takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

7 Kasım 2019 - 09:57:59 - 110 Okunma

Farklı Boyutlarıyla FETÖ/PDY

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu tarafından çıkartılan başlıktaki kitap FETÖ/PDY yapılanmasına ilmi, dini ve siyasi açıdan bir bakış getirmektedir. Kitabı müftülükten elde ettim ve baştan sona oku-dum.

Kitapta FETÖ’nün ağzından veya kitaplarından bazı alıntılar:

“Ben sizin tırmandığınız bu helezonda hav hav ederek arkanızdan tırmanıp dururken, kasemle size teminat vereyim, bu helezonda o kadar beklenmedik şeyler gördüm. Gözüm açık bir bir gördüm. Size tarif edeyim bir bir; Felekler burcuna çıktım, melekten merhaba gördüm, bana Hak’tan nida geldi: Gel ey aşık ki mahremsin, bura mahrem makamıdır, seni ehli vefa gördüm. Sizin içinizde çok şey gördüm, öyle ihsanlar gördüm ki, hak dostlarına henüz kapaklar açılmamıştı, zarfının üzerine bantlanmış gibi zarflar içinde size gelen ihsanlara şahit oldum…”  (Hisar-3 (İrade Kahramanları), dk. 15.50 vd.)

1978 yıllarındaydı çamaşırlarım iyice birikmişti. Akşam yıkarken canıma bayağı tak etti. Bir ara içimden ‘acaba evlense miydim?’ diye geçti. Katiyen düşünme şeklinde değil, şimşek süratinde gelip geçen bir fikir. Ertesi gün erken vakitlerde bir arkadaş geldi ve bana şunu nakletti: Akşam rüyamda Efendimizi gördüm size selam söyledi ve ‘evlendiği gün ölür ve cenazesine de gelmem’ buyurdu.”(Latif Erdoğan, Küçük Dünyam)

“Allah’la münasebette derinleşmiş kimseler herhangi bir sınır kaydı olmaksızın gayp âlemine muttali olabilir, meleklerle, cinlerle, Mesih ve Hızır (a.s.) ile rahatlıkla görüşebilir.”(Gülen, Asrın Getirdiği Tereddütler 2, Nil Yayınları, İstanbul 2008 s. 181) “Şimdi siz bütün bu meratibi kat ederek Allah’ın izni ve inayetiyle belli bir noktaya ulaşabilirsiniz. Fenafillah, bekabillah, maallah makamına erip, bir şuhud ve vahdet mülahazasına sahip olabilirsiniz. Gayb-i mutlaka, hakikatü’l-hakaika ulaşma mülahazaları içinizde belirebilir…” (Gülen, Yaşatma İdeali, Nil Yayınları, İzmir, 2012, s. 57)

“Bana öyle geliyor ki, tasavvuf başta olmak üzere, dinin diğer alanlarında az dahi olsa insanlara bir şeyler anlatan, onlara önderlik yapan kişiler paranoya ve şizofreni tehlikesine açık tiplerdir. Bu insanlar nazari bilgilerle değil entüisyonist bir mülahaza ile doğrudan Allah ile münasebet içinde olabilirler…” (Gülen, Sohbet-i Canan, s. 154).

“Sizin hakkınızda hep hüsnü zan besledim, sizi kaydederken, sizin hesabınıza bakarken, sizin durumunuzu değerlendirirken sol gözümü kapadım. Defterin sol tarafına elimi koydum, sol meleğe dilini tut dedim ve hep sağı işletmeye çalıştım. Sağla baktım, sağla gördüm, sağca görmeye çalıştım ve her şeyi defterin sağ tarafında aradım…” (Ümit ve Korku 1)

Evet, FETÖ, şirk’in günümüzdeki en büyük yüzüdür, temsilcisidir diyebiliriz.

Kitap çok geç kalmış bir kitap. Zira dini gerçek anlamından uzaklaştırarak İslam’a zarar vermek isteyen, din düşmanlarıyla işbirliği içinde olan, kendi siyasal beklentilerine dini alet eden, din üzerinden maddi kazanç elde etmek isteyen pek çok tarikat, cemaat İslam ülkelerini perişan etmekte, insanlığı İslam’ı yanlış tanıtmaktadır. Daha da önemlisi kuzu postuna bürünmüş kurtlar olduklarından İslam düşmanlarının içimiz-deki Truva atlarıdır bunlar. Buna benzer bir kitabı Diyanet 1940’larda çıkarması gerekirdi. İslam’da şirk’i konu alan bir kitabı diyanet 50 yıl önce çıkarmalı ve okullarda bile okutmalıydı. Tarihi boyutuyla, dine verdiği zarar boyutuyla… Bir Hasan Sabbah’ı, Kerbela’yı, İslam’da hurafe konusunu insanlara anlatılmalıydı Diyanet.

Bu konu sadece Türkiye’nin sorunu değil, tüm İslam âleminin sorunudur. Hatta tüm semavi din mensuplarının sorunudur. Allah’ın sözü üzerine söz söylemek, Allah’ı Ahrete kadar kenarda bekletmek hiçbir cema-atin, sosyal grubun harcı olmamalı, böyle düşünen hokkabazlar taraftar bulamamalıydı. Bu yüzden cahil bırakılan bir toplum sürekli ağlar misali biz başımıza gelen her bela sonunda ağlıyoruz. Kaderimiz mi? Biz inek değiliz ki kurban bayramı kaderimiz olsun! 251 insanı toprağa verdikten sonra uyanmak, böyle bir yayın hazırlamak kadere körü körüne iman edenlerin hali olsa gerek. Çünkü bu tür hadiseler İslam tarihinde onlarca kez yaşanmış.

Kitap yeterli mi? Diyanet kitabı yayınlamayla sorumluluktan kurtuldu mu? Bir kitap yayınlamakla görevini yaptı mı? Millet bu kitap sayesinde aydınlatıldı mı? Tüm bu sorulara elbette kocaman bir “hayır” diyeceğim. Bu kitabı diyanet yetkililerinden kaç tanesi okudu? Bu kitabı diyanet yetkililerinden kaç tanesi anladı? Bu kitaba kaç tanesi inandı ya da inanmayan yetkili var mı? Diyanet personelinden kaç tanesi şirki tam manasıyla biliyor, kendisini karşılaştığı problemli konularda şirk tehlikesini anlayabiliyor? Peki, bu kitabı diyanet dışında okuyan var mı? Halka ulaşabildi mi? Diyanet’in PKK, DEAŞ, PYD, DHKPC gibi örgütlerle ilgili çıkardığı broşürler vatandaşa ulaşabiliyor mu? Kitap çıkarmak, broşür basmak, Cuma hutbelerinde vatandaşa seslenmek Diyanet’in sorumluluğunun düşmesine yetiyor mu? Allah haksız yere öldürmeyeceksin diyor, öldürmeyi haram kılıyor. Peki, Müslüman’ın Müslüman’ı öldürmesi Diyaneti niçin kudurtmuyor!? Hava boşluk kabul etmez. FETÖ’nün boşaltması gereken yerleri kim dolduracak? Diyanet’in devletle birlikte bu hususta bir çalışması var mı? Varsa teşkilatını adam gibi teşkilatlayabiliyor mu? Sorular artırılabilir. Emanet mutlaka ehline verilmeli! Yoksa kıyameti hep birlikte yaşarız!

Kitabı okuduktan sonra bu hareket hakkındaki görüşlerim değişmemekle beraber yapının iç yüzünü biraz daha tanımam söz konusu oldu. Zira bu yapıyı 1984’lü yıllarda beslendikleri kaynaklardan birkaç tanesini okuyarak yapının teorisyenlerinin hiç de samimi olmadıklarını, bazı ifadelerinin İslam’a muhalif görüşler olduğunu anlamıştım. O yıllar üniversite öğrencisiydim. O günlerde batınî/ezoterik  yapıda olduğunu az çok fark etmiştim. Daha ileriki yıllarda dershanecilik sektöründe, karşımızda ne kadar makyevalist bir felsefe güttüklerini, kendilerinden olmayan her kim varsa yok etmeye çalıştıklarını müşahede edince artık bunların kendilerinden olmayanları nasıl şeytanlaştırdıklarını da gördüm. 21 Mart 1999 günü ABD’ye gittiği günde kendisinin bir Humeyni gibi Türkiye’ye geleceğini, zira Amerika’nın bu zatı karşılıksız beslemeyeceğini söylemiştim. Bu kanaatlere varmam zor muydu? Elbette hayır? Dinini, memleketini seven, Allah’ın “ikra emrini” akılcı bir şekilde anlayan ve uygulayan her akıl sahibi bunu anlardı. Peki, bunu anlamayanlara, gerekli tedbirleri almayanlara, bu gün anlayıp ahkâm kesenlere ne demeli? Onu okuyuculara(!) soruyorum?  Hala farkında olmayanlar, araştırıp öğrenmeyenlere, müstakbel FETÖ’leri 30-40 yıl sonra anlayacaklara ne demeli? Herhalde en hafifinden aptal demeli!

 

İsmet YALÇINKAYA

05/11/2019

"İsmet Yalçınkaya" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku