takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

11 Ekim 2016 - 07:36:29 - 7 Okunma

EN İYİSİ FİDAN YETİŞTİRMEK

Durup dururken bu da nereden çıktı , diyebilirsiniz. Mevsimi bile değilken fidan dikmek… Evet, ben de sizin gibi düşünüyordum ama beni bu düşünceye zorlayan sebepleri paylaşmak istiyorum.

Biz, millet olarak Tanzimat’tan bu tarafa yönümüzü Batı’ya döndük. Yenileşme, ilerleme, çağdaşlaşma, gelişme… Birçok hedef koyduk. Bu hedeflere yeni eğitim modelleri ve yeni anlayışlarla varabiliriz, dedik. Gayet güzel düşünceler idi bunlar. Kimsenin de itirazı olmadı.

 Yeni düzenlemeler ile Osmanlı, Batı’ya eğitim alsınlar ve bozulan düzene çare olsunlar diye gençler  gönderdi. Hemen her alanda gençler gitti. Ne oldu, dersiniz? Bir şey olmadı. Osmanlı yıkılıp gitti.

Jön Türkler diye bir grup çıkmıştı o dönemde. Hayalperest bu gençler maceradan maceraya atıldı. Sonuç: hüsran.

Sonrasında durmadık. Yeni kavramlarla yolumuza devam ettik. İslamcı, Milliyetçi, Osmanlıcı, Batıcı…

Hepsinin de amacı Osmanlı’yı dağılmaktan kurmaktı. Kurtarabildiler mi? Hayır!

Bir grup diğerini tehdit gördü hep. Çatıştılar. Parçalandılar. Yok oldular. Enerjimiz zayi olmuştu. Gençlerimiz bir araya gelemedi. Sonuç: hüsran.

Balkanlar, Kuzey Afrika, Hicaz Bölgesi, Adalar derken elimizden kayıp giden bir cihan devleti vardı. Bizler ise gençlerimizi çatıştırmaya devam ettik. Kafalarda hep idealist fikirler vardı.

 Sonuç: hüsran.

İstiklal Savaşı sonrasında Türkiye Cumhuriyetini kurduk. Yeni fikirlerimiz vardı. Batı yine önümüzde model idi.

Doğu- Batı çatışması var oldu. Doğu medeniyeti yani İslam medeniyetini merkeze alan bir düşünce hareketi ile Batıcı yani çağdaş medeniyetin çatışması başladı. İlerici-gerici, laik- anti laik; dinci-dinsiz; milliyetçi, sosyalist, komünist bilmem ne derken aldı başını gitti çatışmalar. Nereye vardık? Darbelere, dar ağaçlarına vardık.

Herkes bu ülkenin kırmızı kaplı kitabında tehdit unsuru olmuştur. İç tehdit olarak bilinen bu unsurlar zamana ve zemine göre güncellenmiş ve değiştirilmiştir. Her güncellemede fikirler alt üst olmuştur. Ardından dağıldık, parçalandık. Sonuç: hüsran.

Ne diyeceksen, de artık diyorsunuz, biliyorum. Diyorum ki biz geleceği emanet etmek için yeni nesiller yetiştirmeyelim. Çocuklara, gençlere müdahale etmeyelim. Her çocuğun sahibi öncelikle ailesidir. Sorumluluk da ailenindir. Devletin de öyle âfâkî hedefleri filan olmamalı. Bırakalım bu işi, diyorum.

Peki, bıraktık yeni nesiller inşa etmeyi. Ne mi yapalım? Fidan yetiştirelim. Ben çok ciddiyim. Siz de bu teklifimi ciddiye alırsanız kurtulabiliriz. Kabul, fidan yetiştirelim ama nasıl olacak? Ne elde edeceğiz, çatışmalar ve terör bitecek mi? İşsizlik azalacak mı, diyebilirsiniz. Ben de denemek de fayda var, diyorum.

Biz yüz elli yıldır hep yenilik, daha iyi yaşam ve ileri demokrasi dedik. Adalet, insan hakları, eşitlik gibi kavramları dilimizden düşürmedik. Bir şey kazandık mı? Hâlâ çatışmacıyız.

 Bakın, şöyle düşünelim:  Herkes fidan dikecek. Her şehir yemyeşil olacak. Tertemiz bir hava. Kirlenen havamız temizlenecek. Rahat nefes alacağız. Fabrika atıkları dünyamızı mahvediyor. Egzoz dumanları, artan yapılar derken yaşanılmaz hale geliyor dünyamız. Herkes nefes nefese kalıyor günlük hayatın koşuşturması içinde. Haliyle herkes gergin, yorgun ve sinir harbinde. 

Düşünsenize her yer yeşil. Hiç çorak yer yok. Gölgelik mekanlar çok. Sıcaklarda yeşillikler içindeyiz. Serin mekanlarda dinleniyoruz. Yağmur yani rahmet eksilmiyor. Bereket içindeyiz. Ne güzel!

Fidanlarla dolacak tüm dünya. Daldan dala atlayarak gezeceğiz. Dal budak salacak fidanlar. Kökler bile toprak altında birbirine bağlanacak. Kenetlenen bir bitki alemi  ne güzel örnekliktir insanoğluna. Ateş, barut yerine yemyeşil fidanlar. Kimse kimsenin ayağını kaydıramaz. Her yerde fidan olacak. Düşeceğimiz zaman tutunacağımız, yorulduğumuzda yaslanacağımız fidanlar olur. Bunaldığımızda gölgesinde dinlenir, derin uykulara dalarız. Yemyeşil dünya, vay be! Çok mu şey istiyorum, dostlar ne dersiniz?

Ha, bu arada fidanı sadece bu dünya hayatı için değil, diğer dünya var ya onun için de dikmek lazım.

Hangi dünya mı?

             Unuttunuz mu yoksa?  Unuttunuz, unuttunuz. Kıyamet ve sonrasındaki hayat canım işte.

Ne diyordu sevgili Peygamberimiz: ”Herhangi birinizin elinde fidan varken,  kıyamet kopacak olsa derhal onu diksin.” 

 

Ben bir şey demedim aslında. Sadece bir hadîs-i şerifi hatırlattım, o kadar. 

"Ali Bal" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?




PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku