takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

5 Kasım 2019 - 10:03:54 - 107 Okunma

Eğitim ve Yönetim

Her insan mutlaka bir şey yönetiyordur. Kendini yönetme, evini ve ailesini yönetme, sınıfını ve kurumunu yönetme, kriz yönetme, ülkesini yönetme…  Yönetim/yönetişim tarihin her safhasında vardı, dünya döndükçe ve insan soyu devam ettikçe yönetme ve yönetişim olacaktır. Yönetişimin olmadığı, zaafa uğradı-ğı yerlerde anarşi boy gösterir ve sonunda kaos ortaya çıkar. O halde devlet, insanına yönetecek kabiliyetleri kazandırmakla mükelleftir. Eğitim de tam da bunun için gereklidir. Dolayısıyla eğitimin amacı; “yönetecek insan yetiştirmektir.” İnsanın doğuştan gelen yönetebilirlik kabiliyetlerini ortaya çıkarmak, onları geliştirmek olmalıdır eğitimin amacı.

Bizler eğitim ile öğretimi yer değiştirmişiz. Öğretimi öncelemiş ve eğitimi de yavaş yavaş yok etmişiz! Öğretim, maddi unsurları içeren, insanlara meslek kazandıran; insanın koluna altın bilezik takmasını gerçekleştiren olaydır.  Bunun manevi boyutu pek yoktur. Eğitim ise bambaşka bir olaydır ve beşikten mezara kadar devam eder.

Evet, eğitim, insanın yönetme kabiliyetini geliştirmektir. Her kademedeki insanları bulunduğu konumu yönetmeye hazırlarken ülkesini yönetebilecek insanları da bulup onları devlet adamlığına hazırlamaktır. Yönetişimin eksiksiz yapıldığı bir ortamda öğretim çok daha kolay, ucuz ve verimli olur.

Eğitimin olmadığı yerde kaos olur demiştik. Tam da bu gün yaşanılanlar eğitimsizliğin sonucudur. Yüz-yıldır bir iki istisna dışında ülkeyi yönetebilecek insanların çıkmayışı, kurumları yönetenlerin liyakatten uzak oluşu, bir tür adam gibi bürokratın çıkmaması, bürokratların ülkeyi koşturma yerine sürekli fren vazifesi yapması, bu yüzden olsa gerek.

Osmanlı’dan sonra devletin başına devlet yönetmeyi bilenler mi geliyor, yoksa devletin başına gelenler devlet yönetmeyi burada mı öğreniyorlar.  “Acemi nalbant mesleği gâvur eşeğinde öğrenirmiş” atasözünde olduğu gibi devletin başına geçtikten sonra devlet yönetmeyi öğrenmeye kalkmış sayın başkan ve başbakanlarımız. Evet, bürokratlarımız deneme yanılma yoluyla yönetişimi öğrenmeye çalışmışlar ama ya ömürleri yetmemiş ya da gizli eller bunları kukla gibi yönetmişler. İbn Haldun meşhur eseri Mukaddimesinde “insan ya yönetilen ya da yöneten kesimde yer alır” diyor. Eğitimsiz insanlar yönetilmeye mahkumdur.

Sahi Osmanlı neden bu kadar uzun ömürlü oldu ve neden yıkıldı? Osmanlıyı yönetenler; padişahlar ve onun bürokratları(günümüz karşılığı) incelendiğinde bugünkü yöneticilerle benzerliği var mıydı? Rahatlıkla söyleyebilirim ki, hiç yoktu! Mesela Kanuni Sultan Süleyman ve dönemini ele alacak olursak: Babası Yavuz Sultan Selim, onu küçük yaşlardan itibaren çok titiz bir şekilde yetiştirmeye başladı. Benzeri görülmemiş bir terbiye ve tahsil gördü.

İlk eğitimini annesinden ve ninesi Gülbahar Hatun’dan (Yavuz Sultan Selim’in annesi) aldı. Yedi yaşına gelince tahsil için İstanbul’a, dedesi Sultan İkinci Bayezid’in yanına gönderildi. Şehzade Süleyman, burada Karakızoğlu Hayreddin Hızır Efendi’den tarih, fen, edebiyat ve din dersleri alırken, savaş teknikleri konusun-da da öğrenim görüyordu.

Babası Yavuz Sultan Selim, annesi Hafsa Hatun’dur. Sadrazamı İbrahim Paşa, Lütfi Paşa, Sokullu Mehmed Paşa; Şeyhülislamı Kemalpaşazade, Ebüssü´ud Efendi, şairi Baki, Fuzuli; sanatkârı Mimar Sinan; Kaptan-ı deryası Barbaros Hayreddin Paşa gibi dahi devlet ve ilim adamlarıdır. Görüldüğü gibi Osmanlı padişahları ve bürokratları devlet yönetecek şekilde eğitilmiş insanlardı. Bugünkü gibi etki-tepkinin, siyasi düşmanlıkların ortaya çıkardığı insanlar değildi onlar. Devleti kullanmak için değil, yönetmek, yüceltmek ve dünyanın düzenini de sağlamak amacıyla yetiştirilen insanlardı. II. Abdülhamit dahil tüm Osmanlı padişahlarının ve bürokratlarının eğitim şekli incelendiğinde hepsinde de en üst düzeyde bir eğitim anlayışı görülür. Kabiliyetleri hızlı bir şekilde ortaya çıkartılıp, nefis terbiyesi küçük yaşta tam anlamıyla verildiği için 15-20 yaşlarında çıraklık ve kalfalık dönemini tamamlarlardı. 20 yaşından sonra imparatorluğu (bugünkü Türkiye’nin en az otuz katı) yönetecek hale gelirlerdi. Oysa Cumhuriyet dönemi yöneticileri ise (biri hariç) ustalık belgesini alamadan emekli olup kayboldu gittiler! Dilenen devletler yok olmaya mahkûmdur. Osmanlı dilenmeye başladıktan sonra (kapitülasyonlar, duyunu umumiye) yok olmaya da başlamış oldu. Cumhuriyet dönemi yöneticileri de dilenmeyle devleti yönetme yöntemini seçtiler. Bu gün sokaklarda aşırı miktarda dilencinin olması devleti taklitten kaynaklanmış olmasın! Cumhuriyet dönemi genelkurmay başkanları on yılda bir ihtilal yaptı, diyanet işleri bir zamanlar tarikatların oyuncağı oldu, camiler görevlerini yapamadığı için yerlerini tekkeler aldı,  sanatçılar değerlerine ve inancına küfretti, mimarlar bir medeniyetin mimarisini çağa uydurup geliştiremedi, Milli Eğitim bakanları bir milli eğitim politikası sürdüremedi, hatta eğitim boyutundan korkup sadece öğretim politikasına yöneldiler. Onu da yaz boz tahtasına dönüştürüp vatandaşı karamsarlığa düşürdüler, devletine küstürürdüler. İnsanların kabiliyetleri ortaya çıkmadan mezara gömüldü, ülke potansiyeli bu sebeple hiçbir zaman kullanılamadı. Kısaca eğitimsiz insanların oluşturduğu bu ülkeyi eğitimli örgütler yönettiler.

Eğitimin amacı “yönetecek insan yetiştirmektir” demiştik. Eğitim, en alt seviyede kendisini ve ailesini yönetecek insanı yetiştirmektir. Bu ayağı göz ardı ettiğimiz için bireysel anlamda da toplumsal anlamda da kaliteli kişilikler ve topluluklar söz konusu olamamaktadır. Dolayısıyla polisin çok olması, mahkemelerin devasa olması, hukuk fakültelerinin çokluğu hatta ve hatta tıp fakültelerinin çokluğu ve doktora olan ihtiya-cın fazla olması eğitimsizliktendir. Dünün anne babaları eğitimli anne babalardı. Eğitim düzeyleri çocuklarını eğitecek düzeydeydi. Okuma yazma bilmezlerdi ama masallarıyla, görgü kurallarıyla, çalışkanlıklarıyla… çocuklarını eğitirlerdi. Nene Hatunlar, Kara Fatmalar, Şerife Bacılar… okula giden annelerimiz değildi. Onlar eğitimlerini anne ve babalarından aldılar. Devletin azametli dönemlerinde devleti yönetenlerin ilk eğitimini anne babaları vermişti. Dünün anne babaları kendi anne babaları ile dede ve nineleri yanında staj yapmış anne babalardı! Evlenmeden önce diploma almış, büyüklerinden el almışlardı! Bugünün anne babaları evlendikten sonra deneme yanılma yoluyla anne baba olmaya kalkıyorlar. Onun için evlilik müessesesi yürümüyor, boşanmaya da “özgürlük ve çağdaşlık” olarak fetva vermeye çalışıyorlar.  Devlet de aynen böyledir işte. Her gelen devleti deneme tahtası olarak gördüğü için bir arpa boyu yol alamıyor, devletin iyi yönetilmesini mali durumun iyi olmasıyla özdeşleştiriyorlar. Mali durumu iyileştireceğim diyeni iyi şoför olarak görüyor hemen arabanın şoförünü onunla değiştirip kış uykusuna yatıyoruz! Mesele budur. Allah eğitilebilir canlı olduğumuzu anlama feraseti versin!

 

İsmet YALÇINKAYA

24.09.2019

"İsmet Yalçınkaya" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku