takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

3 Ekim 2019 - 12:22:06 - 82 Okunma

BİR VAKİTLER SOKAKLARIMIZ OKULDU

Mahalleler, bulvarlar, caddeler sokaklarla bütünleşir. Sokaklarla canlanır ve güzelleşir. Zira sokaklar yörelerinin gelişmişliğinin, kültür zenginliğinin, yaşam kalitesinin fotoğraflarıdır. Sokaklar bulunduğu şehirlerin genetiğinde koruyucu dokulardır. O şehrin kılcal damarlarıdır.

Sokaklar, sokaklarımız… Çocukluğumuzun, gençliğimizin palazlanıp, yeşerdiği, allanıp pullandığı küçük vatanımız… Evimiz..! Ailemiz..!

Özlüyoruz, özlemle yad edip küllenen anıları yaşam boyu tazeliyoruz hep. Lakin herkesin ‘ bir vakitler o sokaklar…’ diye başladığı hikâyeleri, anıları sözlere, yazılara dökülmekten öte gitmiyor.

‘Bir vakitler o sokaklar…’ diye başlayan bu hikâyeler, özlediğimiz o sokaklara özlem tazelemek, çağın acımasızlığıyla yiten, yitirilen onlarca güzellikleri hatırlamak, hatırlatmaktan öte geçmişimizle yüzleşmekten de başka nedir ki? Bir vakitler o sokaklar ki, duvarları omuz omuza, kapıları eşik eşiğe, aynı çatı altında, aynı merdivenlerin kullanıldığı komşuluk, dostluk, kardeşlik, sevgi, saygı, paylaşımcılık ve en önemlisi de güven duygularını üreten yaşam üniteleriyle donanımlı güç birliktelikleriydi.

Yaşlılar sokağın bilirkişileriydi. Zorluklar onların bilgeliği ile aşılırdı. Orta yaştakiler iş güç peşinde koşar, çocuklar okul haricinde sokağın vazgeçilmezleri olurdu.

Evlerin birçoğunda su bile yoktu. Ayşe Teyze’nin bahçesindeki tarihi su kuyusu ile Bahattin Amcaların avludaki taş çeşmenin kara suyu hiç tükenmezdi. Tüm sokak suyunu oralardan alırdı. Helkilerle evlere su taşımak en büyük zevkti çocuklar için. Hele de yaşlıların evine üstün başın ıslana ıslana taşınan sular ve karşılığında hak edilen renkli halkalı şekerler çocukların en büyük ödülleriydi. Sokakta oynamaktan açlığını hissetmeyen çocuklara Hatice Teyze’nin dilimlediği ve üzerine sürdüğü yağ ve ektiği toz şekerli ekmeğin lezzeti unutulur mu hiç? Unutulur mu hiç kapı önlerine, ağaç diplerine serilen çullar üzerinde bez bebeklerle, taştan, topraktan, ilaç kapaklarından yapılan tencere-tava ile oynanan evcilik oyunlarının birliktelik hikâyeleri…

Hava kararırken tahta elektrik direklerinin çinko aplikli lambaları yanar, dipleri ancak aydınlanırdı. Hep beraber bu direklerdeki beyaz fincanları sayardık. Öyle yüksek sesle sayardık ki ‘yerler mühürlendi artık eve gelin’ diyen büyükannelerin sesi duyulmazdı bile…

Akşamın ilerlemesi saklambaç oyunumuzu asla etkilemezdi. Koşardık, saklanırdık. Çünkü sokaklar korkusuz ve emindi. Geç vakit girerdik evlere. Ve Bekçi İhsan Amca’nın güven veren düdüğü ile uykuya dalardık.

Nihat Amca karşı komşumuzdu. Binbaşıydı. Çakı gibi bir Türk askeri. Her gün geliş ve gidiş saatlerinde onu imrenerek izler selam dururduk. Oda bize gülümseyerek asker selamı verir öyle giderdi.

Feride Öğretmen vardı. Hep de onun kapısında oynardık. Pencereyi açarak “Çocuklar bana ekmek alabilir misiniz..?” demesini bekler, sekiz on kişi birden koşardık. Karşılığında aldığımız elmalar günün en güzel ödüllerindendi.

Sıtkı Amca çok yaşlıydı. Camiye ve kahveye giderken çok zorlanır çoğu kez de bastonunu düşürürdü. Ona yardım etmek tüm o sokaktaki biz çocukların asli göreviydi.

Hafta sonları sokaktaki tüm kapıların önü yarısı dökülmüş, yıpranmış sarı süpürgelerle süpürmek en büyük zevklerimizdi. Akşam üstü eve dönen büyüklerin ellerindeki yüklere yardımcı olmak neşe ve mutluluğun adıydı, sevgi ve saygının adresiydi.

Çünkü evlerden öyle öğütleniyordu bizlere… Verilen ev ödevlerimizdi bu söylemler. Sokaklarda hayata geçiriliyor öğreniliyordu. Sokaklar insani güzelliklerle dolu dolu yaşanan mekanlardı. Sokaklar biz vakitler okuldu, öğretmendi… Çocuklar da o sokakların, oradaki yaşayanların ortak değerleriydi. Kendini tanıma, yönetme, yönetilme, savunma, paylaşma, güven olguları sokakta kazanılmaya başlıyordu o vakitler.

Ne yazık ki artık o sokaklar yok..! İnsani güzelliklerin üretildiği o sokakların bir çoğu cehalet karanlığının kol gezdiği, çirkinliklerin yuvalandığı, çocuklarımızın da kâbusu olan yerler olarak bilinir oldular. Ve bu çocuklarımız sokakları pencereden, balkonlardan izlemek durumunda kaldılar. Geçmişin temiz, bilge sokakları hikayeler de anlatılır oldu artık.

Şimdilerin dört duvar arasına sıkışıp kalan günümüz çocukları teknoloji canavarların girdabında kendi dünyalarının senaryolarını hem yazıp, hem de oynuyorlar. Aç oldukları her bilgiye bir “TIK” ile ulaşan ve kelime dağarcıkları üst düzeyde seyreden bu lâfazan çocuklar anlaşılması zor bir beyin sistemine sahip olurken, fırına önü sessizliği de yaşar gibiler…

Peki, değişen ne oldu ki bu hale gelindi: Güzel kazanımları, yaşamdaki kolaylıkları, çağın getirdiği yenilikleri bir kenara koyacak olursak değişen, çirkefleşen ne oldu. Zaman mı? Mekanalar mı? Tarz mı? Metot mu? Yöntem mi?

Bence tartışmasız hepsi erozyona uğratılarak değişti. Akıllar işlemeyip, vicdanlar körleşince evrim geçiren insanlıkta zalimce, acımasızca kitlenerek bugün taşındı.

Ve çocuklarımızın korkusuzca, cesurca, güven, içinde oynayabilecekleri sokaklar yerine sitelere, beton bloklara teslim ettiler.

Günümüz çocukları korumasız asla parka ve sokaklara çıkamazken okul önleri çocuklarını bekleyen yakınlarla dolup taşıyor.

Çünkü, okul yolları, okul kapıları, oyun park ve bahçeleri, cadde ve sokaklar, arkadaşlar, komşular ve hatta akrabalar dahi güvenilir değilse ne oldu bize*

Şapkamızı önümüze koyup derin derin düşünmek zorundayız.

“Bir vakitler o sokaklar…” iyerek hayıflandığımız, özlemle anılarımızı hep diri tuttuğumuza güzelliklerin yok olmasında bizlerinde suçu günahı yok mu? Elbette ki var…

Akif’in dediği gibi, “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” ımızı bizler büyütüp besleyip bu hale getirmedik mi?

Esen Kalın.

"Şerare Kıvrak" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?




PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku