olabilir…

Eski çağlardan beri her toplumda dar gelirli, kazancı ailesini geçindirmekte yetersiz kalan, yaşlı, kimsesiz, bir kaza sonucu iş görebilme yeteneğini yitirmiş veya doğal afet, savaş gibi dış etkenler nedeniyle muhtaç duruma düşmüş, doğuştan özürlü ya da dermansız hastalığa yakalanmış kişiler hep var olagelmiştir. Allah, bunların da rızkını yaratmış ve sağlam kulların inisiyatifine bırakmıştır! Kuran’da değişik ayetlerde insanlığı üzerlerindeki bu kul haklarını sahiplerine iade etmesi için uyarıyor. Arkasından, karşılığını kendisinin ödeyeceğini de beyan ediyor.

Türk toplumlarının hayatında gerek İslâmiyet’i kabul etmeden önce, gerekse sonrasında sosyal yardım ve güvenlik önemli bir yer tutar. Göktürk İmparatorluğu’na ait Orhun Abidelerindeki ifadeler, Türk Hakanlarının toplumsal düzeydeki yardımlara verdikleri önemi açıkça göstermektedir. Orhun Yazıtlarından ve Kutadgu Bilig’den edinilen bilgiye göre, halkı yoksulluktan kurtarmak, tebayı aç ve çıplak bırakmamak Türk Hakanlarının başlıca görevlerinden biri olmuştur.

Türkler, Müslüman olmadan önce gösterdikleri toplumsal yardımlaşma ve dayanışma geleneğini, İslâmiyeti kabulden sonra daha da geliştirerek asırlarca devam ettirmişlerdir. İslâm, sosyal adaletin sağlanması için birçok prensipler koymuş, zengine karşı fakiri korumuş, iktisadi ve sosyal hayat için çok adilane bir sistem ortaya koymuştur. Çünkü İslâm dini, “insanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olanlardır “ diyerek, sosyal yardımlaşmaya ibadet nazarından bakmış, onu rahmet vesilesi görmüştür.

Eski Türklerden beri toplumsal hayatımızda önemli yer tutan sosyal yardım kuruluşlarının başında Vakıf kurumları gelmektedir. Sosyal yardım konusunda Selçuklu ve Osmanlı dönemine damgasını vuran Vakıf kültürü gittikleri yerlere medeniyet götürmüş, oraları mamur etmiştir. Bu doğrultuda padişahlarda olduğu gibi padişah hanımlarının da belirgin özelliklerinin en dikkate değer yönleri cami, mescid, medrese, çeşme, hastahane ve imaret gibi imar faaliyetlerinde bulunmaları ve bu girişimleri desteklemeleridir. Medeniyet tarihimizde su yolları, su kemerleri, çeşme ve sebiller, yol, köprü, aşevi, misafir evi, dul evi, mektep, medrese, kütüphane, hastahane, öksüz kızlara çeyiz, hapishanelerdeki borçluların borçlarının ödenmesi, kale yapımı, istihkâm, donanmaya yardım, askerin teçhizatı, deniz fener inşası, yetim dul ve muhtaçlara yardım, ders malzemesi, fakir cenazelerinin kaldırılması, hayvanlara gıda verilmesi, kuşlara yem verilmesi için vakıflar kurulmuştur. Mesela bunlardan Mihrişah Vâlide Sultan İmarethânesinde, 1792 yılından itibaren yaklaşık 230 yıldır yoksul insanlara kapılarını açarak günde yaklaşık 2 bin kişiye sıcak yemek verilmektedir.

Birçok hadis kaynağında Hz. Peygamber’in hayvanlar ve diğer tüm canlıların su ihtiyacının giderilmesini teşvik edici kıssaları vardır. Bunlardan biri, Ebû Hureyre (ra)’dan, Allah Rasûlü buyurdu: “Bir adam yolda yürürken susadı, bir kuyu buldu, içine inip su içti. Yukarıya çıktığı zaman dilini çıkarıp susuzluktan toprak yalamakta olan bir köpek gördü. Adam: Zavallı hayvan tıpkı benim gibi susamış dedi ve derhal kuyuya indi ayağındaki pabucunu çıkartıp içine su doldurdu, ağzına alıp yukarıya çıkardı ve köpeğe içirdi. Allah onun bu hareketinden memnun kalıp bağışladı.” Ashab, bunun üzerine “Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim için hayvanlara yaptığımız iyilikler hakkında ecir var mıdır?” diye sorunca: “Her ciğer taşıyan canlı için yapılan iyilikte sevap  vardır” buyurmuştur (Diyanet, Sahîh-i Buhârî…)

Allah yolundaki her infak, aslında Cömertler Cömerdiyle bir alışveriştir. Allah bunu şöyle bildiriyor: Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.” (Muhammed Suresi 7. Ayet)

Günümüzde dünyada her gün ortalama 4,900, her yıl ise toplam 1,8 milyon çocuk kirli sulardan ve sağlıksız koşullardan kaynaklanan hastalıklar nedeniyle ölüyor.  Bu ölümlerin önemli bir kısmı Afrika’da yaşanıyor. Afrika Kıtası kuraklığın çok uzun yıllardır devam ettiği bir bölge. Ancak Afrika, yer altı su kaynakları açısından fakir bir kıta değil. Ekonomik yetersizlikler bu suyun yüzeye çıkarılmasına engel oluyor. Afrika’nın çölleşmesinde ve kuraklığın daha çetin olarak yaşanmasındaki bir diğer faktör de sömürge dönemlerinde Batılı sömürgecilerin uygulamış oldukları tarım politikalarında yatıyor. Afrika insanı geri kalmışlık, eğitimsizlik yüzünden bu su kaynaklarına ulaşamıyor. Sömürgeci ülkelerin amacı Afrika insanına merhamet göstermek değil Afrika’daki yer altı zenginliklerini ele geçirmektir. O yüzden Afrika’daki kuraklık batılı ülkelerin umurunda değil. Dolayısıyla tarihi misyonumuz ve inancımız bu ülkelerin sıkıntılarına merhem olmayı bize farz kılıyor. Bu konuya dikkat çeken bir hadisi sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Her kim ki, elbise ihtiyacı olan bir Müslüman’a elbise giydirse, Allah da ona cennetin yeşil elbiselerinden giydirir. Hangi Müslüman aç bir Müslümanı doyurursa, Allah da onu cennet meyvelerinden doyurur. Hangi Müslüman susamış bir Müslümana su verirse, Allah da ona içerisinde güzel kokuları olan cennet içeceği içirir.” (Ebû Dâvûd, Zekat, 32; Tirmiz)

İnsan ölümsüzleşebilir mi?

İnsan elbette ölümsüzleşir. Peki nasıl?

İnsan, eser bırakmakla ölümsüzleşir! Muhtaçlar için hayırda yarışanlar ölümsüzdürler! Evet, eser bırakan insanlar ölümsüzleşirler. Bir insanın ölümü onun isminin anılmamasıyla gerçekleşir. İsmi anılan, arkasından dualar edilen herkes ölümsüzdür, çünkü bunların amel defterleri kapanmaz, açık kalır.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) buyuruyor ki:

“İnsanoğlu öldüğü zaman amel defteri kapanır. Ancak üç kişi bundan müstesnadır. Sadaka-i cariye yapanlar, topluma faydalı bir ilim bırakanlar, kendilerine hayır ve dua eden evlatlar yetiştirenler.”

Hadiste sevabı ölümden sonra da devam eden üç amelden bahsedilmektedir. Bunlardan biri de sadaka-i câriye’dir. Herkesin faydalandığı ve varlığı devam ettiği müddetçe sevabı da devam eden hayırlardır. Câmi ve mescidler, mektep ve medreseler, yollar ve köprüler, çeşmeler ve sebiller, hanlar ve hamamlar, her çeşit hayır vakıfları bunun örneğidir. Bunları yapanların, yapımına katkı sağlayanların amel defteri kapanmaz ve sevabı sürekli olur.

Mülkün sahibi Allah’tır ve hiç kimse biriktirdiği maddi varlıkları öbür dünyaya götüremez, emanetleri varislerine teslim etmek zorundadırlar. İnsana verilen nimetler birer emanettir ve bu nimetlerin asıl sahibi Allah olduğuna göre¸ insanın kendisine verilmiş olan nimetlerin bir kısmını israfa kaçmadan harcamalı bir kısmını da ihtiyacı olanlara dağıtmalı.  Eğer Allah’ın bize vermiş olduğu bu dünyadaki fânî nimetleri bâkîye çevirmek istiyorsak bunun yolu sahip olduğumuz servetle Allah rızâsı için bütün insanların faydalanacağı hayır müesseseleri kurmalıyız ki¸ amel defterimiz biz öldükten sonra da kapanmasın. Zira hayatımız boyunca yaptırdığımız her tür hayır müessesesi dünya üzerinde kaldığı ve insanlar bunlardan istifade ettiği sürece sevabımız amel defterimize yazılmaya devam edecek, yani ölümsüzleşeceğiz.

İsmet YALÇINKAYA

"İsmet Yalçınkaya" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku