takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

14 Ekim 2020 - 10:16:00 - 190 Okunma

HAVA CİVA

  Şükran Hanım ev hanımıydı. Küçük yaşta öksüz kalınca okuyamamış ve evlenmek zorunda kalmıştı. Buna rağmen içinde okuma yazma sevdasını hiç bastıramamış ve her fırsatta okumaya yazmaya ve zamanını kadınların çoğu gibi dedikodu etmeye değil de okumaya ayırmıştı. Okudukça okuyası, yazdıkça yazası geliyordu. “Okumak ve yazmak “ boş diyenlere  “sanki dedikodu yapmak dolu iş?”  diye cevap verirdi.   

      Şükran Hanım kitaplarının yanında antolojilerde de yer alan bir ev hanımı yazardı. Okuma yazmayı sevdiği için, insanlara faydalı olmak için yaptığından öyle  “ben yazarım “diye ona buna sık bahsetmez, sadece yazdıkları ile ve yaptıkları ile kişiliğini konuştururdu. 

       Yeni antoloji çıkmış ve yayınevinden almıştı, sanki yeni doğmuş çocuğunu hastaneden kucağına alıp da çıkan anne gibi antolojiyi kolunun altına almış evine giderken bir eski arkadaşına rastladı. “Yeni antololjim çıktı” bile demeden arkadaşını yakınlardaki çay evine kahve içmeye davet etti. Arkadaşı daveti severek kabul etti.  Şükran Hanım Antolojiyi çantasına koyarak masaya oturdu. Kahveleri söylediler. Arkadaşı söze başladı:

     -Kız Şükran, biraz önce uzaktan seni görünce biraz baktım da, o kadar kitabın olmasına rağmen sende bir yazar havası yok, senden daha güzel yazamayanlar senden daha havalı dedi.

     Şükran Hanım önce şaşırdı. Sonra gülümsedi. Son zamanlarda çok sık söylüyorlardı bunu. Gülümsemesi ve şaşkınlığı  geçince arkadaşına sevgi ile bakarak :

       -Bizim hava cıva ile işimiz olmaz ki! Dedi.

        Arkadaşı şaşırarak :

      -Kız Şükran Havayı anladım da Civa ne demek.

      Şükran Hanım tekrar gülümsedi:

     -Hani insanlar sevmedikleri insanları görünce derler ya” kız seni arayacaktım da çok yoğundum” diye. En Çok yoğun olan metal cıva değil mi? Yoğunluk deyince civa aklıma gelir de. Kimseye “yoğunum” demem. Onu ima etmek istedim, dedi.

       Arkadaşı bu cevap karşısında gülümsedi:

Kız  Şükran bir alemsin, dedi.

    Kahveler gelmişti bu arada. Kahvelerden bir yudum aldılar. Bir iki dakika hiç konuşmadan sustular. Şükran Hanım doluydu bu konuda . Konuşma gereği hissetti:

   -Biz Allah rızası için, bilgi ve tecrübemizi kitaplarımızda anlatıyoruz. Kimisi de senin dediğin gibi hava olsun diye parayı bastırarak kitap çıkarıyorlar. Çevrelerinde eşi dostu, onlara yağ olsun diye kitaplarını alıyor ama okumuyorlar bile. Sadece havaları sönmesin dostlarının diye. Benim ve bazı arkadaşların kitapları ise çok satmazsa da elden ele dolaşıyor. Okuyan faydalanan da bizlere teşekkür ediyor. Allah’ın verdiği bir yeteneği Allah’ın rızası için kullanıyoruz. Bu da bana yetiyor. Yazar dostlarımın yazılarını sosyal medyada paylaşmak ve onların hayır duasını almak da bana yetiyor. O yüzden “hava ile civa ile işim olmaz” dedim. Kitaplarımız bugünlerde ilgi görmeze de zamanla okunur. Allah izin verirse. Bizim de imtihanımız  bu dedi.

      Şükran Hanım kahvesinden bir yudum daha aldıktan sonra arkadaşına baktı. Arkadaşının O’nu dikkatle dinlediğini görünce:

      -Benim amacım öğrenmek. “ hayat boyu öğrenme “ var mesela kurumlarda. Ben de okuyarak yazarak öğreniyorum. Devamlı öğrenen insan kolay kolay bunamaz. Dikkat edersen çok yazan okuyan yazarlarda bunama olmaz. İstisnalar vardır tabii ki. Bunayınca mal mülk ve çocuklar da insan değer vermiyor. Ama sağlıklı bir hayat da en güzel hava değil mi? Dostlara yardım etmek de benim havam işte. Manevi körlükte olanlar benim havamı göremez, işte dedi.

      Şükran Hanımın anlatması arkadaşını da keyiflendirmişti:

      -Kız o kadar güzel anlattın ki ,  dur ben de sana bir  pasta ikram edeyim, dedi.

       Gelen pastayı  mevye suyu eşliğinde yerken  Şükran Hanımın muzipliği tutarak :

     -,Bak havamız yerinde, dedi.

        Şükran hanım, Sonra gökyüzüne bakarak:

   -Bugün hava da güzel, havadan sudan konuştuğumuzu görünce bak güneş de bize gülümseyerek göz kırpıyor, dedi.

       Arkadaşı da O’na gülümsedi:

      -Kız Şükran yazmak ve okumak sana yaramış. Bir hocadan daha güzel ve etkili konuşmaya başlamışsın. Önyargılarımı yıkınca seni daha güzel anladım. Bir gün seni bize yemeğe davet edeyim de çocuklarda okuyarak gelişen bir yazarı tanısınlar, dedi.

      Şükran Hanım, bir önyargıyı daha yıktığı için mutluydu artık. Amacına ulaşıyordu yavaş yavaş, “öyle zaman gelecek ki,  herkes olmasa da çevremdeki insanların çoğu önyargıyı yıkacak ve hayat yazarlara daha güzel olacak” dedi. Çantasından   “ve cemre kağıda düştü” antolojisini çıkardı. Arkadaşına:

   -Sen bana pasta ikram ettin. Demek istedin ki” Tatlı yiyelim tatlı konuşalım” ben de sana bu kitabı hediye ederken “ tatlıyı yedik, tatlı hikayelerin olduğu bu antolojiyi sana hediye edeyim de tatlı tatlı okuyasın.  Ama bunu da hava atma olarak algılama ha…”

      Arkadaşı bu söze kahkahalarla gülerek :

“ –Kız Şükran moralim bozuktu, tatlı sohbetine bana moral verdin, havadan sudan çok konuştuk.  Şimdi ben eve gideyim de akşam yemeğini hazırlayayım. Bizimkiler gelene kadar da hava atmadan tatlı tatlı bu kitabı okuyayım, dedi.

         Kucaklaştılar, Havasız ve susuz önyargılardan arınmış, güzel dostluklarının anısına sevgiyle kucaklaştılar.

       Şükran Hanım “-Oku emrinin gücü bu, anlaya” diyerek gülümsedi O da evinin yolunu tuttu.

"Turan Yalçın" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku