takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

6 Ekim 2020 - 09:36:06 - 405 Okunma

KÖYDEN KÖYE İLK ATLI YOLCULUK

En yakın komşu köyümüz, Akın köyü. Yaya olarak yarım saatlik mesafedeydi. Bilmeyenler bizim köylülere, “ Akın köyü size yakın mı?” diye sorunca “Yakın “ demezler. “ Ekeneğimiz karışık” derler. Aynı soruyu Behram’lIlara sorsa, “ Behram yakın mı? “ diye, Aynı cevap verilir. “ Ekeneğimiz “ karışık….

Bizim köyün hocası akın köylüydü Hasan hoca.

Bizim köylü onun adını değiştirmişti. “Uzun hoca diyorlardı.” Doğru da söylüyorlardı. Boyu çok uzundu. İki köyün cemaati camide namaza dursa, en arkada olanlar onun omuzdan yukarısını görüyordu.

Köyde öğretmene de hoca diyenler oluyordu. Ben cami hocasından söz ediyorum. Hatta bazı öğretmenler, kendisine hoca diyenlere hoca camide cevabını veriyordu. Hocalar devlet görevlisi değildi.

Köylüyle anlaşır, bir yıl görev yapar, kazancını arpa ve buğday olarak alır, görevi bırakırdı. Köyü yakın olduğu için uzun hoca, iki namaz arasında Akın köyüne gider – gelirdi.

Ben küçüktüm. Ata binecek durumdaydım. Büyüklerim bindirmezdi. Severdim ata binmeyi…

Kanatlı kapımız çalındı. Babamla dışarı çıktık. Kapıyı çalan uzun hocaydı ve bir atın yularından tutuyordu. Babamla konuşurken ben, pür dikkat ata bakıyordum.

Rengi kirli beyaz, üstünde çokça siyah benekler vardı. Ayaklarının dizden aşağısı koyu siyah, uzun kuyruğunda orantılı siyah- beyaz karışımı vardı. Demir kırat denirdi bu renkte olan atlara.

Onlar konuşurken, kulaklarını kıpırdatıyor. Konuşmaları dinliyordu. Başını sağa sola çevirip, dar sokakların ilerisinde bir şey gördüğünü kulaklarını dikerek ifade ediyordu.

Burun çevresinde birikmiş sinekleri burnunu bir sağa bir sola bellemesine vurarak kovalıyordu.

Belleme, kenarı nakışla çerçevelenmiş çocuk battaniyesine benzer keçe örtüydü. İki tarafındaki kayışlar, tokayla karnının altından bağlanmıştı. Dört ibiğinden dört tane renkli püskül sallanıyordu bellemenin. Babam, beni yanına sesledi : “ Bu atı Akın köyüne götür. “ dedi.

Biraz korktum. Düşmek, atı kaçırıp daha tutamamak, ıssız yolda yardım edecek kimseyi bulamamak aklıma gelen olumsuzluklar oldu. Bunları aklıma getirmemem gerektiğini fısıldadım kendime.

Korkudan çok sevinç kıpırdadı içimde. Ata binecektim. İki köyden gören akranlarım beni kıskanacaktı. Yolda inmem gerekirse nasıl binerim. Bunu ben sormadan büyüklerim anlattı.

“Eğer inersen, atı bir taşın yanına yaklaştır. Taşın üstüne çık. Sırtına bin. Aman dikkat et düşme. “ Köye girince atın başını serbest bırak. O kendisi evi bulur. Seni eve götürür. Bulamaz diye şüpheye düşersen gördüğün birine: “ Deli üsüyünün (Hüseyin’in) evi nere diye sor. Sana gösterir. “ Dedi uzun hoca. Deli üşüyün, benim babamın adı diye de ilave etti. At besili, belleme minder gibi. Oturdum üstüne. Dizginleri elime aldım.

Behram mezarlığını geçtim. Azap tepesini aştım. Akın köyü harmanlarına ulaştım.

Harmanlar boş. Kimsecikler yok. Tek adam vardı. Uzun boylu, beyaz sakallı, alaca bereli biri, bana yaklaşıyordu. Ben yönlendirmeden at, gelen adamı görünce yanına doğru yürüdü.

– Amca deli üsüyünün evi nere?

Adam bıyık altından güldü. Atın çene altından terbiye kayışını tuttu. Diğer eliyle atın alnını okşarken:

– Deli üsüyün benim oğlum ver atı dedi.

İndim. Kulaklarım ateşlendi. Utandım. Yaşlı adama yüzüne karşı deli demiştim.

Adam devam etti:

– Çok sağ ol yavrum. Babana ve hocaya selam söyle.

At üstünde gittiğim yolu, koşarak geldim. Babama ve hocaya, getirdiğim selamı söyledim. Verilen görevi yapmış oldum.

22.09.2020

"Osman Kablan" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku