takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

20 Ocak 2020 - 10:21:15 - 437 Okunma

HIDIRLIK MI? YEŞİLIRMAK MI?

Şehirler coğrafi güzellikleriyle ve bu güzelliklerin günümüze kadar taşıdıkları tarihi özellikleriyle daha görkemli duruşlar sergilerler. O güzellikler ki yöresel olarak verilen isimlerle, adlarla o şehrin onuru ve gururu olurlar. Bu eserler ölümsüzlük adına ulusal kültürün devamlılığıdır ki yöresel zenginlik kaynaklarının da lokomotifleridir.

Tokat böyle güzelliklerden nasibini alan naif şehirlerdendir. Asırlar boyu altı medeniyete ev sahipliği yapmış sevecen, sosyal ve kültürel değerleriyle iç içe yaşayan bu şehir, geçmişini geleceğine taşıyan devasa su yolu Yeşilırmak’ın cömertçe suladığı topraklardır. Yeşilırmak bu topraklara candır, hayattır.

Lakin bir Tokatlı olarak daima sorguladığım, eğitimci olarak cevap bulamadığım çözümsüzlük içindeyim hep. Anadolu’nun gerdanlığı, nefesi olmasına rağmen, bu şehrimizi kulaç kulaç kucaklayarak bağrına basmış bu solu yolumuza bizler hala Yeşilırmak diyemiyoruz. Ama neden?

Kimileri Yeşilırmak deseler de, biz hala Hıdırlık diyoruz. Okullarımız bile kimi zaman Hıdırlık kimi zaman Yeşilırmak diye öğretiyorlar. İşte o vakit çocuk soruyor; “Peki, Yeşilırmak nerede?” Çünkü atlaslar hep Yeşilırmak yazıyor. Şaşırmamak mümkün değil. Turhal, Amasya bu akarsuya Yeşilırmak diyorsa, konumuyla, suladığı topraklarıyla Yeşilırmak adı Tokat’ımıza çok daha yakışır olmaz mı?

İlginç olanı da nedir; Coğrafi özellikleriyle kitap, dergi ve atlaslarda bu suyoluna Yeşilırmak deniliyorsa, bizler köprümüze, akarsuyumuza ve sosyal tesislerimize neden Hıdırlık adını vererek Yeşilırmak’ı başka yerlerde yaşatıyoruz ki? Bu söylemler yıllardır hep aklımın, yüreğimin köşesinde soru işareti olarak kalmıştır. Rahmetli olan büyüklerim de hep bu ırmağa Hıdırlık derlerdi. Dilimize biraz değişik bir şive olarak mı gelirdi ne çocuk kalbimizle hep güler, şakalaşırdık bu söze o vakitler.

Lakin zaman içerisinde çok düşündüm. Ne demekti hıdırlık?

Bir defasında duymuştum. “Yeşillikler, su kenarları, ağaçlık alanlar” demekmiş. O aklımda kalmış olacak ki “Eh bari öyle olsun” dedim ve zaman içerisinde beklemeye koyuldum. Epey zaman sonraydı ki Hıdırlık kelimesinin anlamını araştırma isteği doğdu bende. Önce Türk Dil Kurumu sözlükleri ile sonrasında Türkiye Türkçesi ağızları sözlüğündeki Hıdırlık kelimesinin anlamına ulaştım. Müthiş şaşırdım. Hiç de iç açıçı bir anlam değildi. Sizlerle yazının sonunda paylaşmayı uygun gördüm. Ve sözlük anlamını öğrenince yıllar önce dedemin bize anlattığı o hikâye ile hıdırlık sözcüğünün anlamına özel aralarında bir bağlantı kurdum. Olabilir ya da olamaz düşünce farklılıklarına sonsuz saygım var elbette… Hikâyeyi sizlerle de paylaşmak istedim.

Rahmetlik dedem 1896 doğumluydu. O Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları Gazisi Mehmet Kemal Efendi cumhuriyetin yetiştirdiği öğretmenlerdendi. O hikâyeyi şöyle anlatmıştı. Biz torunlarına “9-10 yaşlarındaydım. Kaşıkçıbağları’ndaki evimizden Alipaşa Camiine hafızlık derslerine geliyordum. Yol yok, araba yok, ışık yok… Taban kuvvet sabah gün doğmadan yola çıkar, ırmak boyuna inerdim. Taş köprüye kadar yürümek işime gelmez, paçalarımı sıvar ırmağın öte tarafına geçerdim. Irmak yatağı o kadar genişti ki taşların üstüne basarak, sığ yerlerde suya girerek yol alırdım. Hep karşıya geçince de yoluma devam eder, camiye ulaşırdım. Bir gün ıslak paçalarımı gören cami hocası bana sorduğunda anlattım. Bana çok kızdı ve bundan böyle ilerideki Çoban Köprüsünden yani Taşköprü’den geçmemi istedi ve 8-10 arkadaştık. Bize o köprünün hikâyesini anlattı.”

Hoca efendi şöyle bir anlatım yapmıştı; “Çok yıllar önce buralarda bir yerlerde hayvancılıkla uğraşan zengin bir adam varmış. Hem büyükbaş hem de küçükbaş hayvanlarının bakımı için bir çoban tutar. Hayvanları teslim alan çoban her sabah sürüyü önüne katarak ırmaktan geçirir. Yeşili bol olan karşı taraftaki otlak bölgeye –şimdiki Malkayası bağları ve çevresi- götürür. Akşamleyin aynı şekilde geri döner. Lakin zaman geçtikçe sürü çoğalır. Çoban tek başına zorlandığı anlayarak sürü sahibinden yardımcı ister. Adam yetişkin üç oğlunu çobana yardımcı olarak görevlendirir. Üç oğul ve çoban hayvanlarla birlikte her sabah ırmaktan geçer, otlaklara gider. Akşamleyin aynı yoldan dönerler. Günlerden birgün hayvanlar otlaktayken hava kararır. Rüzgar-fırtına derken yağmur başlar. Üç oğul ve çoban hemen sürüyü toplayıp biran önce ırmaktan geçmeyi isterler. Sürü ırmak boyuna gelerek çabucak karşıya geçmek için sulara dalar. Tam bu sırada gelen büyük bir sel dalgası sürüyü de, üç oğlu da, çobanı da alır götürür. Bu olay yalnız bu çevrelerde değil tüm bölgede, her yörede duyularak büyük hüzün ve acı yaşatır. Bu trajedik olay taa zamanın hükümdarına kadar ulaşır. Çok etkilenen hükümdar gönderdiği bir dolu altınla oraya hemen bir köprü yapılmasını emreder. Ve işte o köprüye Çoban Köprüsü adı verilir.” Hikâye burada bitiyor. Araştırdığımda hıdırlık sözcüğünün anlamının mezar olarak geçmesi şaşkınlık yarattı bende. Hikâyenin de ana temasına bakacak olursak akla yatkın bir isim. Üç oğul ve çoban, üstelik de onlarca sürünün yok oluşu bu ırmağa hıdırlık -yani mezar- denmesine neden olmaz mı? Elbette ki bu bir varsayım. Ama bir hikâyesi de var diye düşünmek lazım. Bizler hıdırlık anlamını her ne kadar yeşillik, ağaçlık anlamıyla kabul etsek de bilimsellikteki anlamı kesin ve belgelerle yapılmıştır. Zira iç açıcı bir anlam taşımamaktadır. İşte bu yüzden bu düşünce ve nedenlerle Yeşilırmak’ımıza bu gözle bakmak beni üzüyor. Bilmeyenler için hoş; olsa ne, olmasa ne diye düşünülebilir. Lakin Yeşilırmaksızlık benim canımı acıtıyor. Arkadaşlarımla, dostlarımla hatta coğrafyacılarla da çoğu kez bu konu hakkında tartışıyoruz ve ben haklı oluyorum. Hatta bu düşüncelerimi değerli Belediye Başkanımız Sayın Av. Eyüp Eroğlu ile de bir sohbet şeklinde paylaşmayı çok istemişimdir. Beni ilgi ile dinleyeceğinden de çok emin olmama rağmen benden kaynaklanan iletişimsizlik nedeniyle buradan paylaşmak nasip oldu. Sonuç olarak diyorum ki; sevgili Yeşilırmak sen bizlere bakma verdiğin onlarca nimetin külfetleriyiz. Bizim sana sevgimiz sonsuz. Bu toprakların bereketisin. Asırlar önce üzerine kurulan çoban köprüsünün inşa nedeni bugünlere yakılan çoban ateşi değil de nedir. Sana ihaneti asla düşünmedik. Ama medeniyetin kullanış eksikliğindeki korkunç çehresi, acımasızlıkla örtüşünce seni değişime zorladık. Otağını, yatağını elinden aldık. Seninle yaşayan canlıların haklarını gasp ettik affet bizleri.

Hıdırlık tarihsel lakabın olabilir ama sen bizim için ab-u hayat Yeşilırmak’sın Yeşilırmak’ımızsın…

Ne olur akmana, coşmana, köpürmene devam et…

Esen kalın…

"Şerare Kıvrak" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?




PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku