takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

3 Kasım 2011 - 08:00:04 - 312 Okunma

LİDERLİK VE YÖNETİCİLİK

Günümüzde liderlikle yöneticilik genelde birbirine karıştırılan kavramlardır. Liderlik bir sanattır. Sonradan lider olmak çok zordur, liderlik genlerde olan bir şeydir. Çoğu insan lider görme şansını yakalayamaz; bir lideri tanımadan ömrünü tamamlayanlar çoktur. Çevremizde gördüklerimiz, bir siyasi parti başkanı, bir işletmenin müdürü, bir bakan vs. Bunlar lider değil yöneticidir. Herkes yönetici olabilir. Yöneticilik, yeteneksiz de olsanız bir gün sizi oturtacakları koltuktur… Ama liderlik başka bir şeydir. Bir kurumda karşılaştığımız idareciler lider değil yöneticilerdir. Yöneticiler; liderlerin gösterdiği hedeflere bir ülkeyi veya kuruluşu kazasız belasız bir şekilde götüren kişilerdir.


Türkiye’nin kendine özgü ekonomik kalkınma modeli, siyasi ahlakı, eğitim sistemi ve sosyal yapısı, 1980 ve 1990’lı yıllar arasında ülkemizde yeni bir yönetici tipinin doğmasına neden olmuştur. Bu yönetici tipi iki grup şekilde ortaya çıkıyor.


Birinci grup yöneticiler yoktan var etmek için uğraşan, az kaynakla çok iş yapmaya çalışan, risk alabilen, pratik zekalı, çözüm üreten, değişen ortamlara çabuk uyum sağlayan, sorumluluk sahibi, inisiyatif kullanabilen, çalışkan, cesur ve müteşebbis ruhlu insanlardır.


Bu grup yöneticilere az rastlanmakta. Bunlar, öncelikle ülkesini ve takımını düşünen yöneticilerdir. Bu insanlar işine âşık insanlardır.


İkinci grup yöneticiler paylaşmayı sevmeyen, şeffaflıktan hoşlanmayan, hesap vermeyi ve denetlenmeyi sevmeyen, hesap sormasını beceremeyen, profesyonellik yerine amatörlüğü ön plana çıkartan, aceleci ve tez canlı olan insanların oluşturduğu yöneticilerdir. Maalesef bu tür yönetici grubu bir önceki yönetici grubuna göre çok daha fazladır. Bu tür yöneticiler tırnaklarıyla toprağı kazıyarak o makamı elde etmiş değillerdir. Devlet kademelerinde iseler siyasi ayaklarla veya büyük torpillerle buralara gelmişler. Özel sektörde ise ya bazı değerleri çok iyi kullanarak kendileri patron yönetici olmuş veya bir patrona çok iyi yağ çekerek, kendisinin ikinci kimliğini ön plana çıkararak yöneticiliği ele geçirmiştir. Bu tür yöneticiler “öküzün kuyruğunu kaptırmamak” için her türlü yola başvururlar.


İşte Türk kültür, ekonomik ve aile hayatında geri kalmışlığımızın temel nedenini bu yönetici sorunları oluşturur. “Siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz” ifadesini niçin “siz nasıl yönetilirseniz öyle olursunuz” diye algılamıyoruz. Yönetemeyenler niçin yönetilenleri suçluyor. Hep vur abalıya mı olacak. Şu denebilir. Eee bu yöneticiler de bu halktan yetişiyor. Halk ne ise yönetici de odur. Evet, bu görüş bir bakıma doğrudur. Bu halktan hiç mi iyi insan çıkmıyor kardeşim diyenler mutlaka olacaktır. Çıkmaz mı kardeşim. Ancak adaleti herkese aynı uyguladığımızda, emaneti ehline verdiğimizde göreceğiz ki o yanlış felsefeler ağzımızda sakız olmaktan uzaklaşacak, yönetişim birinci gruptakilerin eline geçecek.


Evet dostlar. Temel hastalığımız yönetici hastalığıdır diye düşünüyorum. Görüşlerime katılmayanlar olabilir. Ailede yönetici (anne-baba), bir şirkette yönetici, derneklerde yönetici, partilerde yönetici… Yönetici yönetmeyi beceremezse, altındaki çalışanların huzurlu olması, verimli olmaları beklenebilir mi? Yöneticilerin basiretsizliği temel problemlerin asıl kaynağını teşkil eder. Bir yerde yönetişim sorunu varsa orada işlerin yürümesi mümkün olmaz, verimlilik dibe vurur, dedikodu hastalığı kansere dönüşür. O yüzden bir ülke sorunlarını çözmek, kalkınmış müreffeh bir toplum haline gelmek istiyorsa işe yönetici yetiştirmeden başlamalı. Osmanlıdaki Enderun sistemi gibi çağdaş, dünyayı bilen yüksek ahlak sahibi yöneticiler yetiştiren kurumlarımız olmalı.


Yönetici olmak “ateşten gömlek giymek” gibidir. En fazla kul hakkına tecavüzün olabileceği yerler yönetim makamlarıdır. Yönetici olmak: bir mevki-makam sahibi olmanın, toplumda bir kariyer elde etmenin, çok kazanç sağlamanın kapısı olarak algılanır oldu. Bazı kurumlarda da işten kaçmak, insanlardan uzaklaşmak için kapalı bir mekânda şatafatlı ve rahat koltuklarda vakit geçirme aracı olarak kullanılmaktadır. Ne yazık ki kimileri de eşe dosta, hanım ve çocuklara hava atma aracı olarak kullanıyor bu makamı. Oysa işleri verimli kılma, iyilik ve güzellikleri başka insanlara ve kuruluşlara transfer etme, insanları üretken hale getirmek, onları üretirken bir ibadet aşkıyla işini yapmalarını sağlama ve adaleti tesis etmek için yöneticiliğe talip olunmalı. Bu hasletlerden yoksun yöneticilerimiz sadece kaos ortamı yaratırlar.


Geri kalmışlığımızın nedenlerini düşündüğümde baş sorun olarak bunu görüyorum. “Emaneti ehline vermek” bizim inancımızın temelidir. Görev alınmaz ama verilir diye bir şey vardır. Bizde hak etmeyenler göreve talip olurken, hak etmediği halde kendilerine görev verildiğinde, “hayır kardeşim ben bu işi yapamam” denilmiyor. İkisi de sonuçta işlerin mahvolmasına neden oluyor.


Konu çok geniş. İnşallah bu konuyu işlemeye devam edeceğim. Kalın sağlıcakla.

"Ercan Süsoy" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku