takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

24 Temmuz 2020 - 10:48:57 - 439 Okunma

HASRET OTOGARDA YOLA ÇIKINCA…

Şehir merkezinden 13 km uzakta meyve ve sebze dolu bahçede mini bir yazlık evin giriş terasında yer minderlerine bağdaş kurmuş üç aile, doğayla olmanın serinliğiyle gönül sohbeti yapıyoruz.

            Bir bölümü domates, biber topluyor, bir diğeri ateşi kor olmuş güzelliği izliyor ve sebzeleri üzerine bırakıyor. Herkes ne yapacağını biliyor, isteyerek ve severek yapıyor.

             Ev sahibi Emriye Nine sürekli ayakta evde ne var ne yok sofraya gönderiyor.

            Aralıklarla da bize laf yetiştiriyor. Daha sık gelmemizi hatırlatıyor. Gerek görürse sohbetimize de katılıyor.

            Şehir yanıyor. İyi etmişte gelmişiz. Sahura kadar oturacak yemeğimizi yiyecek, sabah namazlarımızı kılacak ve dağılacağız.

            Günün bütün yorgunluğu bahçede kılınan teravih namazıyla birlikte yok oluyor. Mevsimin ve dahi mübarek ayın feyz ve bereketiyle tüm güzellikleri akşamın serinliğiyle birleştiriyoruz.

            Semaver çayını oldum olası çok seviyorum. Sormaya gerek yok devam gençler. Sofrada nimetler taşıyor. Çok şükür. Her şey yerli ve bahçede yetiştirilen sebze ve meyveler. Domates, biber, patlıcan, salatalık, şeftali, erik her şey olması gereken tat ve lezzette.

            Atalarımız bize çok güzel bir vatan ve devlet bıraktılar.

            Allah onlardan razı olsun.

            Gönül dostum, meslektaşım Mustafa Bey babası Hacı Hüseyin Bey için ifade ettiği saygı, sevgi ve şükran dolu sözler sohbeti zenginleştiriyor.

            “Hocam bu bahçe bizim oksijen depomuz. Dinlendiğimiz, terlediğimiz, ailemizi topladığımız dünya cennetimiz. Allah babamdan razı olsun. Bahçenin bu durumunun mimarı ve emektarıdır. Ben sadece bu oturduğumuz mekânı yaptırdım.”

            Hacı Hüseyin oğlunun sözlerinden çok memnun ki gülümsüyor. Gözlerinin gülüşünü beyaz sakalını okşayışıyla süslüyor.

            Dört kızın en küçüğü ve tek erkek evladı Mustafa Bey babasına çok iyi bakıyor. Böylesine bağlı, tutkun, samimi ve kalabalık aile daima özlemim olmuştur.

            Bahçede kaldığım sürenin tamamında Erbaa yeni mahallede oturan rahmetli Bedrettin Uyar ağabeyimi hatırlıyorum. Yaşanılanlar dakikalarca tekrarlıyor ve vakte mühür vuruyor. Gönül birliğimiz, muhabbetimiz. Unutulmaz sözleri… Ne zaman hatırlasam, ansam, rüyamda görsem, sonsuz sevgimi tazeliyor mekânı cennet olsun diye dua okuyorum.

            Aradan yıllar geçti. Başta ailesi olmak üzere onu tanıyan, yakınında, sohbetinde bulunan, mesai yapan ve dahi birlikte yaşayan herkes özlüyor.

            Rahmetli olduğu gecenin sabahında ailece Tokat’a gelecek kahvaltıyı bizde yapacaktık.

            İşte, unutulmazlarım arasında benimle birlikte yaşayacak ve yüreğimde son nefesime kadar var olacak kardeşim, ağabeyim, bacanağım, müdürüm, muhtarım ve gönül dostum.

Biliyor musun sen gittin gideli Ayran Türküsünü dinlemiyorum. Duysam uzaklaşıyorum, elimde ise kapatıyorum. Sensiz dinlenmiyor müdürüm.

                Ayan türküsünün bir bölümünü okuyucularım hatırlayacaklardır.

(Oğlan)

Uzak yollardan kıvrandım geldim

Tatlı dillerinle eğlendim geldim

Kalaylı tasta da taze mi yaydın

Gel kız kerem et bir kaşık ayran ver

(Kız)

Uzak yollarımın vefası mısın

Ak alnımın da cefası mısın

Yaptığım ayranımın kahyası mısın

Anamdan habersiz veremem ayranı(turkudostlari.net/soz.asp?turku=1258)

            Dünümün en güzel anılarında sen vardın. Bu günün anılarında yine sen varsın.

            Kaç akşam, Kaç gece geçtim evin önünden. Kaç kez durdum,  kaç damla yaş toprağa indi, kaç kelime yazmaya çalıştım, bahçe girişindeki söğüt ve diğer ağaçların dahi yokluğunu hep fark ettim. Seni uyuyor bulduğum dakikalardaki sıcaklığın akıntısını aldım, hissettim, yaşadım. Yaşasaydın, şuan evde, bahçede, muhtarlıkta ya da Erbaa’da olsaydın diye söylendim. Dualar okudum sana.

            Biliyorsun sana ebedi mekânında uğrasamda uğramasamda selam veriyor, on bir ihlas, bir Fatiha gönderiyorum.

            Birbirine benzeyen bahçeler.

            Dünümü, bugünümü, yarın için düşündüğüm yaşadığım ve yaşamak istediğim gönül bahçelerimdeki akıntılarım. Yine duygu yükledi bana…

            Hâlbuki dinlenmeye, oksijen depolamaya, yürüyüş yapmaya, kalabalıkta yemek yemeğe, gönül sohbeti yapmaya gelmiştim.

            İnsan ne yaparsa yapsın dününden ve gününden kopamıyor.

            Bahçe girişinin sağındaki söğüt ve gölgesindeki tahtadan yapılmış oturma yeri. Tatil gecelerimin sohbet merkezi, uyku alanı, çay muhabbeti idi bir zamanlar. Dinlendiğim tek mekândı.

            “Suyu kesmişler, bahçe bu gece de sulanmayacak. oofff… Ben ağızlığa bakarım Tuncay suyu bir dolanıp gelsin.” “ Fahriye ile Serpil’de suyu dolanabilir.” Suyun birileri tarafından kesilmemesi gerek. Artık bahçe sulamak için bir düğmeye dokunmak yetiyor.Motorlar çalışıyor, kuyu suları hem sulama hem de içmek için kullanılıyor. Bahçeyi sulamak için sabaha kadar su dolanmak, sinirlenmek, uykusuz kalmak geride kaldı. Sadece seni üzdüğüyle kaldı müdürüm.

            Köy bilgeleri var.

            Yaşadıkları küçük dünyanın her konusuna hâkim ve açıklama yapmaya, yönlendirmeye yetkili büyükler. Sohbeti severler, bildikleri ne varsa paylaşırlar.

             Bu paylaşımları türkülerle süslediğinizde her şey ayağa kalkar.

            Köy türküleri… Yerinde ve serinde söylenirse okul gibidir. Ders verir, olgunlaştırır.

Yol gösteren, yol veren, yol isteyen, yol bilen kaç bilge kaldı ki etrafımızda ateş olup çevresini ısıtacak, ışık olup aydınlatacak, demir dağları eritecek, aş pişirip etrafını doyuracak kaç bilge kaldı.

            Onca yıllık eğitimciyim ulaşılmazlar bilirim, kar suyu ıslanışında serinlediğim anları hatırlatır bana. Çamlıbel yamaçlarında Pamukpınar dona çekmiş uzun kış gecelerini hissederim tenim her noktasında.

            “Kişi kalbinde düşündüğü gibidir.” Denmiştir.

Emriye Nine aralıklarla bana bakıyor, anlıyor ve sessizce kızıyor. Bahçenin ve sohbetin tadını çıkarmalısın diyor. “Çayın tadını almalısın.  Kalem tutmayı, okumayı, büyümeyi, spor yapmayı, helal lokma yemeyi, unutma oğul… Sen bu evin öz oğlu gibisin.Buradasın, bahçede, bizimlesin. Uzaklara gitme, geriye ve ileriye vardığında buldukların sana mutluluk vermeyecek. Şehir ne zaman boğsa koş buraya gel. Sen köy çocuğusun.

            Unutulmazlardasın… Duayla süsleniyor. Rahatlıyorsun. Gülümsüyorsun müdürüm. Sesli söylemediklerimi anlıyor, biliyorsun.

            O gecenin sabahı için çaydanlığı dahi doldurup hazır etmiştim.

            Yaşamak zamana uyumsa, sevmek gülümsemektir.

            Köy gençlerinin misafiri karşılaması, oturuşu, sohbeti dinleyişleri, sofra kurması, yerleştirme, kaldırma, çay ve diğer ikramlardaki hizmetleri kesinlikle bize ait olan kültürün güzelliği.

            Sizleri çok seviyorum gençler. Siz bizim yarınlarımızsınız. Ümidi Vatanımız. Bu kültür sadece bize aittir. Dünya da başka hiçbir millette bu güzelliği bulamazsınız.

            Vakit, gece yarısına ulaşmak üzere, yıldızlar Ay etrafında sörf yapıyor.

            Doğada geceye ait ne varsa etrafımızda bizi mutlu etmeye çalışıyor.

            Artık geceye ve dostlarıma teslim olmalıyım

            Mustafa Bey; Üstat vakittir. Dinlenmelisin diyor. Kendini rahat bırak geceye teslim olmalısın. Sabaha dinlenmiş dönmek gerek.

            Oğuz, Fadime, Elif, Hatun, Müdür, abla, Tuncay, Altan, Toyota, Tokat –Ankara hattında bitmeyen yolculuklar. Hüzünlü ve acılı saatler… off…

             Artık yazamıyorum.

            Hasret otogarda yola çıkıyor…

            Bitmeyen, tükenmeyen yeni hasretler oturuyor yüreğime.

            Sevdalarım uzaklardan ses vermiyor.

             Hayatımda yeni bir devir başlıyor, lakin devir bende bensiz yaşıyor.

            Hüseyin amca, Emriye Nine yardım edin bana. Şeftalinin altına, çimenin üstüne hatta söğüt de olur, bir battaniye verin, uyumak Delitayı rüyamda görmek istiyorum.

“Bilirim dünya malı helallik ister.Lakin ben helal etmiyorum.Üşüyorum. Sırtıma kar yağıyor.Sahura az kaldı.Dua vakti çok yakın.

Sabır denize indi ineli, zehir oldu ekmeğim aşım. Hasret esir alınca kalbi, Gözyaşları benim sırdaşım.”

            Şehrin 13 km. uzağında dost bahçesinde uzaklarım yüreğime oturuyor.

            Bilinmez bir akşamın serinliğinde şafağı arıyorum.

            Uyumak istiyorum, canım cananı istiyor, canan çok uzaklarda ses vermiyor.

17.07.2014 / Tokat

Osman BAŞ

Not: Bu yazı Tokat gazetesinde 25 Temmuz 2014 tarihinde yayınlanmıştır.

"Osman Baş" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku