takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

21 Ağustos 2020 - 10:51:17 - 616 Okunma

BAZEN BİZ KONUŞURUZ, BAZEN FOTOĞRAFLAR, BAZEN DE HATIRALAR KONUŞUR

Dirim Ailesi ile ilgili bu ikinci yazımız. Daha önce Tokat Gazetesi ve Niksar Danişmend Gazetelerinde 26 Nisan 2016 tarihinde “Yolunu Bilen At ve Niksar’da Bir Orman Muhafaza Memuru Safvet Dirim “ başlıklı bir makalemiz yayınlanmıştı.

Derler ya zaman durmuyor, su gibi akıp gidiyor. Tarih 13 Nisan 2013. Bundan yedi yıl evvel aldığımız randevu üzerine araştırma ekibimizden M. Necati Güneş, Ömer Bostancı ve komşuları Mehmet Demirel’le Nalbantoğullarından Emekli Sağlık Memuru Salih Dirim’in evindeyiz. Biz emekli sağlık memuru dedik ama o aynı zamanda şiir kitabı da olan tasavvufi yönü güçlü bir şair.

Gönül isterdi ki bu yazıyı sağlığında ona okuyalım, onurlandıralım ama yetişmiyor bazen dağarcığımızda birikenleri yazıya dökebilmek. Bir yıl evvel Salih Dirim Ağabeyimizi kaybettik maalesef. Ne kadar üzülsem de yazma işini de nasibe bağlayıp kendimizi rahatlatmaya çalışalım çaresiz. Allah rahmet eylesin mekânı cennet olsun, seksen sekiz yaşında aramızdan ayrılan –Ankara’da olduğum için cenazesine de katılamadığım-o değerli insanın.

Niksar’da çalıştığım yıllarda gazete yazılarından takip etmiş olacak ki bir gün nöbetçi öğrenci:

-Hocam, sizinle görüşmek isteyen bir bey var. Dedi. Buyur ettim idarecilik yaptığım odama, tanıştık, sohbet ettik, kültürden, sanattan Niksar’dan bahsettik. Şiirleri de olduğunu söyleyince okuması için ricamı kırmadı birkaç tasavvufi şiiri hikâyesiyle birlikte sundu. Şiirlerinin evlatları tarafından yakın zamanda bastırılacağını da belirterek müsaade isteyip, görüşebilmek arzusuyla ayrıldı.

Ondan sonra da hiç kopmadık birbirimizden uygun zamanlarda o yaşına rağmen ziyaretini eksik etmedi. Ben de mümkün mertebe Melik Gazi Mahallesi’ndeki evine giderek eşi Dürdane Hanım’a hazırlattığı çay ve pasta ziyafeti içinde görüşmeleri sürdürmeye gayret ettim.

Memleketimizin değişik şehirlerinde memuriyet hayatını dönemin zor şartlarında sürdürmüş, alçak gönüllü, güngörmüş, devletine, milletine bağlı ve doğduğu toprakları, Niksar’ı çok seven, bu sevgisini de Niksar için yazdığı şiirlerle yansıtan derviş misali bir beyefendi ile karşılaşmıştım.

Son görüşüm ise Tokat’ta ikamet eden büyük oğlu Vahdet Dirim’in oğlu Cihan Yusuf’un 2016 Eylül’ündeki düğün töreninde oldu. Artık bir hayli ihtiyarlamıştı ve biraz da rahatsızdı,  aileye hazırlanan masada eşi Dürdane Hanım ile sessizce oturuyordu. İzdihama rağmen yanlarına gidip hal ve hatırını sordum.

Röportaj da biz sorduk o cevapladı. M. Necati Güneş Hocam görüntü kaydı da aldı ama ne yazık ki harddiskin sonradan arızalanması yüzünden artık o görüntüler elimizde değil. İşte ilk anlatımı:

“Bize Nalbantoğulları diyorlar ama nalbant olarak aileden bu mesleği icra eden kimseyi görmedim. Ben çocukluğumda çırak olarak bir müddet bir nalbandın yanında çalıştım hepsi o kadar,dolayısıyla sülalemizin adını verdikleri Nalbantoğullarını bilmiyorum,Salih oğlu Salih’im ben .

Babam Hacı Salih Efendi (1901-1952),annem Feride  Hanım (1905-1992) dır. Dedem Hacı Osman Efendi (1844-1921),ninem Teslime Hanım’dır.(1869-1932) Niksar Hızarlar Mahallesi nüfusuna kayıtlıyız.  Annem Kafkasya kökenli –Çerkez-bir ailenin kızı idi.Babasına Kafkasyalı Mustafa Efendi derlermiş.Medrese hocalığı da yapan bu zat Mısır’da okumuş.

Babamın mesleği o dönemlerde revaçta olan saraçlıktı. Ama çiftçiliği de vardı, tarımla haşır neşirdi.Hayvanlara kaltakların üzerine (kaltak:eğerin üzeri meşin,halı gibi şeylerle kaplanan tahta ,ağaç bölüm) gerekli malzemeyi dikerdi.”

Salih Bey Niksar 1931 Niksar doğumlu, eşi Dürdane Hanım da aynı şehirden 1939’lu.Babası Salih Efendi’nin çocukları yaşamıyormuş. Doğanlar da dokuz on aylıkken vefat ediyorlarmış. Niksar eşrafından Mahir Usta denilen bir mübarek zat çocukların sırtını çizer, dua edermiş. Mahir Usta, Salih doğunca bu da mı ölecek diye çaresiz olan babasına zamanın kanaat önderlerinden, Müderris Hoca Ahmet Niksari’ye götürmelerini söylemiş.

Almış annesi Salih’i kundaklayıp Hoca Ahmet Niksari’nin evlerine gitmişler. Vaziyeti anlattıktan sonra Niksarî dua edip, hu hu  diyerek elleriyle sallamış ve: ”Bu çocuğa babanız Salih Efendi’nin adını koyun “demiş. Salih’ten sonra üç kardeşi daha olmuş, Saffet, Sadık ve Servet adını verdikleri ve yaşamışlar. Ve devam ediyor hayat hikâyesine:

“İlkokulu Ulucan İlkokulu’nda okudum. Bakıyorlar ki ben emsallerimden oldukça ilerdeyim daha yaşım gelmeden okula alıyorlar. Öğretmenim Memduha Kıvılcım Hanım’dı. Başöğretmen Niksar’da Bozkurt Hoca adıyla bilinen Mustafa Özdeğer idi. Yekta Güngör Özden’in babası Halis Bey (Özden) de aynı okulda öğretmendi.

Biz ortaokulda iken Niksar Kaymakamı Hami Karslı’nın dedesi Ali Rıza Efendi’nin Karşıbağ’daki Tolas’ın yanında, köşede bahçesinde güzel bir havuzu bulunan iki katlı ahşap bir evde oturuyordu.(Bu ev üç kaymakama lojman vazifesi görmüştür). Biz, Kaymakamın eve geliş gidişlerinde arkadaşlarla ayakta selama dururduk o da gülümseyerek bize selam verirdi.

Ortaokulu Niksar’da okudum, şimdiki Hanegah Camiinin yanında idi. Ortaokuldan sonra yatılı olarak Ankara Sağlık Meslek Lisesi’ne gittim. Üç yıl okuyup 1952 yılında mezun olduktan sonara askeri görevimi yedek subay olarak İzmit/Kocaeli 46.Piyade Alayı’nda tamamladım. O yıllarda lise mezunlarının sayısı oldukça azdı.

Askerliğim bitince Sağlık Bakanlığı’na bağlı Trahom Teşkilatı Gaziantep’e 19 km uzaklıktaki Burç Nahiyesi’nde Trahom Savaş Köy Tedavi Evi’nde sağlık memuru olarak işe başladım.(Bugün bu yerleşim yeri Şahinbey Belediyesi hudutları içinde bir beldedir)Burada altı yıl kadar çalıştım. Sonra Verem Savaş’a geçtim. Bu arada memuriyetimde Ankara’da yatılı okuduğum için burs parasını da ödedim. Gaziantep’de iken şöyle yazmışım defterimin bir kenarına:

Gaziantep Burç Köyü’nde,

Ruhsat verdi Hakk şiirde,

Hey Allah’ım şu Salihi,

Doğru söylet her şiirinde.“

O yıllarda ülkemiz sıtma, trahom, verem gibi salgın hastalıklarla mücadele etmektedir. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ile yaptığı anlaşma sonucunda 1953-1972 yılları arasında 67 ilimizde çalışmalar yürütmekteydi. Özellikle araziler için son donanımlı araçlarla bu salgınların ve ölümlerin önlenmesi için köy ağırlıklı yoğun çalışmalar yapılıyor, BCG gibi verem aşı kampanyaları başarılı bir şekilde yürütülüyordu. Tokat ve çevresinde ise Sıtma ve verem salgınına karşı mücadele ağırlığı vardı. Tokat’ta da Sıtma Mücadele İstasyonları, Verem Savaş Dispanserleri açılmış, buraya eğitimli, ihtisas sahibi doktorlar ve sağlık personeli atanmıştı.

“Bu görevimden ayrılarak 1957 yılında Türk Hava Yollarına geçtim.1960 yılında askeri ihtilal olduğunda Erzurum’da idim. Üç gün yasaklardan dolayı dışarı çıkamadık. Oğlum Vahdet ve Vuslat burada doğdu. Bir ara geçici olarak Elazığ’a görev çıktı gidip geldim. Sonrası Trabzon’a tayinimiz çıktı. Taşınma sırasında Zigana’da arabamız kaydı, tipi vardı. Zar zor Trabzon’a ulaştık. Çömlekçi Mahallesinde bir ev e kiracı olduk. Trabzon THY Müdürünü askeri ihtilal açığa alınca bizi de açığa aldılar, işsiz kaldım.  Eşim hastalandı, mezardan çıkmış gibi geldim Niksar’a. Bu arada oğlumuz Nusret de 1963 yılında doğdu.” Araya eşi Dürdane Hanım giriyor:

“Niksar’da komşumuz olan Sürücüler Ailesi sahip çıktı bize. Eşimi sağ olsunlar eski işine yerleştirdiler. BSC Aşı kampanyasında çalışıyordu. Ben üç çocuk evde bekliyorum eşim para gönderiyor ama biz sıkıntı çekiyoruz onsuz.

Bir gelişinde “Sen Beni götürmezsen bir daha peşinden gelmem “dedim.  1965 yılı olacak Ağrı’ya gideceğiz 3 yıllığına sözleşmeli olarak. Sivas’tan trene binip Horasan’da indik. İyi yere gitmiyorsunuz diye orada moralimizi bozdular. Ağrı /Taşlıçay’da göreve başladı. Sağlık teşkilatının, lojmanı da vardı. İşin ilginci kaymakamın bile lojmanı yoktu.

Burada süremiz dolunca Diyarbakır’ın Lice İlçesine tayinimiz çıktı. Üç çocuğumuz vardı. Salih ,” Sen üzülme Diyarbakır merkeze yaptırırım tayini “diyordu. Otelde kalıyoruz, Salih tayin için uğraşıyor ama hep nafile .

Bir gün “Haydi hanım gidiyoruz” diye geldi. Sağlık müdürü de olmak üzere bir pikaba bindik ama güçlükle gidiyoruz yollarda. Nihayetinde araba yoldan çıktı, suya battı. Meğer şoför direksiyon hâkimiyetini kaybetmiş. Bayan Sağlık müdürü arabayı değiştirtti de Lice’ye ulaştık. Lice’de bir yıl kaldık sözleşme bitince 1968’de Tokat’a geldik.

Tokat’ta (Niksar)kızımız Mürüvvet Saliha doğdu. Süt Damlasının arkasında bir ev kiraladık. Tokat’ta iken altı ay Ankara’ya röntgen kursuna gitti ve röntgen bölümüne geçti.

Almus’a tayin etmek istiyorlar ama biz gitmek istemiyoruz. Çünkü komşularımız Almus’ta barajdan dolayı toprak göçüyormuş diye bizi endişelendiriyorlar. Taliye Hanım diye bir komşumuz Tokat Sağlık Müdürünün hanımını tanıyormuş onunla evlerine gittik. Biz Niksar’a gitmek istiyoruz dedim. Bana: Doğru vazife yaparsanız göndermezler “ dedi. Sağlık Müdürü Nazmi Okan ‘dı. “ Söz Salih Ağabeyin:

“Vali Beye gidelim dedik. Vali Yusuf Yakupoğlu’nun makamına çıkıp derdimizi anlattık.”Memur Bey rahat ol, üç ay bekle “dedi. Tokat’ta iki yıla yakın kaldık .Üç ay sonra tayinimiz 1972 yılında  Niksar’a çıktı.Valinin bu ilgi ve duyarlılığını hiç unutmadım.Torunuma –Vahdettin’in oğlu-Vali Yusuf Yakupoğlu’nun adını koydum.Tıp fakültesinde okuyor şimdi Yusuf Cihan .

Niksar’da Devlet Hastanesi’nde Röntgen Teknisyeni olarak göreve başladım. Kaymakam Rıza Akdemir idi, Dürüst, kibar, işine sahip çıkan başarılı bir devlet adamıydı. Eşi Neriman Hanım Çocuk Doktoru idi beraber çalışıyorduk. İkisi de Niksar’da çok sevilmişti. Başhekim de yine Niksarlı Doktor Hüsamettin Alpar idi. Almanya’da ihtisas yapmış, hastalarının tedavisi için büyük mücadele veren ve çok çalışkan bir şahsiyetti. Bir müddet sonra beni Ankara’ya röntgen kursuna çağırdılar. Dönüşümde bir sürprizle karşılaştım, bu kez de Ödemiş’e tayin çıkmıştı. Tekrar Vali’nin kapısını çaldık, ilgilendi ve Niksar’da kaldık. Gün geldi artık yoruldum diye emekliliğimi istedim Başhekim Hüsamettin Alpar ve Dr. İsmet Tepebaşı vazgeçirmek için bir hayli uğraştılar ama ben kararımı vermiştim. İnsan emekliliğe de zaman ayırmalı, gençlere de yer açmalı diyordum kendimce. 1984 yılında emekli oldum.”

7 Nisan 2017’de Tokat Gazi Osman Paşa Lisesi Mezunlar Derneği olarak Ankara Yargıtay 13.Daire Başkanı Vuslat Dirim’i GOP Lisesi “ ALMANAK “çalışmaları kapsamında  Dernek Başkanı Av. Melih Yardımcı, Ferdi Şentarlı,Mahmut Hasgül ve bendeniz makamında ziyaretimizde :

-Başkanım, Dirim Ailesinde üç kardeşe Vahdet, Vuslat, Nusret isimlerinin konulmasının sırrı nedir ?diye sorduğumuzda şöyle cevap vermişti:

”Babam, tasavvuf dünyasına dalmış, ihlâslı bir Müslüman’dır. Vahdet-i Vücut felsefesinde esinlenerek birlik olma manasında ilk oğlu, yani ağabeyim doğduğunda ismini Vahdet koymuş. İkinci çocuğu naçizane bendeniz de Miraç gecesinde doğmuşum. Miraç Gecesinin diğer bir adı Vuslat Gecesidir. Hz. peygamberimiz Miraç gecesinde Hak katına çıkmıştır. Yine Şeb-i arus’un Vuslat Gecesi olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu sebeplerden olacak bana da Vuslat adını koymuş.

Babam okuduğu Limnili Mısır-ı Niyazi Hazretlerinin bir eserinde (Divanı) aşağıdaki  şu dörtlüğü görmüş:

Bu can yine vuslat diler,

Sen şah ile vahdet diler,

Varmağa dil nusret diler,

Lütfeyle açıver yolum”

Tevafuk onu çok etkiledi,”Bir oğlum daha olursa onun da ismini Nusret koyarım dedi. Üçüncü çocuğu yani erkek kardeşim olunca adı geçen dörtlükte İlahi yardım anlamıma gelen Nusret adını koymuş.

Allah (CC) son olarak bir de kız çocuğu nasip etti. Kız kardeşimin ismini de “Saliha Mürüvvet “ koydu.

Kız kardeşim büyüyüp de “Babacığım bu şiirde ben neredeyim?” diye sorunca:-Kızım sen başka şiirlerdesin. Diye cevap verdi.

Bu dört evladın her biri devletimizin önemli kademelerinde görev yapıyor. Kısaca onların da hayat hikâyelerinden bahsedelim:

Vahdet Dirim: 1958 yılında Erzurum’da doğdu. İlkokulu Niksar Ulucan İlkokulu, ortaokulu Niksar Ortaokulu’nda, liseyi Niksar Endüstri Meslek Lisesi’nde 1976 yılında tamamladıktan sonra askeri görevini Adapazarı’nda yaptı.1985 yılında Süheyla Hanım ile evlendi. Yusuf Cihan ve Melike Canan adını verdikleri iki evlatları dünyaya geldi. Tokat Sigara Fabrikası’nda işe başladı,2003 yılında emekli oldu. Vahdet Bey’in diğer bir yönü de mucit olması. Televizyonlara davet edilerek çalışmaları hakkında bilgiler sundu, yarışmalara katıldı. Halen Tokat’ta ikamet ediyor.

Vuslat Dirim: 1961 yılında Erzurum’da doğdu. İlk ve ortaokulu Niksar’da tamamladıktan sonra 1977 yılında Tokat Gazi Osman Paşa Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Ankara Hukuk Fakültesi’ni kazanarak 1982 yılında diploma aldı. 1985 yılından itibaren ülkemizin değişik yerlerinde hâkim, cumhuriyet savcısı, cumhuriyet başsavcısı olarak görev yaptı.2011 yılında Yargıtay Üyeliğine seçildi.2015 ‘de de Yargıtay Onüçüncü Daire Başkanlığına seçildi. Halen aynı görevi sürdürmektedir.

1980 yılında evlendiği Hâkim Figen Hanım’dan Burak ve Alperen adında iki evladı bulunmaktadır.

Nusret Dirim:1963 yılında Niksar’da doğdu. İlk ve ortaokulu Niksar’da tamamladı. Tokat Gazi Osman Paşa Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Hukuk Fakültesini kazandı.1984 yılında mezuniyetinden sonra avukatlık stajını tamamlayarak 1985 yılında Antalya Kaymakam adayı olarak göreve başladı.1989 yılında Burcu Hanım ile evlendi. Recep, Taha ve Hamit Emre adında üç evladı bulunmaktadır. Ülkemizin değişik yerlerinde vali yardımcılığı ve kaymakamlık yaptı.

1 Haziran 2016 tarihinde Bartın Valiliği’ne atandı. 28 Ekim 2018/ 202 sayılı Cumhurbaşkanlığı Atama kararıyla İçişleri Bakanlığı Mülkiye Başmüfettişi olarak görevlendirildi.

Saliha Mürüvvet Dirim Aksoy: 1969 yılında Niksar’da doğdu. İlkokulu Büyükata İlkokulu’nda, ortaokulu Niksar Ortaokulu’nda  (1983) tamamladı. Liseyi Tokat Gazi Osman Paşa Lisesi’nde okudu. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden mezun oldu.1991 yılında Dr Metin Aksoy ile evlendi. Zeynep ve Ayşegül adını verdikleri iki evlat sahibi. Tokat Devlet Su İşleri’nde Ziraat Mühendisi olarak görev yapan Saliha Dirim Aksoy, eşi Dr Metin Aksoy ile birlikte on beş yıldan beri profesyonelce ülke çapında okçuluk faaliyetlerini de sürdürüyor.

Biz, yazımızın son bölümüne vefatının 1.yılında  Salih Dirim Ağabeyimizi  rahmetle anarken, 1999 yılında yayınladığı “Şiirlerim “ eserinden biri tasavvufi diğeri çok sevdiği memleketi Niksar’a yazdığı bir güzellemeyi koyalım.

Ruhu şâd olsun o muhterem, güzel insanın.

ŞÜKÜR  ELHAMDÜLİLLAH

Yaya iken atlandık,

Yâr ile sıfatlandık,

Aşk ile kanatlandık,

Şükür elhamdülillah.

Çağladık seller gibi,

Açıldık güller gibi,

Çiğnendik yollar gibi,

Şükür elhamdülillah.

Gözlendik göz göz  olduk,

Yokuşu yok düz olduk,

Âleme bir yüz olduk,

Şükür elhamdülillah.

Seferdedir aşk eri,

Dosttur dilde ezberi,

Verdik canı, seri,

Şükür elhamdülillah.

Salih dosta kavuştu

Hem Huda ile buluştu,

Dost, düşman hep barıştı

Şükür Elhamdülillah.

BİR NİKSARGÜZELLEMESİ

Bilmem nasıl deyip, nasıl başlasam,

Tarihi kalesiyle ,şanıyla Niksar,

Adını yâr diye ,kalbe işlesem,

Ne güzel bugünkü haliyle Niksar.

Bir dere içinde güler nazlıca,

İşine gücüne dalar nazlıca,

Dostun gözyaşını siler nazlıca,

Düşmanı kahreder yoluyla Niksar.

Yaylasında kaval çalar çobanlar,

Ovasında ekin biçer tırpanlar,

Ayvaz’ında dinlenir insanlar,

Burcu burcu kokar yeri ile Niksar.

Çeşit çeşit meyveler var bağında,

Keltepe solunda, ova sağında,

Çeşit çeşit ağaçlar var bağında,

Yurda ün salar haliyle Niksar.

Salih’im Niksar’a kıydır nikâhın,

Daim iyi olsun senin refahın

Melik Gazi Ahmet ziyaretgâhım,

Bir içim su sanki suyu ile Niksar.

"Hasan Akar" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku