takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

6 Aralık 2019 - 10:44:14 - 303 Okunma

Kılıçdaroğlu’nun Tavırları Milli Güvenlik Sorunu Olur mu?

26 Kasım tarihinde CHP’nin grup toplantısında gündeme taşıyan Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kolu kırılan” diyerek bahsettiği Emirhan Zengin adlı gencin kolunun kırık olmadığı anlaşıldı. 28 Kasım tarihinde Erzurum’da bir kafeteryada kamera kayıtlarına yansıyan görüntülerde, söz konusu gencin kollarında herhangi bir alçının olmadığı, eli ve kollarını da rahatlıkla kullandığı tespit edildi. Kamera kayıtlarında arkadaşlarıyla birlikte bir kafeteryaya gelen Emirhan Zengin’in çevresindeki tanıdıklarıyla kollarını da kullanarak şakalaştığı da görüldü. Uzmanlar, “Kolu kırık olan bir gencin tedavisi en asgari bir ay sürmektedir. Alçıdan çıkarılan kolun hareket kabiliyeti son derece kısıtlıdır. Kırık bir kolun tedavisi toplam 3 ayı kapsamaktadır” diye görüş belirtti.(Erzurum, Erzurumu yaşayanların gazetesi, 3 Aralık 2019 Salı)

CHP Lideri, “Selahattin Demirtaş, seversiniz sevmezsiniz. Bir siyasal partinin genel başkanlığını yaptı. Haksız ve hukuksuz yere hapiste yatıyor. Yatmasının nedeni: ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ demesi. Selahattin Bey rahatsızlanmış ve gecikerek hastaneye kaldırılmış. Kendisine geçmiş olsun diliyorum.” ifadelerini kullandı. (Oda TV 03.12.2019)

Yüzlerce kez yalanlanan, tekzip edilen, mahkemede mahkûm edilen yalan, iftira ve hakaretin sahibi, dünyanın en büyük yalancısının çırağı izlenimini veren bu siyasi kişilik için bir şeyler yazmak acaba yalancı kişilerin reklamı mı olur? diye düşünüyorum. Ama tarihe not düşmek babından bir şeyler yazmadan edemeyeceğim.

Bunların bazı milletvekilleri mecliste kendilerine “adam” denilmesini reddetmişlerdi ve adamlığı başkalarına bırakmışlardı. Merak etmesinler Anadolu insanı “adamlık” için yaşadılar ve bizler “adamlığı” yerde bırakmayız, sahip çıkarız. Ben yine de bu adam diyeceğim, nezaket bende kalsın! Bu adamın yaptıkları toplumda bir milli güvenlik sorunu şeklinde algılanıyor. FETÖ’cülerin bıraktığı yerden devam eder gibi, milli güvenliğimizle ilgili her şeye faş ediyor, itibarsızlaştırıyor, dejenere ediyor. İnanç değerlerimizi yalanla yozlaştırıyor, güven duygusunu yok ediyor, insanların arasına nifak sokuyor. %51’lik seçmen sayısına demokrasi dışı (demokrasiyi sakız gibi çiğnese de) gayrı meşru yollardan ulaşmaya çalışıyor.

İyi bir televizyon izleyicisiyim. Hem canlı yayınlarda hem de açık oturumlarda Sayın Kılıçdaroğlu’nun onlarca yalanına şahit oldum. Şimdi bu yazıyı yazarken “yahu ben mi yanlış anlıyorum acaba” deyip google amcaya(!) “Kılıçdaroğlu’nun yalanları nelerdir?” diye sordum. Yanılmamışım. Keşke yanılmış olsaydım da bu yazıyı çöp sepetine atsaydım.

Senin belediyelerin binlerce işçiyi işinden atıyor hiçbir tepki vermiyorsun. Üstelik “Bir işçi hakkını aradığı için hapse atılıyor ve işçiler meydana çıkmıyorsa kimse kusura bakmasın o işçiler işçi değil” dediğin halde. Sen lider ol da işçilerin hakkını savun, belediye başkanlarını hizaya çek!  “Bir devlet benim çalışma hakkımı teslim etmiyorsa, sosyal devlet olma anlayışından uzaklaşmış demektir” diyorsun, senin bu lafını galeye almayan belediye başkanlarının icraatlarını alkışlıyorsun! “CHP’li belediyelerin tamamında asgari ücret 2200 lira olacak, hiçbir işçinin işine son verilemeyecek” diyorsun ama belediyelerin patır patır işçi kıyıyor, insanlar ailelerine ekmek götüremiyorlar.

HDP bu ülkede PKK tarafından işlenen cinayetlerin hiç birini kınamamıştır. Eş başkanı olan Demirtaş’ın ve diğer vekillerin APO’ya dizdikleri övgüler, PKK’ya yaptıkları güzellemeler ortada iken onu masum göstermen, devletin ona haksızlık yaptığını ima etmen ve savcıları aşağılaman ne anlama geliyor? HDP, PKK’nın siyasi ayağıdır. Bu siyasi ayağı övmen, onlarla iş tutman sana “hangi ayaksın” diye sorulmaz mı?

Bir belediye başkanın “Kıbrıs’ı Kıbrıslılara bırakırsak, en doğrusu bu olacak. Ancak hiç bırakmıyoruz. Herkes Ada’nın bir tarafından çekiştiriyor. Ben bunu doğru bulmuyorum. Kıbrıs’ın jeopolitik önemini falan bir kenara koyup, adayı Kıbrıslılara bırakmak lazım. Kaderlerini kendileri belirlemeli. Ben iki halkın barış içinde yaşamalarından, birlikte karar üretmesinden yanayım. Herkes çok fazla müdahil oluyor, sadece Türkiye değil… Filler tepişir, çimenler ezilir. Onlar tepişiyor. Olan Kıbrıslılara oluyor.” dedi. Türkiye’yi fil’e benzeten bu belediye başkanına ne dedin? “Senin işin büyükşehir’e hizmet etmektir, şehrin sorunlarını çözdün de Kıbrıs mı kaldı” diyebildin mi?

Bir belediye başkanın Kayyum atanan HDP’lilerin ayağına gidip HDP’lilere sahip çıkarak skandal açıklamaya imza atmıştı. Açıklamasında “Kim terörist? Kim terör örgütüne üye? Yani, bu ispat ister, bu aynı zamanda bir iftira içerir. Çok acı ve gerçekten şaşkın bir şekilde bu süreci izliyorum, üzülüyorum gerçekten üzülüyorum memleketim adına Türkiye Cumhuriyeti’nin 82 milyon vatanseveri adına üzülüyorum.” demişti. Buna benzer bir şikâyeti de Paris’te yapmıştı. “Sen dünyanın en önemli şehrinin belediye başkanı oldun, şehrinin binlerce sorunu dururken devletin takdir ettiği bir olay hakkında konuşmak sana mı düştü” dedin mi? Yoksa iktidar düşmanlığı yapıyorum derken devlet düşmanlığı konusunda işbirliği mi yapıyorsunuz? Ya da devlet düşmanlığını iktidar düşmanlığı ile gizlenmiş mi ediyorsunuz? Zira Terör örgütünün siyasi kanadı iktidarla savaşmaz, devletle savaşır. Türkiye’de başka belediye başkanı yok mu? Onlardan böyle açıklamalar duydunuz mu? Bu durumda milletin her türlü soruyu sorma hakkı meşru olur.

Kılıçdaroğlu’nun yaptıkları yenilir/yutulur şeyler değildir. Ülkesine, devletine, milletine her gün iftira yoluyla zarar veren bir siyasi kişilikle karşı karşıyayız.” Açık oturumlarda izlediğim pek çok CHP’li de aynı yolun yolcusu. Kendilerine sorulan sorulara kesinlikle cevap vermiyorlar, sağdan soldan topladıkları dedikodu babından haberleri, olayları doğruymuş gibi anlatmaya çalışıyorlar. Bir tür mitomani.

Kılıçdaroğlu’nun ortaya attığı iddialar genellikle yalanlanıyor ve pek çok iddia ve hakaret için tazminat ödüyor. Bu kadar parayı nereden alıyor, belli değil. Bunun da araştırılması lazım. Birileri kendisini sübvanse mi ediyor? diye aklımızdan geçmiyor değil. “Dürüst, ahlaklı, şerefli olduğunu iddia eden birisi bir belge açıklıyorsa bu belgeyi kimden aldığını da açıklaması gerekmez mi? ‘Sen gazeteci değilsin,  haber kaynağını gizli tutamazsın. Milletvekilliği yemininde böyle bir ifade yok. ‘Bu bilgileri rüyanda mı görüyorsun, kim veriyor sana? FETÖ’cülerden mi, bazı ülkelerin istihbarat örgütlerinden mi,  diğer terör örgütlerinden mi alıyorsunuz, yoksa siz mi üretiyorsunuz? Bu partiyi millet düşmanlarının kullanımına açık hale getirmek için mi Baykal’a kumpas kuruldu? Sizin düşmanlığınız Erdoğan’a mı Türkiye’ye mi? Erdoğan’a ise pire ilacı kullanın, niye yorgan yakıyorsunuz?! Siz Erdoğan’dan daha iyi projelerle gelin, millet sizi takdir etsin ve size iktidarı versinler. Türkiye’den ne istiyorsunuz da Türkiye’nin bütün düşmanlarıyla; Türkiye’ye, Türk milletine, karşı ittifak ve işbirliği yapmaktan çekinmiyorsunuz. Türkiye düşmanlarının Türkiye’yi ve İslam dünyasını dağıtmak için ürettiği terör örgütlerine terör örgütü diyememenizin nedeni nedir acaba? Bütün bunlardan sonra da cenaze törenlerinde milletten hoşgörü ile karşılanmayı bekliyorsunuz. Yaptıklarınız yenilir yutulur şeyler değildir bay Kılıçdaroğlu.”

Kılıçdaroğlu bu tutumlarıyla milli olmadığını gösteriyor. Zaten istiklal marşının ilk iki kıtasını bile okuyamamıştı. Oysa CHP milli bir partidir. Seçmenleri ve Kılıçdaroğlu zamanına kadarki yöneticileri milli olmuştur her zaman. CHP’nin hataları mutlaka olmuştur ama ülke bağımsızlığı için hiçbir şüpheye yer bırakmamıştır. Eski CHP’lilerin Kılıçdaroğlu’nu tasvip etmeleri mümkün değildir. Benim dedem CHP’liydi. Aynı dedem kurtuluş savaşında on yıl cephelerde savaşmış. Bunun beş yılı doğuda Ermeni çetecilerine karşı geçmiştir. CHP başında Kılıçdaroğlu olsaydı öyle zannediyorum ki dedem CHP sokağından bile geçmezdi.

Sen Türkiye’yi hasta adam haline mi getirmeye çalışıyorsun?

Abdülhamit dönemiyle bugünkü dönemin benzerlikleri çok fazladır. Bugün yaşanan olaylar o günkü olayların hemen hemen aynısıdır. Bunu diziden de anlamak mümkün. Zaten “tarih tekerrürden ibarettir” derler. Sırf Abdülhamit’i tahtan indirmek için yaptıkları ihanetler Osmanlı Devleti’nin çöküşünü hızlandırmıştır. Bugün de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a aynısını yapmaya çalışıyorlar. (Eğer niyetin halis ise “kıskanma ne olur, çalış senin de olur” babından çalış ve Erdoğan’ın iktidarını devir. Projelerini anlat, biz de yanında olalım.) O gün Ermeni, İngiliz, Fransız… gibi Osmanlı düşmanlarıyla işbirliği yapan zihniyetin aynısı bu gün bilineni PKK, FETÖ gibi millet düşmanlarıyla ortak iş tutuyorlar. Bilinmeyenleri Allah biliyor, istihbarat biliyor mu haberim yok. 15 Temmuz’a kadar tüm ihanet şebekeleri gizli çalıştı, 15 Temmuz’dan sonra son darbelerini yaptılar. Bunu kontrollü darbe olarak nitelendiren, asıl darbenin KHK olduğunu söyleyen bir anlayışı vatanperver olarak nitelendirmek mümkün değil. Hiçbir kılıf KHK düşmanlığını, PKK ve FETÖ seviciliğini meşru kılamaz.

Mahir Kaynak “bir olay olduğunda, olayın failini bulmak istiyorsanız olayın sonucunun kime yaradığına bakın. Bu olay kimin işine yarar? Bunu bilirseniz bu işi kimin yaptığını da bilirsiniz.”demişti. Yaptıklarımız Siyonistler, Türk düşmanları tarafından alkışlanıyorsa, onların işine yarıyorsa yanlış yoldayız demektir ve bizim ya kafamız çalışmıyor ya da bir projeyiz demektir.  Bu durum devletimizi sevip sevmediğimizin turnusolüdür. Bu minvalden bakıldığında Kılıçdaroğ’lunun yanlış tutumları FETÖ, PKK gibi terör örgütlerini, sınırımıza çöreklenmiş olan İslam düşmanlarını sevindirmektedir. Aklıselim olan herkes bunu görür. Bu minvalden bakıldığında Kılıçdaroğlu “milli güvenlik sorununa dönüşmüştür” denilebilir. Nasıl denilmesin? “Türkiye’de hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok” deyip yabancı sermayeye “gelmeyin” mesajını yineleyen bir insan milli güvenlik sorunu olmaz mı? CHP’nin gelenekleri ve gerçekleriyle hiç alakası olmayan bir siyasetin taşıyıcısı haline gelmiştir. Dedikodu, umutsuzluk, demokrasi dışı yolları meşrulaştırmak gibi insani olmayan bir siyaset CHP’ye hâkim olmuştur. Ana muhalefetin bu hali, alternatif oluşturamaması üzülerek izlediğimiz bir vakıa. Bazen dilinin ayarı sürekli kaçıyor ve densizliği de varan bir durum ortaya çıkıyor. Gaf üstüne gaf yapıyor. “Mersin’in Güneydoğu Anadolu’nun bir ilidir diyor, arkasından da “hangi cümlem yanlıştır” diye dert yanıyor. Parti içindeki hesaplaşmaları kumpas örtüsüyle kapatamaya çalışıyor arkasından da pişkin pişkin “Başkasının önünde konuşmak kolay, yalan söylemek kolay… İster televizyona yalnız gel, istersen ordunla gel. Söz veriyorum yalnız geleceğim. Bizim verilmeyecek hesabımız yok. Seni gayet iyi tanıyorum. Fakir fukaranın hakkını boğazından indirenleri de biliyorum. Sen bana 5 soru soracaksın ben de sana 5 soru soracağım. Ne olduğunu millet görecek. Bu konunun arkasını bırakmayacağım. Öyle iftira atıp kaçmak yok. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını sormak benim namus borcum” şeklinde kumpası saptırıyor, başkasına mal ediyor.

Yazım kastını aşan bir yazı değil, CHP’nin kurumsal kimliğiyle de bir ilgisi yoktur. Kılıçdaroğlu’nun gayrı milli siyaset tarzınadır. Bu vatanı seven, Kuvay-ı milliye ruhunu taşıyan, büyük Türkiye yolunda çalışan herkesle yürümek hepimizin görevidir. Yaşasın tam bağımsızlık, kahrolsun millet düşmanları.

 

İsmet YALÇINKAYA

"İsmet Yalçınkaya" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku