takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

3 Aralık 2019 - 10:03:16 - 535 Okunma

BİR TANITIM ÖYKÜSÜ

Sabah aradılar. Aracın plakasını verip saat 10.20 gibi cumhuriyet meydanında bulunmamızı istediler. Araç henüz gelmemişti. Meydanda bizim gibi gideceklerle söyleşirken telefonum çaldı. Numaraya göz atan yanımdaki delikanlı, “Bizimkiler arıyor, açma amca” diyerek karşıdan gelen iki genç kızı el ederek çağırdı. Gençler gelince “Amcalar size emanet, ön koltukta oturmak istiyorlar.”

Bizi teslim alan kızlardan biri Diyarbakırlı Fatma, diğeri Sivaslı Büşra’ydı. İkisi de üniversitede turizm okuyorlarmış. Gençlerin çalışmaları stajdan da sayılıyormuş. Bu gün için, şirketi tanıtmak, olabilirse biraz da satış yapmak için görevlendirilmişler.

Fatma Büşra’ya göre daha kıdemli daha tecrübeli görünüyordu. Bana elini uzatırken “Elinizi öpemeyeceğim. Çünkü elinizi öptürecek kadar yaşlı değilsiniz:” diye iltifat etti. Oysaki o, torunumun akranı, yirmili yaşlarda, ben ise seksenime merdiven dayamışım. Bu davranış, genç kızımızın tanıtım ve pazarlama işinde nasıl başarılı olduğunun bir işaretiydi aslında.

Sulu Saray’a diğer otobüsten önce ulaşmışız. Onları beklerken tarihi kazıları izleyelim denildi. Otobüsten inişimde düşmeyeyim diye iki el uzanıyor, dört el tetikte bekliyordu. Uzanan eller, benden önce inen eşime, tetiktekiler, mihmandarlarımıza aitti.

Tarihi kazı alanındayız, yanımızdalar. Otobüse binerken inerken gölge gibi yanı başımızdalar. Nerdeyse elimizden tutup bindirip indirecek gibi davranıyorlar.

Açıklamaları dinliyoruz, bizi cereyanlı bölgeden uzaklaştırıyorlar. Merdiven çıkıyoruz hemen peşimizdeler, inşaatı geziyoruz, yerdeki kablolara dolaşmayalım diye göz kulaklar. Hani çocuklar bir yere yönlendirilirken anaokulu öğretmenleri çocuklarına sevgiyle kol kanat gererler ya bu gençler de öyle sahiplendiler bizi. Yani gün boyu iki kişinin gözaltındayız. Her gün korumayla dolaşmak zorunda kalanlar, nasıl rahat ediyorlar, bilmem.

Birkaç yıl önce İngiltere prensinin gezdiğini basından izlediğim kazı alanındaki kesme taşları ve sağlam kalmış ya da kırılmış sütunlarıyla Sulusaray evlerini ustalık yönünden karşılaştırınca Romalılarla hemşerilerimizin zamanı karıştırdıklarını düşündüm. Aslında bu konutlarıyla bizimkiler o yıllarda, Romalılar, günümüzde yaşamalıydılar, diyesim geldi.

Marmara depreminden sonra yapılan okulların çürüklüğüyle asırlardan beri toprak altında sağlamlık ve tazeliğini koruyan sütunlarla şu anda orada yaşayan insanların evleri, kıyas kabul etmiyor. Alaca Höyük de öyleydi. O dev buluntular, bir çiftçinin saban demirine takılmış da bulunmuş. Buluntuları toprak, düz ovada nasıl saklamış, akıl alacak gibi değil…

Dört kişilik bir yemek masası seçtiler. Önce mercimek çorbasını sonra tavuk, pilav, salatadan oluşan tabaklarımızı taşıdılar. Öğle yemeği alışkanlığı olmayan eşim, yemeği istemeyince Fatma hemen koşup ona sade salata tabağı yetiştirdi.

Yemekten sonra eğlence salonuna geçtik. Özellikle gençler, çiftetelliden başlayıp halay ve ellikle sürdürdükleri eğlencede Fatma, halayın hep başındaydı.

Efendim, çocukların etrafımızda pervaneliğinin hazzındayken meğerse bir şirket Sulusuray ilçemize dev bir termik tesis yapımına başlamış. Amacı bir artı bir, iki artı bir bölümler yapıp devre mülk olarak pazarlamakmış. Bunun için de bizim gibi iki otobüs aileyle irtibat kurmuşlar, her aileye yeteri kadar üniversite öğrencisi atamışlar. Aile olarak biz de Fatma ve Büşra’ya düşmüşüz. Zaten Fatma, bize, bizim aile, eşime anne diye hitap ediyordu. Ben, amcaydım.

Eğlenceden sonra bir büyük salonda dört kişilik masaya konuşlandık. Şöyle çevreye baktım, her masada gençlerin gözetiminde aileler kümelenmiş. Pet bardaklar, çaylarla dolu gelip boş gidiyor. Bu arada deneyimli kızımız Fatma, açtı evrakları başladı anlatmaya. Eşim baştan kesip attı. “Biz yaşlı ve kalp hastasıyız. Doktor, kaplıcalara girmemizi yasakladı. Boşuna nefesinizi tüketmeyin.” “Olsun anne biz anlatalım da siz yine de almazsanız almayın. Biraz sonra müdürümüz gelip size soracak. Anlatmamızı değerlendirip, bize not verecek.”

Dinledik ama tembel öğrencinin dinlediği gibi kafamıza hiç bir şey girmedi. Çünkü ilgilenmiyorduk ki… Böylece öğretmek için ilgi çekmenin olmazsa olmaz olduğunu bir kez daha hatırladım..

Dedikleri gibi müdür karşımızdaki yerini alınca, öğrenciler arkamızda ve ayakta hazır ola geçtiler. Hoş beş, hal hatırdan sonra fiyatları açıklayacaktı ki müdür, öğrencilere söylediklerimizi ona da tekrarlayınca “Sağlık olsun” diyerek vedalaşıp başka masaya yöneldi.

Uzun açıklamalardan sonra alan aldı, satan sattı. Maksat hâsıl olduktan sonra aracımızdaki yerimizi aldık. Cumhuriyet alanında gözetmenlerimizle vedalaşıp evimizin yolunu tuttuk.

Bir gezinin yorgunluğu ve yeni dostlar edinmenin mutluluğu ile sağ salim evimize dönmek güzeldi. 01.12.2019

"Rasim Canbolat" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku