takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

7 Ocak 2020 - 10:23:48 - 288 Okunma

BİR BAŞKA PENCEREDEN SARIKAMIŞ

Yıl 1877-1878. Osmanlı tarihinin en önemli direniş mücadelesi yaşanıyordu Plevne’de.

Genç bir Osmanlı Subayı yaşı henüz 46. Emrindeki kolordu ile her bakımdan kat kat güçlü Rus ordusuna karşı büyük bir direniş gösteriyordu. Bu mücadele gelecek kuşaklara rehber olacak bilgi, beceri ve ruhla verilen bir kale savunmasıydı. Zaman uzadıkça güç azalıyordu. Devletten istenilen yardım nedense bir türlü gelemiyordu. Kayıplar veriliyordu. Askerinin daha fazla kaybına dayanamayan o cesur yürek “Şan günleridir. Ölmek var, dönmek yok!..  Allah’ını seven arkamdan gelsin!..” çağrısıyla kaleden çıkıp düşmanı yarma harekatıyla darmaduman eden o cesur yiğit insan bizim Gazi Osman Paşamızdır.

Yardımların gelmeyişi sonucu acı ve hüzün dolu bir neticeyi de hepimiz biliyoruz…

Plevne savunması tarihin akışını değiştiren önemli olaylardan bir tanesidir. Ve o tarih der ki; “Bu dahiyane ve cesurca savunmada Gazi Osman Paşa ne ihmalkarlığa, ne çaresizliğe, ne de zorluklara, O, ihanete yenik düşmüştür…”

Aradan geçen otuz küsur yıl, 93 harbinin acı sonlarıyla Osmanlıyı 11914 yılı I. Dünya savaşının içine taşımıştır.

Sarıkamış harekâtı da bu dönemlerin en acı, hüzünlü, dramatik tablosudur. Bu tablo yalnız askeri bakımdan değil manevi bakımdan da tarih sayfalarındaki gözyaşlarımız, gönül fırtınalarımızdır.

Ortak düşman yine Rus ordularıdır. Osmanlı askerlerinin donarak şahadet şerbetlerini içmelerine sebep bu kez düşmanın mermileri değil, Allahuekber dağlarının dondurucu soğuklarıdır.

Ve şu bir gerçek ki, Sarıkamış yanlış hesapların ağır bedelidir.

Görünün o ki; Plevne ve Sarıkamış’ın ortak kaderleri vardır. Düşman her ikisi içinde aynı düşmandır. Öte yandan devletin ve devlet adamlarının kaprisleri, kıskançlıkları, kendi çıkarları ve doyumsuz egoları sonucu düştükleri yanlışlıklar onlarca cana, canana yok olma fermanından başka bir şey değildir.

Kısaca diyebilirim ki;

  • Plevne, Batıda Balkanların kadersiz kızı. Tuna’nın suları onun gözyaşlarıdır.
  • Sarıkamış ise; Doğunun doruklarındaki buzlanmış yüreklerin acı feryadıdır.

Hepsini derin, saygı, minnet ve şükranla yad ediyorum. Övünmemiz gereken şudur;

  • Plevne’de Tuna boylarında “Ölmek var, dönmek yok!..” nidalarıyla yükselen o yüce ruhların, Sarıkamış’ın doruklarında buzlanmış ilâhi bedenlerle bütünleşip, Sakarya boylarında Mustafa Kemal’in “Ya İstiklal, Ya Ölüm!..” haykırışıyla vatan toprağına dönüşmüştür.

Ve o toprakların adı artık ANADOLUYDU. Ve şöyle sesleniyordu hadsizlere!..

 

BEN ANADOLUYUM

Malazgirt’e dayanır tarihi yaşım

Doğumumu sorarsan Orhun’da taşım

Asırlara sığmam uluğ bir başım

Ben tarihe şan veren Anadoluyum!..

 

Pirim Yunus Emre, yolum sevgidir

Mevlana desturumsa hayat bilgidir

Hacı Bektaş pirimiz insanlığı övgüdür

Ben sevgiye can veren Anadoluyum!..

 

Amanoslar, Cilolar, Toroslar benim

Ağrı, Palandöken, Erciyes yerim

Kucak açtım Çamlıbel’de Köroğlu’nu besledim

Ben dağlarıma nam salan Anadoluyum!..

 

Bahar gelir yabanına, yazına

Karacaoğlan koşma dizer kekliğine bazına

Veysel’inde gönül gözü konuşursa sazına

Ben türkülerle, mayalarla Anadoluyum

 

Yeşilırmak, Kızılırmak nefesim benim

Kafkaslardan, Kazdağı’na ben bir bedenim

Ay yıldızdır en sonunda adsız kefenim

Bir ölürken, bin dirilen Anadoluyum

 

İstiklalim uğruna onlarca can gazamdır

Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar imzamdır

Cihanda barış, yurtta barış rızamdır

Atatürk’le nefeslenen Anadoluyum.

"Şerare Kıvrak" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?




PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku