takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

23 Haziran 2016 - 10:05:43 - 2 Okunma

HZ MUHAMMED (A.S.M) VE MUCİZELERİ KONUSUNDA BİLİNMESİGEREKEN BİRKAÇ NOKTA

 

Resul-i Ekrem (a.s.m)’ın mucizeleri çok değişiktir. Bunlar onun peygamberliğinin delillerindendir. Gerçi peygamberimizin her hali, her tavrı doğruluğuna peygamberliğine şahit olabilir; fakat onun her hali ve tavrının harikulade olması gerekmez. Çünkü Cenab-ı Hak onu insan olarak göndermiş ta ki; sosyal hayatlarında insanlara örnek olsun, rehber olsun. Eğer onun her hali harikulade olsaydı örnek ve önder olamazdı. Bu sebepten inatçı ve inkârcılara karşı ispat için harikulade işlere mazhar olur ve ihtiyaç olduğunda ar sıra mucize gösterirdi. Fakat imtihan ve tecrübe muktezasıyla, ister istemez tasdike mecbur olacak derecede mucize olmazdı. Çünkü sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın. Eğer gayet bedihi (açık) bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz; Ebu Cehil ile Ebu Bekir gibi tasdik eder, imtihan ve teklifin faidesi kalmaz, kömür ile el mas bir seviyede kalırdı” ( Mektubat sh 94  )

Resul-i Ekrem (a.s.m) hem insandır, insan olması itibarıyla insan gibi muamele eder, hem resuldür, gönderilen bir elçi olması itibarıya Cenab-ı Hakkın tercümanıdır. Onun peygamberliği vahye dayanır. Vahiy iki kısımdır. Biri, açık vahiydir ki, Resül-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam onda sırf bir tercümandır, tebliğ edicidir, müdahelesi yoktur-Kuran ve bazı kudsi hadisler gibi. İkinci kısım, vahy’i zımnidir. Şu kısım vahye ve ilhama dayanır, fakat açıklamaları ve anlatımları Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselama aittir. O vahiyden gelen kısa hadiseyi açıklama ve anlatmak için Hz Muhammed (a.s.m)bazen ilhama veya vahye dayalı bir açıklama yapar. Kendi içtihadıyla açıklama ve anlatımları ya risalet (peygamberlik) vazifesi noktasında;  kudsi, yüce bir duygu veya kendi ferasetiyle beyan eder. Veyahut örf ve adet ve umumun ortak görüşüne göre insanlığı noktasında beyan eder.                           Peygamberimizden nakledilen haberlerle ilgili olarak Bediüzzaman Said Nursi şu açıklamalarda bulunur. “Naklolunan haberler eğer tevatür suretinde olsa, katidir. (Tevatür; yalan ihtimali olmayan kuvvetli haber demektir). Tevatür iki kısımdır. Biri sarih tevatür, diğeri manevi tevatür-dür. Manevi tevatür de iki kısımdır. Biri sükûtidir; yani sükût ile kabul gösterilmiş. Mesela, bir cemaat içinde bir adam, o cemaatin nazarı altında bir hadiseyi haber verse, cemaat onu tekzip etmezse, sükût ile mukabele etse; kabul etmiş gibi olur. Hususan haber verdiği hadisede cemaat onunla alakadar olsa, hem tenkide hazır ve hatayı kabul etmez ve yalanı çok çirkin görür bir cemaat olsa, elbette onun sükûtu o hadisenin vukuuna kuvvetli delalet eder. İkinci kısım manevi tevatür şudur ki: Bir hadisenin vukuuna – mesela “Bir kıyye ( Okka.1282 gr), taam (yiyecek)   iki yüz adamı tok etmiş” denilse, fakat onu haber verenler ayrı ayrı surette haber veriyor- biri bir çeşit biri başka bir surette, diğeri başka bir surette beyan eder; fakat umumen, (hepsi) aynı hadisenin vukuuna müttefiktirler.

 İşte, mutlak hadisenin vukuu, mütevatiri bilmanadır, (mana itibarıyla mütevatirdir) katidir. Şekil üzerindeki görüş ayrılığı ise zarar vermez. Hem bazen olur k, haber’i vahid, bazı şartlar dâhilinde tevatür gibi katiyeti ifade eder. Hem bazen olur ki haberi vahid harici emarelerle katiyeti ifade eder.      

İşte Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselamdan bize naklolunan mucizeler ve peygamberlik delilleri, çoğunlukla tevatür iledir. Fakat öyle şartlar dâhilinde hadis otoritelerinin nazarında kabule şayan olduktan sonra, tevatür gibi katiyeti ifade etmek lazım gelir. Evet, hadis âlimlerinin hadisleri tahkik edenlerden “Elhafız” tabir ettikleri zatlar, en az yüz bin hadisi ezberine almış binler muhakkik hadis âlimleri ve başta Buhari ve Müslim olarak Kütüb-ü Site-i Hadisiye sahipleri olan hadis ilminin dâhileri, allameleri tashih ve kabul ettikleri haber-i vahid, tevatür katiyetinden geri kalmaz. Evet, hadis ilminin araştırıcıları, otoriteleri o derece hadis ile hususiyet peyda etmişler ki, Resul-i Ekrem Alehisselatü Vesselamın ifade tarzı ve yüce üslubuna ve ifade şekline ünsiyet edip meleke kesbetmişler ki, yüz hadis içinde bir “mevzu” u görse, “Mevzudur”der. “ Bu hadis olmaz ve Peygamberin sözü değildir” der, reddeder. Sarraf gibi, hadisin cevherini tanır, başka sözü ona karıştırmaz. Yalnız, İbni Cevzi gibi bazı muhakkikler, tenkitte ifrat edip, bazı sahih hadislere de mevzu demişler. Fakat “Her mevzu şeyin manası yanlıştır”, demek değildir; belki, “Bu söz, hadis değildir” demektir. ( Mektubat sh 95)                                                                                               

Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselamın gelecekten haber verdiği bazı olaylar, küçük bir hadise değil; belki tekerrür(tekrar) eden külli bir hadiseyi cüz-i bir surette haber verir. Hâlbuki o hadisensin değişik yönleri var. Her defa bir yönünü beyan eder. Sonra o hadisi rivayet eden, o yönleri birleştirir; gerçeğe zıt gibi görünür. Mesela Hazreti Mehdiye dair çeşitli rivayetler var; açıklama ve anlatmalar, başka başkadır. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam, vahye dayanarak her bir asırda ehli imanın manevi kuvvetini muhafaza etmek için, hem dehşetli hadiselerde ümitsizliğe düşmemeleri için, hem İslam âleminin bir manevi silsilesi olan Al-i Beytine ehli imanı manevi olarak bağlamak için, mehdiyi haber vermiş. Ahir zamanda gelen “Mehdi” gibi, her bir asır, Al-i Beytten bir nevi mehdi, belki mehdiler bulmuş. Hatta Al-i Beytten sayılan Abbasi hulefasından, büyük Mehdinin çok sıfatlarına cami bir mehdi bulmuş. İşte, büyük Mehdiden evvel gelen emsalleri, numuneleri olan önce gelen mehdiler ve büyük mehdinin bazı vasıflarını taşıyan kutup zatların vasıfları, asıl Mehdinin sıfatlarına karışmış ve ondan, rivayetler ihtilafa düşmüş”.(Mektubat sh 96)                     

 

Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam, (Gaybı Allah-tan başka kimse bilmez) sırrınca kendi kendine gaybı bilmezdi. Belki Cenab-ı Hak ona bildirirdi. Cenab-ı Hak hem hâkimdir, hem Rahimdir; hikmet ve Rahmeti ise gaybi işlerden çoğunun gizli olmasını gerektiriyor. Çünkü şu dünyada insanın hoşuna gitmeyen şeyler daha çoktur; vukuundan evvel onları bilmek acıdır.                                                                                         İşte bu sır içindir ki, ölüm ve ecel gizli bırakılmış ve insanın başına gelecek musibetler dahi gayb perdesi altında kalmış. İşte ilahi Rahmet ve Rabbani hikmet böyle gerektirdiği için, Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselamın ümmetine karşı ziyade hassas merhametini, ziyade rencide etmemek ve Al ve Ashabına karşı şiddetli şefkatini fazla incitmemek için, peygamberimizin vefatından sonra, Al ve Ashabının ve ümmetinin başlarına gelen müthiş hadiseleri, umumiyetle ve tafsilatıyla göstermemek Hikmet ve Rahmetin gereğidir. Fakat yine bazı hikmetler için, mühim hadiseleri -fakat dehşetli bir suretle değil- ona talim etmiş, o da haber vermiştir. Hem güzel hadiseleri kısmen mücmel, kısmen tafsil ile bildirmiş; o da haber vermiştir. Onun haberlerini de en yüksek bir takva, adalet, doğrulukta çalışan ve “Kim bile bile benim söylemediğim bir şeyi söylemişim gibi uydurursa, Cehennemdeki yerini hazırlasın”. (Buhari 1: 38 ) hadisindeki tehditten şiddetle korkan ve “Allah adına yalan söyleyen kimseden daha zalim akim vardır?”(zümer suresi:32) ayetindeki şiddetli tehditten kaçan, hadisleri nakleden kâmil insanlar, bize sahih bir surette o haberleri nakletmişlerdir. (Mektubat sh 97)

"Mehmet Erbaş" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku