takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

23 Kasım 2019 - 10:31:06 - 180 Okunma

EĞİTİMDE DEĞİŞİM-DÖNÜŞÜM VE İLETİŞİM

Çalışma Grupları ve Proje Tabanlı Eğitim

Bizler, eğitimciler eğitim-öğretimde sürekli olarak bir değişim ve dönüşüm arayışı içindeyiz. Bu bağlamda; “Çocuk için okulun anlamı nedir?” ve “Çocuklar okulu niçin sevmiyor!” sorularına cevap aramaktadır. Bu sorulara doğru ve gerçekçi cevaplar bulabilmemiz için Çağın Ruhu’nu doğru yorumlamak zorunluluğu vardır.  Çağımız, dikkat dağınıklığı çağıdır. Çağımızın çocuklarının da bir karakteristiği vardır. Bu çağın çocuklarını iyi tanımalıyız. Çağımızın çocukları çok odaklıdır! Konu anlatımlı okul, çocuğa sıkıcı ve anlamsız geliyor. Bu sebeple de çocuk; okulu mutsuz, neşesiz ve sevimsiz buluyor! Nitekim, öğrenme piramidinin %5’lik kısmını oluşturan konu anlatımı, hem öğrenciyi edilgen kılıyor hem de öğretilenler çabucak unutuluyor.

Çağın getirdiği bu zorunluluklar, bizleri yeni yönelişlere sevk etmektedir. Bizler de öğrenciyi merkeze alan bir anlayışla yeni yönelişlerin peşinden koşmaktayız. Bu yönelişlerden birisi de klasik anlatım tekniği yerine öğrenciyi yönlendiren, öğrencilerin topluca yaşayarak, görerek, gözlemleyerek kendi öznel gayretleriyle deneyimleyerek öğrenmelerini sağlayacak olan Çalışma Grupları ve Proje Tabanlı Eğitim’dir. Bu eğitim öngörüsünde öğretmen anlatan değil, yol gösteren rolündedir. Bilginin keşfi öğretmen-öğrenci iş birliğiyle, çoğu zaman da öğrencilerin kümeler hâlinde çalışmalarıyla gerçekleştirilir. Bilgi, anlatılmaz; değişik yollarla öğrencilere buldurulur. Nitekim, kendi emeğiyle elde edilen bilgiler, kalıcı oluyor. Bizim açımızdan daha da ilginç olan nokta, konu anlatımlı sistemde öğrencinin kendisini ‘‘değersiz bir eşya’’ olarak hissetmeleridir.

Çalışma Grupları ve Proje Tabanlı Eğitim anlayışının uygulama ilkelerini şu şekilde sıralayabiliriz:

√ Öğretmen rehber, öğrenci aktif,

√ Konuları anlatmak yerine öğrenciler kümelere ayrılıp konular paylaşılır,

√ Öğrencilere fırsatlar verilir,

√ Öğrenciler, edilgen değil, etkendir,

√ Öğrenciler, girişimci, özgüvenli ve projeye yatkındır,

√ Bilgi, soyut bir temele değil, somut bir temele oturtulur,

√ Çocuğun konuyu arkadaşından dinlemesi daha etkili olabilir.

√ Öğrenci çıktısı olarak üretken, planlayan, düşünen, analiz eden, ilişki kuran, bağımsız iş görebilen, isabetli kararlar alabilen nesiller yetiştirmek esastır…

Çalışma Grupları ve Proje Tabanlı Eğitim uygulaması için en önde gelen koşullardan birisi de eğitim ve öğretimin sınıfla sınırlı kalmayıp özellikle kendi mekânında yapılmasıdır. Toprak saksıda değil, tarlada; balık akvaryumda değil, denizde görülmelidir. Örneğin; bir bitkinin tüm aşamaları kitap sayfalarından değil, doğrudan yerinde deneyimlenmelidir. Aynı şekilde, ayın doğuşundan itibaren bütün aşamaları dolunay olup kayboluncaya kadar, öğrencilerce gözlemlenmelidir. Bu şekilde reel bir zemine oturan bilgi kalıcı ve yararlı olur. Öte yandan grup çalışmaları yapan öğrenciler, gelecekte kolektif çalışmalara daha yatkın olurlar. Bu beceri belki de öğrencilerin hayattaki gerçek başarıları olacaktır. Ortak gayret ve ortak akılla yapılan bu tür eğitimler, öğrencilerde gizilgüç olarak var olan hayal gücü ve üretim yeteneklerini gün yüzüne çıkaracaktır.

Eğitimde Paydaşlar Arası İletişim

Eğitimde akademik başarı, bir veya birkaç bileşenle açıklanamaz. Çünkü, başarıyı belirleyen ve sürdürülebilir kılan birçok etmen ve birkaç önemli paydaş vardır. Aile başta olmak üzere, öğrenci-okul-öğretmen ve yöneticiler eğitimin temel paydaşları kabul edilebilir. Kalıcı ve sürdürülebilir başarı, tüm bu vb. paydaşların ortak gayreti ve üstün uyumu ile ortaya çıkar. Akademik başarıda kültürel ortam, çevre etkenleri, ders materyalleri, teknolojik araç ve gereçler gibi diğer etmenler de söz konusudur. Ancak; asıl belirleyiciler, insanî paydaşlardır.

Ailenin Etkisi

Aile; bir yönüyle sağlık, huzur ve esenliğin kaynağı iken öbür yönüyle sağlam temeller üzerine kurulmuş, düzenli, huzurlu, sağlıklı iletişim ortamı olan bir yuva olarak çocukların eğitimi ve gelişimi için, eşsiz bir okuldur. Birçok insan, yalnızca örgün eğitim kurumlarında eğitim verildiğini düşünür. Oysa, Dünya’nın en harika eğitim kurumu ailedir. En harika eğitmenler de anne ve babalar başta olmak üzere aile bireyleridir. Çocukların kişilik ve karakteri, aileye en fazla bağımlı olduğu ilk 6 yaşta biçimlenir. Bu yönüyle aile, hem bir şefkat ve merhamet ocağı hem de bir eğitim ve kültür ocağıdır.

Her çocuğun ilk ve en değerli eğitmeni annesidir.  Doğal olarak annenin eğitim ve kültür düzeyi çocuğa yansır. Çocuğun duygusal ve düşünsel alt yapısı, en başta anne olmak üzere, baba ve diğer aile bireyleriyle halka halka genişler. Bu adı konulmamış eğitim süreci, ailede başlar; sokakta, mahallede, okulda, iş yerinde ve toplu ortamlarda devam eder. Çocuklar, ilk davranışlarını, yine en başta anne olmak üzere, aile bireylerini taklit ederek öğrenirler. Anneler ve babalar kendilerini, çocukların eğitim-öğretimlerinin bir parçası olarak görmelidirler. Çocuğun düşüncesine saygı gösterip fikirlerini açıkça söylemesine fırsat vermelidirler.

Eğitimli aile çocukları, okul çağına geldiğinde okuldan aldıklarını ailede aldıklarının üzerine inşa eder ve az zamanda çok mesafe kat ederler. Ailede bilgi ve görgüden mahrum olan çocuklar, okul çağı başlarında çelişkiler yaşar ve istenilen seviyeyi yakalayamaz. Bu da zaman ve emek israfı demektir. Aileden alınacak bu üstün duygu, düşünce, değer ve davranışları hiçbir okul ver(e)mez.  Nitekim; bu tür özellikler öğrenilmeden önce yaşanarak kazanılır ve ömür boyu kalıcı olur.

Öğretmen-Öğrenci İletişimi

Öğretmen-öğrenci ilişkisi iki tür bağlam içinde oluşur. Birinci tür ilişki bağlamında öğretmen; bilen, güçlü, mükemmel, yönlendiren, itiraz edilmez, korkulan ve itaat edilen kişidir. Öğrenci ise bilmeyen güçsüz, eksik, yönlendirilen, kabul ve itaat eden olarak tanımlanır. İkinci tür ilişki bağlamında gerek öğrenci gerekse de öğretmen birbirlerini öğrenme yolculuğuna çıkmış yol arkadaşı olarak kabul ederler. İkinci ilişki türünde öğretmen daha deneyimli, araştıran, şevkli, gelişen ve geliştiren, sohbet içinde olan, danışılan ve sevilen, sayılan biridir. Öğrenci ise daha az deneyimli; soran, meraklı, öğrenme potansiyeline sahip, eleştirel düşünebilen, kendi kararlarını bağımsız verebilen biri olarak bilinir. Bu bağlamda öğretmenin öğrenciye soru sorması, eğitimin önemli bir parçası olarak teşvik edilir. Böyle bir ortamda öğrencilerin yeni ve kaliteli sorular sorması bir sorunun yanıtını bilmeleri kadar önemli görülür. Sahip olunan bilgilerin, geçmişte soru soran bir aklın ürünü olduğu kabul edilir. O nedenle öğrenciler yeni ve kaliteli sorular sormaya özendirilir. Bu ortamda iyi soru soran, düşüneni aklını kullanan öğrenciler hep çoğalacaktır.

Öğretmen-Veli İletişimi

Yapılan araştırmalar, öğretmen-veli iletişiminin güçlü olduğu okullarda hem akademik başarı hem de öğrencinin tatmin düzeyi çok daha yüksek olmaktadır. Bu bakımdan öğretmenler, her durumda veli ile iletişim ve iş birliği hâlinde olmalıdırlar. Bu iletişimin sağlıklı ve güçlü olabilmesi için, öncelikli görev öğretmenlere düşmektedir. Öğretmenler, değişik iletişim kanallarını kullanarak ve mümkün olduğunca yüz yüze iletişimi tercih ederek velilerle yüksek düzeyli iletişim köprüleri kurmalıdırlar. Bu ilişkinin sağlam temelli olabilmesi için;

√ Velilere değer vermek,

√ Velileri dikkatle dinlemek,

√ Ortak paydanın öğrenci olduğunu vurgulamak,

√ Sadece olumsuzluklarda değil, olumlularda da veliyi aramak… gerekir.

Öğretmen-Yönetici İlişkisi

Öğretmen ve yöneticilerin de varlık sebepleri ve ortak paydaları yine öğrencidir. Ortak amaç; öğrencilere iyi bir eğitim-öğretim vererek topluma bilgili, becerili ve bilinçli bireyler kazandırmaktır. Bu amaca ulaşabilmek için yönetim anlayışımızda sevgi, paylaşım ve da(ya)nışma esas alınmalıdır.

Yöneticilerin asıl amacı, eğitim kalitesini yükseltmektir. Bunun en emin yolu ise, öğretmenlerinin motivasyonlarını yükseltmektir.  Güler yüz, tatlı dil ve değer vermek, en iyi motivasyon yollarıdır. Yöneticiler; binalardan, mekanik aletlerden önce, insan ruhunu yönetmeyi ve yüceltmeyi ilke edinmelidirler. Dikey ve yatay iletişim kanalları, her daim açık kalmalıdır. Yöneticilikten eğitim liderliğine evrilmek, günümüzün zorunluluğudur.

Öğretmenler de her işi yönetimden beklemeden üzerlerine düşen görev ve sorumluluklarını tümüyle ve zamanında yerine getirmelidirler. Öğretmenler, bir yandan okul kültürüne riayet ederken öbür yandan da kendilerini yenilemenin gayreti içinde olmalıdırlar. Ortak amaçlar uğruna, adanmışlık duygusuyla hareket eden öğretmenler, mutlaka başarılı olurlar.

Sonuç olarak okuldaki başarı yalnızca notlarla ölçülemez. Nitekim bilgi, mücevherdir; not ise mücevheri tartan terazidir. Öğrenci için asıl amaç nottan çok, kalıcı bilgi olmalıdır. Nasıl ki notlandırılmış başarı, tek başına akademik başarıyı belirlemezse, alınan diplomalar da hayattaki başarıyı tek başına anlamlı kılmaz. Hayattaki gerçek başarı; Allah’ın hilkatine, insanın fıtratına uygun bir hayat sürmek; yaşandığı sürece sağlıklı kalmak; neşeli ve mutlu olmak; bilgili, becerili ve bilinçli olmak; ülkeye, millete ve insanlığa yararlı işler yapmak; kişilik ve karakter sahibi olarak yaşamaktır.

 

"Ertuğrul Yaman" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku