takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

12 Eylül 2019 - 09:33:23 - 310 Okunma

KİLİS NOTLARI 8 YİBO GÜNLERİ…

Gelelim YİBO’ya…

Kilis’e gelince bilgilerim taze. İhaleler yapılmış. İhaleyi alan uyanık dedikçe uyanık, malzemeler gelmeye başladı. Önce bir kamyon pirinç geldi. Muayene komisyonu olarak gittik evraklarımızı hazırladık. Sıradan bir çuval pirinç indirdik kamyondan. Ağzını açtık çok güzel, BALDO pirinç. Bir battaniye istedim, pirinci battaniyeye döktüm. İhaleyi alan uyanık tepinmeye başladı. Böyle olmaz ki… Biz dinlemedik. Çuval boşaltılınca altından kırık, taşlı bir pirinç çıktı. Yeniden bir çuval indirdiler, o da aynısı. Adam kamyonun üstüne çıktı, aradı, aradı, üçüncü çuvalı indirdi. Onun da yarısı baldo, diğer yarısı taşlı kırık pirinç… Kaleme aldım elime, kısaca ‘ihale şartnamesinde belirtilen şartlara uymadığı için iadesine…’ dedim, imzayı attım. Öğretmen arkadaşlarım da imzaladılar, adam bir hışımla okul müdürünün yanına gitti. Bu ilahiyatçılar buraya da mı gelmişler, bir çare dediyse de kamyona binip tıpış tıpış gitti, teminatını yaktı, ihaleden çekildi. Bunlar çok uyanık, kendi çekilince yeni ihaleye oğlu veya ortakları giriyormuş, onun da yolunu kapattık, yeni bir ihale yolu ile değil de ‘doğrudan temin yolu ile öğrencilerimizin yiyeceği pirinci taşsız, kırıksız ve kurtsuz olarak KİLİS esnafından temin ettik.

Yatılı okulda genelde yetim çocuklar, köylerinde okul olmayanlar kalıyordu. 500-600 öğrencimiz vardı. Bizden önce arpa ekerlermiş. Biz Antep fıstığı diktik, tarım uygulama derslerinde öğrencilerimiz susuz bırakmadı. Yıllar sonra 2010 yılında uğradığımda dalında Antep fıstığını görünce sevindim, şükrettim. Yeter ki toprağa bir şey atılsın. Allah’ın rahmet çeşmesinden sulanıp rızık olarak çıkıyor.

Yatılı bölgeye benden sonra Din Dersi muallimi olarak Yılmaz Bölükbaşı hocamız geldi. Birlikte güzel çalışmalar yaptık. İyi bir insan iyi bir müslümandı. Çok kıymetli arkadaşlarımız vardı. Ramazan bey, Ömer bey, Saadet hanım… Bunlar idarecilerimizdi.

Oradaki hizmetli arkadaşlardan bazıları aşırı sol inanç ve görünümünde idiler. Yatılıya gitmeden beni uyarmışlardı. Onlara dikkat et, çok dikkatli ol diye. Onlara çok özel davrandım, odama geldiklerinde çok ikram ettim. Zamanla ilişkilerimiz gelişti. Onlar Şurahbil Bin Hasene (RA) camiinin yakınında otururlardı. Orasının çok değerli bir Şevket hocası vardı. Rüyasında orada yatmakta olan Şurahbil Bin Hasene’yi görüp, sakalından öptüğünü anlatmıştı. Rüyasında sahabeyi görünce, rüyasında tabiin olmuştu. Dediği, gösterdiği yerde Şevket hocanın sakalından öptüm, nasibimi almıştım.

Bizim hizmetli arkadaşlar o semtte bir kahvede akşamları toplanıp kağıt oynarlarmış… Bir gün Şevket hocamızın yanık sesiyle okuduğu ezan reislerinin içine işlemiş, masaya yumruğunu vurup “kalkın camiye gidiyoruz.” demiş. Arkadaşları, nasıl olur, biz boy abdesti almadan giremeyiz diye direndiyseler de Reis ‘kalkınız beni koruyunuz, caminin etrafında durunuz, ben abdest alıp gireceğim, der. Abdest alıp içeri girer, namazını kılar. Yıllar önce aileden aldığı bilgiler onu bu noktaya taşır.

Sabahleyin okulda melekler kadar latif, sevinçli bir şekilde geldi, olayları göz yaşları ile anlattı. Sarıldık, birlikte ağladık.

Şurahbil Bin Hasene (RA), Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)’in vahiy katiplerindendir. Hz. Ömer zamanında bir askeri birlikle Killis’e (o zamanki adı) gelirler. Kale komutanı Müslüman savaşçıların ününü duyduğu için elçi gönderip, sabahleyin teslim olacağını söyler. İslam askerlerinin sade, gösterişsiz, çıplak at sırtında kaleye yaklaştığını görünce, sözünden döner, kale kapılarını açıp sahabe efendilerimize saldırırlar, kendisi de kale burçlarından okla en iyi kılıç kullananları hedef alıp şehit edermiş, sadece göz boşlukları hariç her yeri zırh kaplı imiş. Bir ara gözüne Şurahbil bin Hasene hazretleri ilişir, onu okla yaralar. Müfrezede eşi de hemşire olarak bulunur. Eşinin okla vurulduğunu görünce yanına gider, seni bu hale kim getirdi der, son nefesinde Hz. Şurahbil kale burcundaki komutanı gösterir. Eşi yayını ve okunu alır, “yarabbi bunu ben atamıyorum, sen atıyorsun.” der. Oku fırlatır. Kale komutanını tam da gözünden vurur, dönek komutan irkilir, kale burcundan aşağı düşer… Onun düştüğünü gören askerleri dağılır, bir kısmı teslim olur. İslam askerleri şehitlerini ve Şurahbil Hasene hazretlerini dağın zirvesine gömer, kabirlerini gizlerler. Çok uzun ama bitiriyorum; Cennetmekan Sultan Abdülhamit Han rüyasında kabrin yerini görür, oraya bir cami yaptırır, şuanda eser ortada, ziyarete açıktır. Allah (cc) şefaatlerine nail eylesin.

(DEVAM EDECEK)

"Ahmet Çetin" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?




PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku