takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

8 Haziran 2020 - 12:24:41 - 611 Okunma

KEPİRTEPE

Bolu Aladağ’da Tema Vakfının düzenlemiş olduğu kampta Ramazan Putuş’la tanışıp arkadaş olmuştuk. Ramazan’ın kızının düğününe davet edilmiştik Lüleburgaz’a… Ramazan Bey’in evi Lüleburgaz’ın kenar mahallesinde, bir katlı bahçeli güzel içi döşeli bir evdi. Eşi kendisi gibi cana can kadar yakındı. Eşimle de çok iyi anlaşmışlardı. Gelin almaya gelen dünürcülerine yemek verildikten sonra, klarnet, cümbüş, darbuka, davul zurna eşliğinde o yörenin danslarını, oyun ve halaylarını doyasıya seyrettik. Bu yörede romanlar en güzel müziği çalar, söyler oynarlar. Gelin alımı sona ermişti. Kız evinde hüzün, erkek evinde neşe devam ediyordu. O akşam düğün salonunda geri kalan eğlenceye kaldığı yerden geç saatlere kadar devam edildi. Hep merakımdadır Trakya bölgesi, insanlarının yaşayışı konuşması, iklimi, coğrafyası… Tatlı, telaşlı düğün bitmiş, sıra gezmeye gelmişti Lüleburgaz’ı…

Kırklareli’nin Babaeski, Lüleburgaz, Pınarhisar, Pehlivanköy, Kofçaz, Demirköy, Vize ilçeleri vardır. Kofçaz ve Demirköy Bulgaristan’a sınır komşularıdır. Karadeniz’e açılan ilçeleri Demirköy ve Vize’dir. Lüleburgaz’ın yüksek bir tepesinden düz, verimli arazisini seyrederken yanımızda ilçenin şehitliği bulunmaktaydı. Şehir düzlükte görünmekte, arkadaşım şehri tek tek anlatsa da anlattığıyla kalıyordu. Şehre indik, birkaç kişiyle tanışıp, çay içtik. Duvarda afişte “ Kepirtepe Köy enstitüsünün kutlama törenleri” diye bir yazı okudum. Aklıma bir fikir geldi.” Bu etkinliği program haline getirip yayınlayalım mı Ramazan Bey!” Arkadaşım şaşırmıştı bu soruma. “Tamamda nasıl?” “ Bir kamara bulursanız ben bunu program yaparım.” Kamarayı aradık, nihayetinde bir fotoğrafçıdan kamara kiraladık.

İkinci güne aklımdan, çizelgeler, kurgular hazırlıyor neler söyleyeceğimi, soracaklarımı not alıyordum. Nede olsa İki yüz Elli köy programı yapmıştım, ama yinede heyecanım yüksek seviyedeydi. Köy Enstitüsü denince elim ayağıma dolaşıyor, kelimelerin en güzelini seçerken perişan oluyordum. Kepirtepe köy enstitüsü programına bir saat önceden gittim. Çalışmaları gözlemledim. Heyecanlı olan bir tek ben değilmişim. 75.80.90, 95 yaşında yıllar önce emekli olmuş genç öğretmenlerde heyecanlıydılar.  Aman Allah’ım nasıl bir ciddiyet, disiplinle, verilen komutlara harfiyen uyuyorlardı. Bazen şakalaşmaları, gülüşleri olmuyor da değildi.

Gelen konuklarla röportajlar yaptım. Kepirtepe’den mezun olanlar, anlatırken yorgun bedenlerine aniden bir enerji geliyor, gözleri derinliğe dalarken çakmak çakmak oluyordu. Konuşurken kim derdi ki 90 yaşında biriyle konuşuyorsun? Program başladı, salon ağzına kadar dolup taştı. “Yayından boşanmış ok gibi aktık/ dikenli göğsüne temeller attık/ toz duman içinde kara Kepir’de/ yeşile bürünmüş hayat yarattık.” 1944 mezunu Abbas Bartın’ın şiiriyle başladı program. Anılar anlatıldı. “ Enstitü 1937 yılında Edirne’nin Karaağaç istasyonunda asker kışlası olan binada eğitmen kursu olarak açılmıştır. 14-Kasım- 1938 tarihinde küçük zabit mektebi adını taşıyan binada, Trakya köy öğretmen okulu adıyla köy çocuklarını okutmak amacıyla faaliyete geçirilmişti. O zaman 82 öğrencisi bulunmaktaydı. Lüleburgaz’a-Kepirtepe köy enstitüsü Beş kilometre mesafededir. 2. Dünya Savaşının yükünü Trakya da Kepirtepe omuzlarında hissediyordu. 1941 tarihinde Kepirtepe köy enstitüsü öğrencisinin bir kısmı Ankara-Hasanoğlan köy enstitüsüne gönderdiler. ‘ 22,si kız olmak üzere 266 öğrenci Beş kafile halinde Hasanoğlan köyüne gönderildi…”  Kepirtepe köy enstitüsünün o bölgeye verdiği kültürel, ekonomik, sosyal etkileri anlatıldı. Solo ve koro halinde şarkılar türküler söylediler. Saz, gitar, ut, mandolin, davul, zurna, zil, klarnet, mızıka… Aklına hangi alet gelirse vardı. Sahne ağzına kadar dolu emekli öğretmenlerin bir birinden harika dinletisini salon sessiz dinliyordu.

85-90 yaş gurubu öğrenmenler mandolinleriyle öğretmen marşı, onuncu yıl marşı, çocuk şarkılarını şahane bir tablo eserini seyreder gibi dinliyorduk. Programa ara verildi. Salonun bir kısmı dışarı çıktı, diyer yarısı yerlerinden bile kalkmadılar. Oturanlara mikrofon uzatıp sorular soruyor, ilginç yanıtlar alıyordum. Bir öğretmenle röportaj yaparken; “ Bu benim eşimde öğretmen, Kepirtepe mezunu?” deyince onunla da ilgilenip sorular sordum.  Hanım efendi akıcı bir dille, öz Türkçe kelimelerle güzel anılarını anlatılar. Anlattıkça ben soruyordum! Ne kadar gizli kalmış anılar, duyguları varmış meğer. Onlarca öğretmenle konuşup televizyon programı için kayıta almıştım. O günün anlam ve önemine şahit olmuştum. Belgeleyerek yayına hazırlamıştım.

Lüleburgaz’dan ayrılalı bir hafta olmuştu, röportaj yaptığım öğretmen arkadaşım Ramazan’dan benim telefonumu alarak beni aradı. “Röportaj yaptığın eşimi kaybettik. Mümkünse bizimle yaptığın söyleşiyi bize gönderir misiniz?” Üzüldüm, çektiğim programı öğretmenime montaj yapmadan hatıra olsun diye gönderdim. Aradan On gün geçti, bir mektup ulaştı elime, içinden bir resim ve yazılı bir kâğıt. “ Değerli öğretmenim Süleyman Erkan. Bu yaptığı çalışmayla bana verdiğin en büyük hazineydi. Benim tüm servetim eşimdi. Şimdi sizin çektiğiniz bu program servet olarak elimde kaldı. Ölene kadar bu servetime sahip çıkacağım. Sizin katkıda bulunduğunuz bu çekimi ve emeğinizi saygıyla seyredeceğim. Saygı ve selamlarımla…”  Mektubunu bitirmişti. Resme bir kez daha baktım. Gözümden yaşlar akmaya başladı. Yaptığım işin bu kadar önemli, bu kadar servete değer olduğunu anladım. Hayatta yaşarken ölüm ne kadar yakın, yanımızda olduğunu hatırlamış oldum.

Köy Enstitüleri bu ülkenin eğitim bayrağıdır. O bayrak Trakya da Kepirtepe de bir zamanlar şanla, şerefle dalgalanmıştır. Buradan yayılan eğitim ve öğretim bayrağının verdiği ışıkla o yörenin yoksul köy çocukları, tüm insanları aydınlatmaya çalışmışlardır. Ne mutlu o onurlu insanlara…

(Davet edilirsem; TV de yayınladığım Kepirtepe programını büyük bir salonda o yöre halkına göstermek isterim.)

Süleyman Erkan 31-05-2020 Pazar Hasköy-Beyoğlu-İstanbul

"Süleyman Erkan" diğer yazıları için tıklayın.

Yorumlar (2 Yorum)

  • Rasim Canbolat

    Güzel bir çalışma izledim. Eline, emeğine sağlık Süleyman Erkan. Kalemin sivri, dlin tatlı olsun. Başarılar. sevgiyle…

  • Muzaffer Tek

    Sayin Erkan, İstanbul’da oturan bir Tokat’liyim. Tokat , merkez Ardala Sokak’ta yetiştim. Tokat GOP Lisesi 1964-65 mezunuyum. İnternetten son 4 yazınızı okudum. (Sessiz Gemi, Mujgan’la ben Aglardik, Kepirtepe) Bu yazilariniz için sizi Kutlarım.Olayları çok ama çok güzel ve titizlikle inceleyip, kaleme aldığınız için teşekkürler. Özellikle bizim öğrencilik yillarimizin bir kesidine
    Değinen Atila Ilhan’in siirini ele aldiginiz için de tekrar teşekkürler. Sevgi ve saygilarimla

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku