takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

11 Ağustos 2020 - 10:16:30 - 596 Okunma

“COĞRAFYA KADERDİR”

Bu sözü 14.yüzyılın ünlü düşünürü, modern sosyolojinin, iktisadın öncüsü devlet adamı ve tarihçi İBN-İ HALDUN söylemiş. Yoruma  oldukça açık tartışılabilecek bir söz dizimi. Coğrafya kader midir? Eğer coğrafya kader ise o coğrafyanın bir tarihi de vardır elbette.

Ben bir felsefeci değilim. Felsefi derinliklere de inmek haddim değil zaten. Konuyu yüzeysel araştırdığımda  bilimsel veriler ‘’Yeryüzü parçasının bir bölgeyi, bir ülkeyi belirleyen, niteleyen ekonomik, fiziksel,  insansal, biyolojik ve siyasal gerçeklerinin tümü…” diye tanımlıyor coğrafyayı. Demek oluyor ki yeryüzündeki insanlar arası ilişkiler o coğrafyanın ana konularını oluştururken insanlar coğrafyasız, o coğrafya da insanlarsız olamıyor. O insanlar ki fiziksel ve ruhsal olarak bulundukları, yetiştikleri coğrafyalara göre biçimlenir, o coğrafyanın  özelliklerini taşıyarak çevreye yansıtırlar. Böyle olunca da insanoğlunun bir çoğu zaman içerisinde coğrafyasında yaşadığı olumlu olumsuz olguları KADER  veya ALINYAZISI olarak kabul etmişlerdir.

Ülkelere ve insanlarına bir göz atacak olursak hangi iklim kuşağında olunursa olunsun çevrenizdeki doğal kaynaklar akarsular, göller, denizler, yollar, dağlar, ormanlar çöller ve hatta buzullar sizin özel yaşamınızı mutlak etkiler. Bu bilimsel bir veridir. Öyle ki bu etkileme ya teninize, ya bedeninize ya da güçlü ve dayanıklı oluşunuzla kişisel davranışlarınıza yansır. Siz o coğrafyanın baskın gücünü yaşamak zorundasınızdır. Zira o coğrafyadan başka yerde yaşama şansınız yoktur. Örneğin, Bir Eskimo’yu Arabistan çöllerinde, bir Afrika yerlisini de Antarktika’da yaşatmak mümkün değildir. Onlar için coğrafyaları elbette ki kaderleridir… Bu madalyonun bir yüzü… Diğer yüzü de der ki, “Doğduğun yer değil, doyduğun yer.” Bu da bir başka savunum.

Dünyamız saat başı değişen, yaşamı kolaylaştırıcı teknolojik fırtınalar yaşıyor. Bu fırtınalar çoğu insanları olumsuz etkilerken o insanlar kendileri için ideal gördükleri yerlere bazen siyasi bazen ekonomik nedenlerle göç ederler… Böylelikle o insanlar zeka, irade ve ihtiyaçlarına göre coğrafyalarını değiştirmiş olurlar. Ülke yönetimlerinin de çok büyük etkisi olduğu bu taşınmışlıklar her iki coğrafyayı da KADER olmaktan öte HEDER eder tabiî ki… İşte o insanlar ki, nereye giderlerse gitsinler kendi coğrafyalarının olumlu olumsuz tüm özelliklerini bedenlerinde ve ruhlarında taşırlar. Bunun için Edip  Cansever der ki,

“İnsanlar yaşadıkları yere benzer. O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer. Suyunda yüzen balığa, dağlarının tepelerinin dumanlı eğimine benzer…” çok doğru. Çünkü coğrafya insanına şekil verendir.

Lakin bir gerçeği de göz ardı etmemeliyiz. Eğer ki coğrafya  KADER  ise her coğrafyanın kendine özgü  ESERİ olan tarihi vardır. O tarih ki doğru ve yanılgılarıyla yaşanmış, gerçeklerin dili olarak yazılmış o coğrafyanın ortak kaderidir elbette. Görünen o ki. Coğrafyanın tarihle birlikteliği evrensel bir olgudur..

Çünkü ülkelerin tarih ve coğrafyaları o ülkelerin varlıklarının devamlılığında yol haritalarıdır ve bu ülkelerin tarihlerini coğrafyaları belirlemiştir. Zira ülkeler coğrafyaları ile anılır, tanınır tarihleriyle de kabul görüp devamlılık gösterirler. O tarihi yaratarak yazanlar da işte o coğrafyanın insanlarıdır..

Eğer tarihini bilemeyip ona sahip çıkamadığın zaman, coğrafyanı başkaları çizerek şekillendirir ki en acı olanı budur. O başkaları ki dünya üzerinde dün, bugün, yarın hep vardır. Onlar coğrafyaların doyumsuz canavarları emperyal güçlerdir. Gözüne kestirdiği coğrafyaları ahtapotun kolları gibi sarmalayarak ülkenin hem tarihini hem de coğrafyasını alt üst etmekle görevlidirler. Böyle olunca da KADER olarak kabul gören coğrafya o ülke için acı, ızdırap ve zulüm mekânlarına dönüşür ki tarih sayfaları yazarken bile utanç duyar.

Bizim coğrafyamız… Ortak sevdamızdır… Yüzyıllardan bu yana dünyanın en jeopolitik, en güzel coğrafyasında yer alan bizim coğrafyamız da yüz yıl öncesiyle çok acılar yaşamış zulüm görmüş GAZİ BİR COĞRAFYADIR..

Dediğim gibi bulunduğu coğrafyanın insanı,  o coğrafyanın tarihini yazanlardır. Bizim coğrafyamızın tarihini yazanlar yüce Türk milletiyle birlikte bağrından çıkardığı ulusal kahramanlarıdır. Bu kahramanlar yapıcı, yaratıcı, onarıcı güçleriyle Çanakkale’yi geçilmez yapanlardır. Onlar Antep’te ŞAHİN BEY, Maraş’ta SÜTÇÜ İMAM, Anadolu’da HALİDE EDİP, KARA FATMA, Sakarya ve Dumlupınar’da MUSTAFA KEMALLER’DİR. Onlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet sonucu harap ve bitap düşmüş bir coğrafyadan yeni bir tarih yazarak gazi bir coğrafya yaratmışlardır. O kahramanlar ki makûs talihi aklın ve hakkın verdiği güçle bertaraf etmiş bu coğrafyayı zaferlerle taçlandırmışlardır… Nihayetinde bu kutlu coğrafyaya kutlu bir tarihi emanet ederek büyük bir ESER bırakmışlardır…

Adına TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ dediğimiz bu coğrafya yüce milletimizin KADERİ olmuştur artık.

Unutmayalım ki, yakın zamanda kutlayacağımız 30 Ağustos Zafer Bayramı kaderimiz olan bu coğrafyanın yazılı, sözlü, görsel,  yaşamsal, günce, tarihsel, bilimsel ve evrensel vesikası ve de mührüdür. Tarihimizin ve coğrafyamızın sevdalılarına kutlu olsun.

Ülkeler coğrafyalarıyla tanınır, anılır, tarihleriyle kabul görerek yaşar ve devamlılık gösterirler demiştim ya, işte o milletin eseri olan o kutlu tarih ki ülkelerinin kaderi olan coğrafyalarına ihanet edeni de ibadet edeni de yazar. Çünkü coğrafya vatandır… Ona hizmet etmek en yüce ve en makbul ibadettir… Başka söze hacet var mı…?

ESEN KALIN 

"Şerare Kıvrak" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku
şekilli nick yazma BeConvert codlio web tasarım ajansı kutrtv ilhan kut kimdir
html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf html to pdf