takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

12 Haziran 2020 - 10:33:45 - 488 Okunma

Ayasofya’da Namaz

Şu günlerde siyaset Ayasofya gündemiyle çalkalanıyor… Hemen her dönem bu tür olaylar gündeme taşınmıştır. İşte size 1976 yılında yaşadığım bir olayı aynen aktarıyorum.. 

1 Mayıs 1976‘da İstanbul Taksim Meydanında solcular büyük bir miting yaptılar. Türkiye’nin gündemine oturdular.

                Sıra bizdeydi. Fetih Haftası nedeniyle bir dizi faaliyet yapılacaktı. Bunların ilki şüphesiz Ayasofya’da namaz kılınacaktı.

MTTB’den yurda, 7 Mayıs 1976 Cuma günü haber geldi. Sultanahmet’te Cuma namazı kılınacak, sonra da Ayasofya girilip iki rekât namaz kılınacak.  Hiç beklemeden arkadaşlarla MTTB’liğine hareket ettik.  Sekreterlikte Ayasofya’ya giriş paramızı verdiler. Önce Cuma namazını kıldık. Sonra gruplar halinde Ayasofya’nın önüne geldik. Tek tek giriş biletlerini alıp Ayasofya’nın içine girdik. Daha önce Ayasofya’yı birkaç defa gezdiğim için, hiçbir şeye bakmadım. Büyük bir vazifemiz vardı. Ayasofya’nın müze oluşunu telin edecek, namaz kılacaktık.  Altın kakmalı kubbenin altından geçtik. Kıble tarafındaki bölüme çıktık. Elimizdeki gazeteleri yere serdik. 

Basına haber verilmişti. Bütün gazeteler oradaydı. Namazı kıldık.  Bir arkadaşımız basın bildirisini şöyle okudu.

“Ayasofya, atalarımızdan bize mirastır. Fatih Sultan Mehmet Han Ayasofya hakkındaki vakfiyesinde şunları söylüyor:            

                “Allâh’ın yarattıklarından Allâh’a ve O’nun rü’yetine iman eden, âhirete ve onun heybetine inanan hiçbir kimse için, sultan olsun melik olsun, vezir olsun bey olsun, şevket ve kudret sahibi biri olsun hâkim veya mütegallib (zâlim ve diktatör) olsun, Özellikle zâlim ve diktatör idareciler tarafından tayin olunan, fâsid bir tahakküm ve bâtıl bir nezâret ile vakıflara nâzır ve mütevelli olanlar olsun ve kısaca insanlardan hiçbir kimse için, bu vakıfları eksiltmek, bozmak, değiştirmek, tağyîr ve tebdîl eylemek, vakfı ihmal edip kendi haline bırakmak ve işlevlerini ortadan kaldırmak asla helâl değildir!”…

                Kim ki bu vakfiyenin icabını yerine getirmezse:

Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâ’neti üzerlerine olsun. Ebeddiyyen Cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebeddiyyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse, vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun. Hiç şüphe yok ki, Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir.” (Fatih Sultan Mehmed Han, Ayasofya Vakfiyesi, 1 Haziran 1453)

Biz MTTB’li gençler olarak atalarımızın mirasına sahip çıkıyor, Ayasofya’nın müze olmasını reddediyoruz…” diyerek sözlerini tamamladı.

Yere serdiğimiz gazeteleri topladık. Geldiğimiz gibi geri döndük. O an içimdeki mutluluğu ifade etmekten acizim. Ayasofya’da namaz kılmak benim için büyük bir şereftir. Hem de bunu MTTB Gençlerle birlikte yapmak daha büyük bir şereftir. Tabii kimler vardı o gün namaz kılanlar arasında bilmiyorum. Sonradan Meclis Eski Başkanımız İsmail Kahraman’ın da o gün orada olduğunu öğrendim. Aslında o gün orada namaz kılan MTTB’liğinin en büyük dava adamlarıydı.  Şimdi şöyle bir araştırın; hepsi de İslam Davasından, Türk Milletinin Milli Birlik ve Beraberliğinden hiç taviz vermemişlerdir. 

Ertesi gün bütün gazeteler sürmanşet:

”MTTB’li Gençler Ayasofya’da Namaz Kıldı…” haberleriyle çıktı.

“Diriliş Nesli” ilk kıvılcımı yakmıştı. Bundan sonra dur durak yoktu.  Gerçekten bu olaydan sonra “İslamcı Gençlik” gündemde kalmaya devam etti.

15 Mayıs 1976 tarihinde arabalarla Edirne’ye gittik. Edirne’de Fetih Yürüyüşü yapılacaktı. Selimiye Camiinde öğle namazı kıldık. Binlerce MTTB’li Edirne sokaklarını “Allahüekber!… Allahüekber!” sesleriyle inletti. O yürüyüşte grup lideriydim. Mehter takımından sonra ikinci grup benim grubumdu. Yürüyüş temposu sert, “Şeriat İslam’dır!”, “Müslümanlar Kardeştir!”  sloganlarıyla semayı inlettik.

Yürüyüşten sonra Selimiye Camisinin üç bin kişilik bir ordunun saklandığı üç şerefeli minarelerine çıktık. 

Bu serhat şehrini, Osmanlının bir zamanlar başşehri olan beldeyi, İstanbul’un Fetih planlarının yapıldığı şehri doya doya seyrettik. Ebedi hatırlar kalsın diye fotoğraflar çektirdik.

Akşam, Edirne stadyumunda konser vardı. Yoğun bir halk katılımı olmuştu. Mehter marşlarından sonra Yıldırım Gürses sahne aldı. Üç şarkı söyledi. Biri Gençliğe Veda adlı şarkıydı.  Bu şarkıyı dinlerken öteler ötesi bir dünyanın eşiğinde yirmi bir yaşındaki sultanlar sultanı bir delikanlının beyaz atının üzerinde İstanbul’a kanatlanışı hatırladık.

Arif Nihat Asya’nın Fetih Marşındaki:

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektirilen, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle sûrun dişleri sökülecek!

Yürü; hâlâ ne diye oyunda, oynaştasın?
Fâtih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden
Senin de destanını okuyalım ezberden
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden

Elde sensin, dilde sen; gönüldesin, baştasın
Fâtih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Yüzüne çarpmak gerek zamânenin fendini!
Göster: kabaran sular nasıl yıkar bendini!
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini!

Şu kırık âbideyi yükseltecek taştasın;
Fâtih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın

Bu kitaplar Fâtih’tir, Selim’dir, Süleyman’dır;
Şu mihrab Sinânüddin, şu minâre Sinân’dır;
Haydi, artık uyuyan destanını uyandır!

Bilmem, neden gündelik işlerle telâştasın
Kızım, sen de Fâtihler doğuracak yaştasın!

Dizelerini hatırladık. O gece hiç bitmesin istorduk. Akıncı cetlerimizin ruhlarıyla sanki Tuna boylarında akına gidiyorduk.  

Gece Vakıflar Yurduna yorgun ve mutlu döndük. Yeni hedefimiz 29 Mayıs’ta yapılacak Fetih Şenlikleri ve Taksim Mitingi idi.

Günler günleri kovaladı. İstanbul değil bütün Türkiye bizi konuşuyordu. 29 Mayıs 1976 cumartesi günü erkenden kalktık. Fatih Camiinde huşu içinde namaz kıldıktan sonra Fatih’in türbesini ziyaret ettik. Ellerimizi kaldırıp yeni fetihler için dua ettik.

İstanbul sokakları, Milli Gençlik’in yeni bir ruhla yeni bir aşkla, yeni bir şevkle buluşmasına hazırdı. Zira Mayıs başında bu sokaklar, kızıl bayraklarla çok kirlenmiş; atalarımızın ruhu muazzep içinde kalmıştı. Ay yıldızlı bayrağımız, yeşil sancağımız “Allahüekber! Allahüekber!…”    sedalarıyla    göğe yükselecek, Fethin sembolü Ayasofya tekbir seslerimizden inim inleyecek, ezansız kalmış, kubbelerdeki beş yüzyıllık hasret, bir nebze olsun giderilecekti.

Binler, on binler Sultanahmet meydanına toplandı. Anadolu’nun her şehrinden yüreği iman dolu gençler, MTTB’nin FETİH MİTİNGİNE gelmişlerdi.

Aynı gün Taksim Meydanında MSP’nin mitingi vardı.  İstanbul’da ulaşılmadık semt, “Allahüekber!..” sedalarıyla inlemedik bir sokak bırakmayacaktık. Gençlik işte!… Atalarımız Tuna boylarında,  Viyana önlerinde, Bağdat kapılarında küffara kılıç sallayıp kelle koltukta savaş yaparken, biz “Tek Yol İslâm!”, “Müslümanlar Kardeştir!”, “Şeriat İslâm’dır!..” ve “ Allahüekber!…” sedalarıyla sanki yeni bir fethin içinde kendimizi kandırıyorduk…

Bizden önce Beyazıt Meydanında Fethin 523. Yıldönümü nedeniyle kösler vurulmuş, davullar çalınmış, toplar atılmış, dualarla burçlara bayraklar çekilmiş, kılıç kalkan ekibi büyük bir gösteri yapmıştı.

Aynı ekip Sultanahmet’e gelmişti.  Nihayet beklenen an gelmişti. Mitinge gelen grup grup gençler, Ayasofya Caminin önünde yerlerini almış, on binlerin ağzından yükselen tekbir sesleri yeri göğü inletmeye başlamıştı. 

Büyük bir coşku, büyük bir heyecan vardı. Ayasofya’nın kapısı önünde yüzlerce polis ve panzerlerle tedbir almış; herhangi bir taşkınlığa mahal vermemek için pür dikkat kalabalığı gözetliyorlardı.

Yürüyüşler yapıldı, Fethin manasıyla alakalı konuşmalar yapıldı, mehter marşları dinlendi, kılıç-kalkan ekibinin gösterileri seyredildi. MTTB başkanı öğleye doğru biten gösteriden sonra kürsüye çıktı: ”Arkadaşlar, bundan sonra nereye gideceğinizi biliyorsunuz! Allah hepinizden razı olsun!… Allah yar ve yardımcınız olsun!”  diye Fetih Mitingini bitirdi. 

Açıktan açığa, ”MSP’nin Taksim Meydanında Mitingi Var! Hepinizi oraya bekliyoruz!”  diyemedi. Zira böyle bir ifade; birliğin, siyasi bağlantısı olduğu yorumunu gündeme getirebilirdi. Bu da hakkında soruşturma açılmasına, hatta kapatılmasına kadar bir sürecin başlamasına sebep olabilirdi. 1973-1978 yılları arasında MTTB’de görev yapan ve benim şahit olduğum bütün başkanlar bu tür bir ifadeyi asla kullanmamışlar, böyle bir duruma girmekten azami derecede kaçınmışlardır. Fakat şurası muhakkak ki bugünkü Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan, daha önceki Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’e,  TBMM Eski Başkanları İsmail Kahraman ve Bülent Arınç’a ve pek çok bakana varıncaya kadar birçok devlet büyüğü MTTB’nde görev yapmışlardır. (*)

"Mehmet Emin Ulu" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku