takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

13 Temmuz 2020 - 10:02:37 - 600 Okunma

BEHÇET GÜLENAY İLE RÖPORTAJ

Yazar  Behçet Gülenay: “Boşuna “Avluda biten ot acı olur” dememiş atalarımız. İnsan iyi olanı, yüce gönüllülüğü, güzelliğe dair ne varsa uzaklarda arar galiba”

Turan Yalçın: Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Hangi okullarda okudunuz? Bugüne kadar nerelerde çalıştınız?

Behçet Gülenay: 12 Eylül darbesi öncesi karanlığın koyulaştırılarak en zifiri hâl verildiği günlerde; Güneydoğu’nun, düşüncenin aydınlık, inancın bir bebeğin gülüşü kadar içten ve temiz olduğu toprağın göğsünde e(k)meğin mübarekliğinin ışıdığı cennet ülkemizin güzel şehri Batman’ın Düzmeşe köyünde, kendi hallerinde bir anne babanın üçüncü çocuğu olarak 1979’da dünyaya gözlerimi açmışım.

Dicle Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Sınıf Öğretmenliği bölümünden 2002’de mezun oldum. O gün bugündür başladığım meslek hayatımda öğrencilerimle birlikte öğrenmeye devam ediyorum. Ömrümün son nefesine kadar talebe olarak kalmaya niyetliyim. Otuz üç yıldır Milli Eğitimde öğretmen, yönetici ve en önemlisi öğrenci, olarak çalıştım. Halen Batman Bilim ve Sanat Merkezi’nde bir şeyler öğrenmenin gayreti içerisindeyim. Çeşitli sebeplerden dolayı Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi Fakültesi’ndeki öğrenimimi yarıda bıraktım. Şiir ve yazılarım birçok dergide yayınlandı. Uzak Ülke dergisine emek verdim. Yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptım. Radyoda şiir programı sundum. Şiir başta olmak üzere deneme ve hikâye alanında çeşitli ödüller aldım. 2018 yılında Sakarya, Taraklı Belediyesi tarafından “Yılın En İyi Çocuk Edebiyatçısı” ödülü ile ödüllendirildim. 2017-2018 yıllarında Batman’daki okur yazar buluşmalarına öncülük yaptım. Batman’da kitap fuarının düzenlenmesi için çeşitli girişimlerde bulundum. Ülkemizde okuma kültürünün yaygınlaşması için 2 yıl boyunca (2017-2019) başlattığım “Her Güne Bir Kitap” kampanyası ile Türkiye’nin her yerine her gün kargo ücretini de karşılayarak isteyen herkese kitap hediye ederek 7’den 70’e insanımızı kitap okumaya teşvik ederek bir farkındalık yaratmaya çalıştım. Bu sosyal sorumluluk projesini ülkemizde okuma kültürünün geliştirilmesi için, “Her Güne Bir Kitap” adıyla önerdim. Proje; 2018 Türkiye Okuma Kültürü Çalıştayı’na kabul edildi ve 2018 Okuma Kültürünün Geliştirilmesi Çalıştayı Sonuç Raporunda yer aldı. 2019’da Batman merkezli bölgede bir ilk olan Düşünce ve Yazarlık Atölyesi’ni kurdum. Atölyedeki yazar ve şair adaylarını ulusal yazar ve şairlerle bir araya getirdim. Yeni yazar ve şairlerin yetişmesi için emekler verdim. Kurduğum atölye bünyesinde “Medeniyet Sohbetleri”ni gerçekleştirdim. Bir dönem Behçet Yani imzasını kullandım.

Turan Yalçın: Yazmaya başlama hikâyenizi anlatır mısınız? 

Behçet Gülenay: Yanlış hatırlamıyorsam ilkokul dördüncü sınıftaydım. Ders fasiküllerinin arkasında karışık bir şekilde verilen görseller vardı. Kronolojik olarak bu görsellerin sıralanarak bir hikâye yazılması bizden isteniyordu. Öğretmenimiz hafta sonu bunu bize ödev olarak verdi. Pazartesi günü, Türkçe dersinde öğretmenimiz tek tek yazdığımız hikâyeleri okutuyordu. Her arkadaşım gibi sıra bana geldiğinde ben de yazdıklarımı okudum. Öğretmenim belki de beni teşvik etmek için; “Aslanım benim, işte bu! Ancak bir yazar böyle cümleler yazar. Sen geleceğin en iyi yazarlarından olacaksın…” minvalinde bir şeyler söyledi. Her başarının arkasında olduğu gibi kahramanım olan öğretmenimin bu övgüsü beni kamçılamış ve cesaretlendirmişti.

Yine o yıllara denk düşer. Mektuplarımız vardı. “Anlarsa beni uzağım, yakınım; anlamazsa yakınım, uzağımdır” hissiyatıyla bir aile etkinliği içinde yazılıp okunan. Fikrî ve kalbî edebiyata bulaşan aile edebiyatçıları ailenin ve komşuların asker mektuplarını, sıladan gurbete gidecek mektupları ölçülü uyaklı yazıyor, gurbetten sılaya gelen cevaplarını duygulu bir tonla okuyarak dinleyenleri ağlatıyordu. Sanırım bu mektuplarında yazı hayatıma önemli bir etkisi olmuştur.

Turan Yalçın: İlk kitabı kaç yaşında ne zaman çıkardınız?

Behçet Gülenay: İlki şu an baskısı olmayan kendi yayınım olan “Sana İstemediğin Güllerden Birini Gönderiyorum” adlı şiir kitabımdı. O zamanlar yirmi yaşındaydım. 2000 yılında çıkmıştı. Bir iki ay gibi kısa bir süre içerisinde tükenmişti. O amatör ruh ne heyecan vericiydi ne güzeldi öyle…

Turan Yalçın: Yazmak mı yayınlamak mı yoksa kalıcı olmak mı zor?

Behçet Gülenay: Hepsinin kendine göre zorlukları var şüphesiz. Yeri gelir yıllarca emek verirsiniz bir esere. Bazen bu bir ömre tekabül eder. Yayınlamaya gelince o başka bir yara. Bazen, yayın evleri eserinizi yayınlamak için sizden daha çok çaba gösterirler. Her şey size imzayı attırana kadar. Tabi bunları kendi özelimde demiyorum. İyi bir okur kitlesi olan yazarlarında bu dertten muzdarip olduklarını biliyorum. Elli, altmış hatta yüz eseri yayınlanmış yazar dostlarımın yakınmalarına şahit oldum.  İmza attırdıktan sonra bekletirler de bekletirler. “Ben insaflıyım yazar dediğin vaktini yazmakla geçirmeli…” diyen yayıncı kardeşlerimiz ise; Yazarın eserini yayınlar sonra da kitabını kendisi satsın diye beklerler.

Neyse, biz aslolana gelelim. Kalıcı olmak kolay değil tabi. Herkesin kendi kitabını, herkesin kendi dergisini, herkesin kendi yayınını tahakkümün gücüyle gündemde tuttuğu, methiyeler dizdirip rant devşirdiği, bununla birlikte günümüzde kalitenin sosyal medya üzerinden takipçi ve beğenme kirliliğine bağlı yorumlandığı bir zamanda kaliteli eserlerin kısa vadede kendini göstermesi şüphesiz kolay değil. Lakin kalıcı olan güneş gibidir. Yeri ve zamanı geldiğinde muhakkak kara bulutların arasından başını gösterip aydınlığının ve tebessümünün cezbediciliğini ortaya koyacaktır.  Bu elbette ki uzun vadede olabilecek bir durum. Zaten bundan olsa gerek kalıcı eser ortaya koyan yazar ve şairlerin çoğu ahiret yurduna intikal ettikten sonra bihakkın tanınmış ve okunmuşlardır. Ben inanıyorum ki okur, hayatı olduğu gibi kucaklayanları ve yaşamın anahtarını sayfaları arasında saklayan eserlerin yok olmasına izin vermeyecektir. Yerdeki tozlar arasında bulsa dahi; kutsalı gibi, yiyip hürmet ettiği nimet gibi başının üzerine çıkaracaktır.

Turan Yalçın: Kitaplarınızın adı ve konusu nedir?

Behçet Gülenay: Şiir, roman, hikâye, masal, deneme ve fıkra türlerinde eserler yazdım. Eserlerimde sahip olduğumuz medeniyete geçmişten geleceğe uzanan tarihsel bir bilinç köprüsüyle insana kendi olmayı ve kendini bilmeyi hatırlatacak konusu insanı ilgilendiren her şeyi işliyorum. Kitaplarım;

Şiir: Aşk Düşük Yaptı, Siyah Zamanlar

Roman: Suda Yanan Ayetler, Elma Isırığı

Deneme: Söyle Sen Aşk mısın?, İkra ile Uyanmak

Hikâye: Dünyanın En Mutlu Çocukları,

Portre Hikâye: Ömer’le Bir Kutu Macera: Mağribî, Ömer’le Bir Kutu Macera: İbrahim Hakkı

Mizah: Gülmek Bedava

Masal: Çiçek Ülkesini Arılar Yönetiyor, A’kıl Gözüme Kaçtı

Turan Yalçın: Okumak bir yazar için hava kadar, su kadar önemli ama okumadan yazan o kadar çok ki bu edebiyata ne kazandırıyor ya da kaybettiriyor?

Behçet Gülenay: Zaten sorunun cevabı kendi içinde. Havasız, susuz yaşamak mümkün mü? Mümkün olmadığına göre? Madem okumak bir yazar için havadan ve sudan farksız! Havasız nasıl nefes alır insan? Nasıl kalbini ve fikri melekelerini besleyebilir? Kalbi ve zihni nefes almayan başka kalplere ve zihinlere nasıl yeni pencereler açmaya vesile olabilir? Tek bir kalbe dokunamıyorsa yazar, herhangi bir zihne yeni bir pencere açamıyorsa, bir kazançtan söz etmek akla aykırı ve tutarsız olur.  Hangi açıdan bakarsanız bakın; medeniyet bağlarımız, tarihsel şuurumuzun dirilmesi, geleceğimizin ihya ve inşası… Bütün değerlerimiz açısından bir kayıp.

Turan Yalçın: Yazmak size ne gibi hazlar katıyor?

Behçet Gülenay: Kalem ve kâğıt ya da yazmak ve okumak benim kalbim ve beynim gibi. Kalbi ve beynini alın insandan geriye ne kalır? Oysa kalb süzgecinden geçen, düşüncenin aydınlığına ayna olan her eylem yeniden diriltir beni.

Turan Yalçın: Yazarın kitaplarını okumamak için direnen akraba komşu iş arkadaşları da oluyor. Sizce neden kaynaklanıyor?

Behçet Gülenay: Bu saydıklarınıza yaşadığınız yeri de eklemek mümkün. Kısacası yanınızda yörenizde kim varsa buna dahil. Boşuna “Avluda biten ot acı olur” dememiş atalarımız. İnsan iyi olanı, yüce gönüllülüğü, güzelliğe dair ne varsa uzaklarda arar galiba. Bir de okurun hafızasında “yazar olmak” tanıdık şablona denk düşmüyor. Hafızasında çizdiği şablona hayallerinde büyüttüğü yazarı sığdıramadığı için bu olsa olsa uzaklarda olur, tanıdıklarımın dışında olur diye düşünüyor. Öyle inandırmışlar kendilerini. Kan ve coğrafi bağı olmayan bir okurunuz sizi tavsiye edip methedince ancak bu dediğiniz gruplardaki yakınlarınız sizi okuyup fark edebiliyor. Başka bir etken de hayranlık duyduğu bir olguyu size yakıştırmamaları, yani çekememezlik. Ama yazar; “Anlarsa beni uzağım, yakınım; anlamazsa yakınım, uzağımdır” hissiyatıyla mürekkebi damıttığı için uzakta da olsa, asırlar, çağlar geçse de kendisini anlayacak yakınını muhakkak bulacaktır.

Turan Yalçın: Yazmak konusunda başka ne diyeceksiniz?

Behçet Gülenay: Siz yazmakla hiçbir zaman kapanmayacak bir kapıdan aydınlanmaya davet etmiş oluyorsunuz. Yazmak için yine ve yeniden farkında olmamız gereken tek şey, başvurmamız gereken tek reçete; ihmal ettiğimiz, sonsuz bir hakikatin anahtarı ve uyanışımıza aralanan kapı olan o kutlu kitabın “oku” emridir.

Çok güzel ve verimli , aydınlatıcı bir röportaj oldu teşekkür ederim.

"Turan Yalçın" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku