takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

30 Mart 2020 - 09:38:09 - 1345 Okunma

CAFER ÖZTÜRK. (YAŞAM VE ÖLÜM)

Yaşamak her canlının hakkı ve kutsaldır.  Sadece eko sistemde canlılar birbirlerini yiyerek yaşama tutunurlar. Biz insanlar için yaşarken tabiatla mücadele etmek oldukça zordur. Hem zorluğu yeneceksin, hem de tabiatla barışık yaşayacaksın. Bunlardan birisi de Cafer Öztürk’ün hayat hikâyesidir.

Artova’nın Kunduz köyünün köklü ailelerinden Sarı Mustafaların Çolak Mehmet’le Nazlı’nın üç çocuğundan en küçüğüdür. Aile birlikken zengin olan aile, kardeşler ayrılınca yoksulluğun pençesine düşmüşler. Satı, Sadık, Cafer adındaki çocuklarına Çolak Mehmet bakmak zorundaydı. Mehmet’e bir de “ kör” lakabı takmışlardı köylüleri. Mehmet çobanlıktan başla hiçbir iş bilmezdi. Ana Nazlı ev işleri, tarla, bahçe, mal, davar işlerine koşar dururdu. Zayıf kara kuru kadının iskeleti karşıdan belli oluyordu. Başına bağladığı yazması, sırtındaki çiçekli basmalı elbise aylardır sırtından çıkmazdı. Çünkü giyecek bir ikincisi yoktu. Mehmet kısa boylu etine dolgun sinirli, keyfine düşkün bir adamdı. Satı ile Sadık işlerine yardım eder duruma gelince Nazlı ana biraz olsun rahat edebilmişti. Mehmet’in birinci eşi doğumda çocukla beraber ölünce, Nazlı’yı ikinci eş olarak almıştı. Köyde Mehmet’e kimse kız vermezmiş. Çolak olması, bir gözünün de kör olması nedeniyle.“ Mehmet kadına bakamaz, acından öldürür diyorlarmış.”

Cafer Öztürk 1927 yılında doğmuş. Nüfusa 1931 olarak kayıt yapılmış. Eskiden çocuk büyüyecek gelişecek, koşup oynayacak, ölmeyeceğine kanaat getirince nüfusa kaydediyordu. O yıllar ülkenin yoksulluğun en dip derinliklerine kadar inip yaşandığı bir dönemdi. Cafer Öztürk bir anısında ; “Ben altı yedi yaşlarındaydım. Ayağımız yalınayak, üstümüzde uzun çiçekli basma elbisemiz vardı. Tren bizim köyün içinden geçiyordu. Atatürk buradan geçecek denince bütün insan tren yoluna yığıldılar. Biz çocuklarda merakla koşmuştuk. Tren durunca Atatürk pencereden halka el sallıyordu. Ben tarlaların kenarından topladığım çiçekleri kendine uzatmaya çalıştım. Atatürk sol eliyle dudağını öpüp göğsüne kalbine götürdü. (asıl benim çiçeklerim sizsiniz.) El sallayarak Sivas’a doğru trenle gitti. Atatürk’ü canlı olarak sadece orada gördüm. Ciddi duruşu, gülümsemesi, el sallaması bugünkü gibi hafızamda taze canlılığıyla duruyor.” Samsun-Sivas demiryolu 1932 yılında Mustafa Kemal Atatürk açmıştı.

Cafer Öztürk 1952 yılında askere gider. Askerliğini yaparken anasını kaybeder. Tek sığınağı, korunağı olan anası ölünce kolu kanadı kırılmıştı. Asker dönüşü çaresiz köye gelir. İşe güce eli ayağı kalkmaz, ağabeyi Sadık’la günü birlik kavga eksik olmazdı. O yokluk yıllarını anlatırken kendisini evlendirmeye kalkarlar. Köylerinin karşısındaki Doğlacık köyünde bir kıza bakmaya gider. Kız uzaktan Cafer’e bakar uzun boylu, zayıf, kirli giysiler içinde pantolonun paçası yırtık, çarıkları parçalanmış, bir yamalığını çeksen öbür yamalıklar uçacak genç görür. Kız; “ Bana bakmaya geleceğine önce üstüne başına bir şeyler giyseydi. Kendine bakamayan bana mı bakar. Nasibini başka kapıda arasın? ” Diyerek beğenmez. 1955 yılında 47 kilometrelik Kunduz-Tokat arasındaki yolu çarığıyla yürüyerek gelir. Günlerce hanlarda kalır, inşaatlarda çalışır. Bir doktorun yardımıyla devlet hastanesine hizmetli olarak göreve başlar. Böylece köy hayatı da biter. Tokat Oğul beyi mahallesinde Ahmet’le,  cındılın Yeter’in kızı Dürüye ile evlenir. Cafer artık yoksullukla iki elle mücadele etmeyecek, dört elle mücadele edecekti. Oğul beyi mahallesi o yıllar Tokat’ın en iyi ustaları, sanatçıları, esnaf ve belirli ailelerin oturduğu semtti. Hastanede sevilen görevini en iyi yerine getiren Cafer bölümün sorumlusu olur. Bir gün bakar ki bekârken kız bakmaya gittiği Doğlacıklı bayan hasta olarak hastanede yatmaktadır. Bayana “ geçmiş olsun” der. Bayan tanımaz, kendini tanıtır. Kendine bakmaya gelen uzun boylu, yırtık pantolonlu adam benim.  Kadın yaptığı hakaretler karşısında, şık giyimli beyaz elbiseli sağlık memurunu görünce söyleyecek lafı kalmamıştı. Cafer kadına pijama, havlu, kaşık, bardak, kolonya alıp verir. Kadın” Kardeş kusura bakma ben hata yaptım. Seni küçümseyerek kendime hata yapmışım. Hakkını helal et.” Cafer’i kendi köylüleri, çevre köylerdekiler hep tanımışlardı. Hastaneye giden mutlaka yardım için kapısını çalıyorlardı.

Hastanede eğitimini alan Cafer’i öğretmen okuluna sağlık memuru olarak atanır. Hastanede iğne yapmayı, pansumanı, yaraya dikiş atmayı öğrenmişti. Okulda ki görevinin dışında çevredeki mahallelerinde iğnecisi( iğneci Cafer) olarak tanınıyordu. Gece kondu, Örtmeli önü, Oğul bey, Yeşil Irmak mahallesinin iğneci Cafer’i hane hane herkesi tanıyordu. Kimin hastası olsa çantasıyla oradaydı. Oğul beyi mahallesinden bir arsa alarak başına bir dam yapmaya çalışır. Ne de olsa işi, eşi, aşı vardı. Bir ev yaparak kiradan kurtulmalıydı. Bir maaş beş çocukla inşaatı yap yapabildiğince.

Öğretmen okulundaki sağlık kabininde bir masa ve sandalyeden başka bir şey yoktu. Öğrenciler hastayım diyene, aspirin verip sınıfa gönderiyormuş. Başı ağrıyana, dişi ağrıyan, karnı ağrıyana aspirinden başka ilaç vermezmiş. Öğrenciler adına ( aspirin Cafer) diye lakap takmışlardı. Köyden gelen her öğrenciye ayrı ilgi ve sevgisini gösterirdi. Geçmiş günlerin yokluğunu çaresizliğini gelen öğrencilerde görüyordu. Gücünün yettiğince her öğrenci onun için kutsal, hizmet etmeye değerdi. Birkaç öğrencinin velisi bile olmuştu. Cafer’in okul idaresi ve öğretmenlerle arası çok iyiydi. Her biri farklı severdi. Kimisi çalışkanlığını, kimisi dürüstlüğünü, kimisi çağdaş Atatürkçü olduğunu severdi.  Öğretmen okulu sonraki yıllar Eğitim Enstitüsü olarak adı değiştirildi.1978 yılında sağ-sol siyasi olaylar nedeniyle Tokat eğitim enstitüsü kapatıldı. Cafer Öztürk yetiştirme yurdunda göreve başlar. Yirmi Altı yıllık memuriyet hayatını 1983 yılında emekli olarak bitirir. Cafer Öztürk sağlık sendikasının Tokat il temsilciliğini yapmıştır. SHP Ankara asil disiplin kurucu üyelerinden biridir. Emekli olduktan sonra Tokat CHP belediye meclis üyeliği yapmış.

           Kimlikteki yaşı 89, ana yaşı 93’ü gösteriyordu. 11-03-2020 Çarşamba günü sabaha karşı hakka yürümüş, 12-03-2020 Perşembe günü doğduğu köy olan Kunduz’da annesi Nazlı’nın yanına defnedildi. Fikirleriyle dik duran, Atatürk ilke ve inkılâplarını ölene kadar savunan, cumhuriyet sevdalısı, yoksul insanın yanında olan, elinden gelen bilgi ve yeteneğini herkesle paylaşan bu güzel insana rahmetler olsun. Ailesinin ve arkadaşlarının başı sağ olsun. Evindeki resimlerin başında Atatürk, annesi nazlı, Erdal İnönü’yle el ele çekilmiş resimleri ve çocuklarının, torunlarının resmini kerpiç duvarda asılı durur.

          Cenazesine katılan, cenaze evine gelen,  telefonla beni arayanlara teşekkür ederim. Eve gelen Kadim Durmaz’a telefonla arayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, eski DYP Tokat bakanımız Ali Şevki Erek’e adını sayamadığım tüm insanlara teşekkür ederim.

         Her ölüm erkendir, sözü ne kadar doğrudur. Tüm insanların bir hayat mücadelesi, hikâyesi vardır. Yaşamda iz bırakan tüm insanlar konuşulanlardır. Bugünkü yaşantımızı yarın anlatacak insanlara selam olsun. Yaşayanlara sağlıklı yaşam, aramızdan ayrılanlara rahmet olsun.

              SÜLEYMAN ERKAN -27-03-2020 Cuma Hasköy-Beyoğlu-İstanbul.

"Süleyman Erkan" diğer yazıları için tıklayın.

Yorumlar (6 Yorum)

  • İbrahim Muzaffer Öztürk

    Evet,ismim İbrahim Muzaffer Öztürk,merhum Cafer Öztürk benim amcamdır.amcamın yaşamı ile ilgili hayatını kaleme alan sayın Süleyman Erkan a çok teşekkür ediyorum.yazarımızın da belirtmiş olduğu gibi, Anadolu’nun köylerinde yaşamın büyük çoğunluğu amcam on hayatı gibidir.herkesin bir hikayesi mutlaka vardır. Ancak tüm hikayeler başarı ile sonuçlanmıyabiliyor.amcamın yaşam mücadelesi ise,o dönemlerde köylerde yaşayan sonraki nesiller için bir ideol olmuştur.en yakınları olarak bizlerin içindeki hayaller kendilerinden rol çalarak hayata tutunmanın yollarını aradık.rahmetli amcam da bunlardan gurur duyardı.söylenecek fazla bir şey kalmıyor.malesef ömürde yaşanıp gidiyor,mühim olan bu hayatı iyi yaşanmaktır.amcam bunu başarmış biri olarak bu dünyadan göç etti.mekanı cennet olsun.süleyman Erkan beye tekrar teşekkü ediyorum
    Saygılarımla,

  • Cemal Dursun

    Bizlerin,de bir çok anılarının olduğu bu hayat hikayesini hazırlayıp bizlere sunduğunuz için sizlere çok tşk ederim.
    Kaleminize,Emeğinize yüreğinize sağlık
    Başarıların hep sizinle olmasını diliyorum
    Yeni yazılarınızı bekliyoruz Sayın Süleyman Erkan Hocam.

  • Hasan Coşar

    Süleyman Erkan’a; Değerli Bacanağım ve Sevgili Ağabeyim Cafer ÖZTÜRK için yazmış olduğu bu biyografik hayat hikayesi için yeşekkür ediyorum.
    Cafer Abi ile yaklaşık 54 yıllık, Bacanağım olarak alrabalık (abi,kardeş) ilişkimiz oldu.
    Yaşadığımız sürece saygı ve sevgide, birinirimize karşı hiç bir eksik ve kusurumuz olmadı. Çok sevecen bir yaklaşımı vardı.

    Ömrünü; çevresine, ailesi ve çocuklarına adamıştı. Evlatlarına böylesine özverili davranan ve onlar için her türlü fedakarlığı yapabilen ender insanlardandı. Daha farklı ve iyi yaşama şansı varken; Sırf, Desteğine muhtaç evladı ve torunlarına yakın olabilmek ve onlara kol kanat gerebilmek için, tüm ömrünü bir gecekondu da yaşamıştır.
    Hayatı romanlara konu olabilecek bir insandı.
    Onu anlatmaya buradaki yer yetersiz kaldığından,
    Rahmet dileyerek sözümü tamamlıyorum.
    Hasan Coşar

  • Hülya Erkan

    Cafer Öztürk benim babamdir. Bes çoğunu bir memur maasiyla okutup topluma el icine katandir. Ogretmen okulunda tum öğrencilerin bilhasa yoksul ve fafir kimsesislerin babasi olmustu. O donemde okuyan kiz cocuklariyla gurur duyardi. Mahallede kim hastalansa onun ignecisi, derdine derman olurdu. Köyden gelenlere yol gosterirdi yardimci olurdu. Ataturk ve cumhuriyet aşığı babam nurlar ıçinde yatsın . Bu topluma deger verenleri bu millet unutmaz.

  • İlhan ÖZTÜRK

    “O günlerin Türkiye’sinin” ortam ve koşullarında yaşamı zorluklara karşı mücadelerle dolu ve Kunduz’lu ÖZTÜRKLER sülalesinin idolü olan,bir öykünün kahramanı Cafer Amcam.
    Kendi,kurtuluş mücadelesini başarıyla sonuçlandırıp,aile yaşamıyla da taçlandırmıştır.Toplumsal sorunlara da kayıtsız kalmamış,asıl kalıcı mutluluğun; “özgür toplumun refahından” geçtiğini,en iyi şekilde özümsemiş. Bunun de için hayatının her aşamasında, “partilerde,demokratik kitle örgütlerinde” görev ve sorumluluk almaktan kaçınmamış,gücü oranında başarıyla sonuçlandırmaktan mutlu olmuş bir şahsiyet.
    Yapmış olduğu resmî görevi nedeniyle; Türkiye’nin muhtelif yerlerinde tanıdığı öğretmenlere rastladığımız ve
    bundan gurur duyduğum, Tokat Öğretmen Okulunun “ASPİRİN CAFER’İ”.
    Tokat’a her gelişimde eşimle birlikte,zaman zaman da ağabeyim ve ablamla ziyaret ettiğimizde birlikte mutluluk ortamını yaşamıştık. Bu ziyaretlerimizden birisinde eli boş gitmeyelim dedik. Yaşadığımız yere özgü basılmış “çam sakızı çoban armağanı” Karşıyaka Havlusu (İzmir) hediye ettik.Havluyu eline alıp,şöyle bir açarak:”Düriye (eşi) ben öldüğümde bunu yüzüme örtersiniz”,bize de dönerek “sizlerle gurur duyuyorum” deyip çok sevdiği amcası oğlu Camal’ı(babam) da anarak duygusal bir anı yaşamış olduk.
    Onurlu bir yaşam mücadelesinden sonra,sonsuzluğa uçup gitti.Nurlar içinde uyusun, devri daim olsun. Seveni herkesin başı sağ olsun.
    Kendisine yakışır yaşam öyküsünü başarılı bir şekilde kaleme alarak, anlatan yazarımız Süleyman ERKAN’a ve emeği geçen herkese çok teşekkür eder sevgi ve saygılarımı iletirim.

    Ilhan ÖZTÜRK

  • ŞEMSİ SARI(ÖZTÜRK)

    Sevgili büyüğümüz, canım amcam Cafer ÖZTÜRK’ün bu anlamlı ve mücadeleci hayat hikayesini kaleme aldığınız için teşekkür ederim. Kaleminize sağlık.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku