takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

10 Temmuz 2020 - 12:26:21 - 337 Okunma

Değişim Talebinde Bulunmayanları Kimse Değiştiremez

Bu coronavirüs bize çok şey öğretecek galiba. İnşallah da öğretir. Şu anda vazgeçtiklerimizi ve önemse-diklerimizi beynimize bir daha silinmemek üzere kaydedip ve kalbimize işlemeye devam edelim. Evde kal sloganıyla herkes evde kalıyor, bir şey yapamıyor, orada sıranın kendisine gelmemesi için yetkililerin söyle-diklerine harfiyen uyuyor. İnşallah en yetkilinin de söylediklerini anlamaya çalışır da tüm sıkıntılardan kurtuluruz!

İnsanın canının ne kadar değerli olduğu bu dönemde anlaşıldı galiba. İnsan, canım gitmesin de neyim giderse gitsin diyor ya da sadece canına sahip çıkmaya çalışıyor. İstisnalar hariç olmak kaydıyla, -hala çerez, sigara, içki için virüsü dikkate almadan danalar gibi sokaklara dökülenleri zaten insandan saymıyoruz- can korkusu diğer arzularının önüne geçti, onları kısmen ya da tamamen unuttu. Nerde zevk sefa, nerede eğlenceler, nerede pahalı oyuncaklar, nerede zevk doğrultusunda yeme içmeler? Hepsi unutuldu can korkusunun yanında. Demek ki bunlar ihtiyaç değil, bizim zihnimize dışarıdan yerleştirilmiş marazi şeylerdi.

Gecende yürüyüş yaparken şehrin en büyük hastanesinin önünden geçiyordum. Hastanenin açık oto-parkına baktım, bomboş. Eskiden boş yer bulup park etmek için üç beş tur attığımız otopark şimdi bomboş. Hastanenin çevresinde tek tük insanlar vardı. Acil serviste iğne atsan yere düşmezken şimdi o insanlar hastaneye uğramaz oldu. Aynı insanlar ölmemek için hastaneye koşarken şimdi ise ölmemek için evden çıkmıyorlar. Ne garip bir çelişki değil mi? Ölmemek için hastaneye gitmekten ölmemek için eve hicret! Yaa! Allah ölüm algısını nasıl da değiştirdi! Demek ki bizlerin çoğu o hastanelere boşuna gidiyormuşuz, devlete boşuna yük oluyor, boşa israf ettiriyormuşuz. Hasta değil, hastalık hastasıymışız. Devlet o gereksiz tüketimi şimdi ihtiyaç sahiplerine yardım olarak veriyor. Bu arada hastaneler de rahatladı, ilaca boşuna verdiğimiz döviz de azaldı. Aynen hacca giderken, korkudan kutu kutu aldığımız ilaçların kutusunu açmadan otel odalarına bırakıp geldiğimiz gibi.

Önem ve değerin ölçülerinin burada değiştiğini, kendi aklımızla buna karar vereceğimiz bir zaman dili-mini yaşıyoruz. Çünkü önem ve değer, bu güne kadar hür iradenin belirlediği bir şey değildi; kişilerin ve toplumun insanlara ve nesnelere karşı tutumlarını belirleyen nicel ve nitel ölçülerdi. Ölçüleri bizim adımıza birileri belirledi, iman ve akıl süzgecinden geçirmeden arkalarına takılarak bu günlere kadar geldik. Özellikle sosyal yaşamımızda “önem”, insanlara, eşyaya ve olaylara dışarıdan yüklenen nicel bir ölçü olmuştur ve biz bu ölçüye göre yaşamışız bu güne kadar. Yani “ölçü ve önem” dünya tanrıları tarafından belirlendi ve bizde yaşam buldu! Değerlerimiz de bu yaşam tarzı sonucu oluşturduğumuz birikimler oldu.

Bu dönem bize pek çok şeyi öğretirken geçmişle muhasebeyi de öğretecektir muhakkak. Temel’in dediği gibi “deniz haburada bitti” esprisini herkes anlayacaktır. Düne kadar geminin yanlış rotada yol aldığını anlayacaktır millet. Sadece biz mi? Hayır, bütün insanlık.  Artık öncelikle eşyaya ya da başka değerli gördüğümüz şeylere değil de insana değer vermek gerektiğini, varoluş kodlarımıza göre “önem ve ölçü” tarifi yapacağımızı ve ona göre yaşayacağımızı zannediyorum. Çünkü insandan daha değerli bir varlık olamadığını,  Allah’ın her insanı “eşref-i mahlukat” olarak yarattığını, muhatap aldığını anlayacağız. Anlayıncaya kadar bu virüs bizi terk etmeyecek gibi. Ne dersiniz? Einstein’in dediği gibi; “Bir şey vermiyorsan, bir şey alamazsın. İyi insan olmazsan, iyilik bulamazsın.” Bunu anlayacağız.

Ne ile? Akılla.

Ne ile? Okumayla.

Neyi okumayacağız? Öncelikle yaratılış kitabımızı!

Bunu anlayanlar tutunacak, diğerleri kaybedecek? Çünkü gelecek, “virüsten sonra” çağı olacak! Bu çağ tıpkı Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethedip başlattığı yeniçağ gibi olacak.  Hani Orta Çağı sonlandırıp Yeni Çağı başlatmıştı ya koca Fatih. Tıpkı onun gibi yeni bir çağ başlayacak. Başlangıcı koronavirüs olacak ama çağ nasıl olacak bile-miyorum. Çünkü buna insanlığın ihtiyacı var. Evet, bu son iki yüzyıldır ortaçağı tekrar yaşıyor insanlık. Bu dayanılmaz zulüm bitmeliydi. Bir şeyler olacak gibi. Olmalı da!

Peygamberimiz vefat edince (Allah ondan razıydı, inşallah O da bizden razı olur) Müslümanların bir kısmı eski putlarına döndü, bir kısmı eski alışkanlıklarına döndü, bir kısmı da dinde indirim yaparak sadece namaz kılmayı sürdürüp zekât vermeyi reddetti v.s. Ne hikmetse bu gün de böyle. Dinin bir tarafına bindirim yaparken bir tarafına da indirim yapmıyor muyuz? İşimize geldiği gibi eklemeler ve çıkarmalar yapıyoruz. Dinde ortaçağı yaşıyoruz. Hz. Ebubekir’in halifelik dönemi, o uçurumdan o yok oluştan Müslümanları ve İslam’ı kurtarmayla geçti. Verdiği mücadele akla ziyandır. Cennetmekân Fatih Sultan Mehmet de Bizans’ı dize getirip İstanbul’u fethedince insanlığı Ortaçağ karanlığından, engizisyonun elinden kurtarmıştır. Bu virüs de bir Ebubekir, bir Fatih Sultan Mehmet olacak gibi geliyor bana! Ne dersiniz? Ona, Ulubatlı Hasan gibi, Hz. Ömer gibi destek verebilecek miyiz? Bütün mesele bu… Düzelme iradesi kula aittir, düzeltme talebine karşılık vermek de Allah’a aittir. Talebimiz ne olacak acaba? Biz aleyhimize gözükse de, tanrıcıklarımızı küstürme pahasına olsa da, yeni çağa doğru yelken açma iradesi gösterebilecek miyiz? İşte bütün mesele budur. Evde canı sıkılanlar, çerezi kalmayanlar, içkisi bitenler, TV kanalları yeterli gelmeyenler… Büyük resmi kaçırmayın. Bu değişim yine Anadolu’dan başlasın. Yoksa birileri bunu başlatır. Allah adildir, çalışana verir, unutmayın!

İsmet YALÇINKAYA

14.04.2020

"İsmet Yalçınkaya" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku