takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

5 Aralık 2019 - 10:13:02 - 488 Okunma

Bir Şehir Güzellemesi

Geçen hafta akşamüzeri Mevlevihane’ye uğradım… Mevlevihane’nin balkonundan Behzat camiini ve saat kulesi seyrettim. Zaman ve zaman ötesine doğru yalnız ve sessiz bir yolculuğa çıktım. Güzel şehrimin sımsıcak geçmişini gözlerimin önüne serdim…

Gördüm ki, şehir hiç uymuyor, hep uyanık… Düşünüyorum da çoğu zaman geceleri sabaha kadar bizler evlerimizde odalarımızın ışığını açıp dünyayı içimize sığdırmaya çalışıyoruz. Ne kadar boş bir gayret… İnsan gönül kandilini yakmadan evreni yüreğinin içine nasıl alabilir?

Bazen sabahları erken kalktığımda odamın ışığını yakıyorum sonra ne büyük gaf yaptığımı anlayıp hemen ışığı kapatıyorum. Kendimce bilinmez bir âleme dalıyorum.. O uhrevi âlemin yemişleri devşirmeye başlıyorum…

Bu şehri seyrederken aldığım her nefeste, içtiğim her yudum suda, gördüğüm her lahzada,  ruhumu kımıldatan bir şey var… Belki hüzün,  belki sevinç, belki yorgunluk, belki ötelenmişlik, belki de gönüllere yer edinmişlik… Ne bileyim, bir bilmediğim haleti ruhiye içindeyim.

Ne garip inanın bazen hayal dünyam öylesine genişliyor, öylesine genişliyor ki, ben bile uzanamıyorum hayallerimin uzandığı yere… İnsan gözlerinin içinden semadaki boşluğa doğru bakınca ürküyor Bu ürkmeyi yaz gecelerinde yıldızlara bakarken daha çok hissediyorum… Fakat ürkeklikten çok bir muamma, bir hayret, bir sonsuzluk olgusu içinizi kaplıyor, bütün evreni yüreğinizin derinliklerinde hissediyorsunuz… Sonsuzluk âleminde küçücük bir varlıksınız. Fakat bütün evreni bu küçücük bedenin içindeki küçük organın içine, kalbinize sığdırabiliyorsunuz… Bu işi anlamak için zihin yormak yerine gönül yormak, gönül kapılarını ardına evrendeki varlıklar için açmak gerektiğine inanıyorsunuz. Bu olgu başlayınca da ne büyük bir haz aldığınızın farkına varıyorsunuz…

Her yerde, her nesnede, her şekilde, arzın altında ve üstünde büyük bir haşmet, büyük bir azamet görüyorsunuz… Yüce yaratıcımızın kâinata vurduğu nakşın azameti ve haşmeti…

Sevdiğiniz, sevmediğiniz, korktuğunuz, korkmadığınız bütün varlıkların Rabbinizin koruması altında olduğunu görüyorsunuz… Müthiş bir teslimiyet içinizi kaplıyor… Hıçkırıklarınız boğazınızda düğümleniyor… Birden bire gözyaşı sağanağına boğuluyorsunuz… Eliniz toprağın tenine dokunmuş, alnınız yaratılışınızın ham maddesinin molekülleriyle haşır-neşir… Siz, yaratılmış olmanın yemişlerini devşiriyorsunuz… Sağınızdan solunuzda gelip geçen yılanların, çıyanların, akreplerin farkında değildisiniz… Nurdan bir parça olmuşsunuz, toprağın teninden ışıl ışıl parlıyor, bütün tabiatı aydınlatıyorsunuz…  Sizin aydınlığınıza koşan bütün varlıklara içinizden bir şeyler veriyorsunuz. İbrahim’ce gül dağıtıyorsunuz gönül ateşinizden devşirdiğiniz güllerden…

“ Teslim olmak… Her şeyi işe O’na teslim olmak…          “ diyorsunuz.

Sonra: “’O’na teslim olmadan silinmez gönüldeki kir, Tevhid kapısından yüz akıyla gir…” dizelerini hatırlıyorsunuz…

Şu Akzambaklar şehrinin sokaklarında dolaşırken; kalbim ahşap binaların, türbelerin, tekkelerin, zamanı imbik imbik ruhuna sindirmiş, hanların, bedestenlerin, surların, camilerin, mescitlerin kıyısında, köşesinde ruhuma atılmış bir olta görmek istiyor. Hayatından edecek o oltaya takılan bir balık misali takılmak, geçmiş zamanın eteğinden tutunup sonsuz bir yolculuğa çıkmak istemişimdir. Sımsıcak sokaklardan akan sevgi pınarlarından bir yudum su içmek,  “Hu komşu!”,” Hu komşu!” Diye diye birbirine seslenen dost yüzlerin, komşu kelimesini savurup sadece bir kumru misali “Hu hu hu!…” sesleriyle şehrin semasını dolduran zikir seslerini hatırlamak istemişimdir…

Bu eski püskü evlerin, taş binaların yüzünde yeşile hasret topraklarda kendiliğinden biten çiçeklerle hayat bulan, böceklerle koyun koyuna yatmak, duvar üstlerini bezeyen asmalarda kendine yurt yuva kurmuş ispinozları, sakaları, daha nice billur sesli kuşları duymak istemişimdir…

Ah güzeller kadim şehrim… Ah bin yıllık tarihini Sulu sokakta pırıl pırıl şehrin yanaklarına akıtan şehrim!.

Sen varsan ben de varım… Ben yoksam sen varsın, var olacaksın, ebediyete kadar altın bir tahta kurulacaksın…

Sen varlık âleminde şehirler içinde, benim şah şehrimsin…

Ey güzeller güzeli şehrim; etim, kemiğim, aklım, ruhum sensin!…

                                                                                           Mehmet Emin Ulu

"Mehmet Emin Ulu" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?




PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku