takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

9 Kasım 2019 - 09:55:51 - 65 Okunma

ATATÜRK’Ü ANLAMAK

“Seni halife yapmak padişah yapmak isteyenler oldu, iltifat etmedin. Milli irade yolunu seçtin, hayatını ve şahsiyetini milletinin hizmetine vakfettin. Türk’ün gıpta ettiği, taziz ettiği, övdüğü ve övündüğü vasıflara maliktin, bütün bu meziyetlerinle Türk’ün ta kendisiydin. Şimdi seni, kurtardığın vatanın her köşesinden gönderilen mukaddes topraklara veriyoruz. Bil ki, hakiki yerin, daima inandığın ve bağlandığın Türk milletinin minnet dolu sinesidir. Nur içinde yat.”

Hepimiz biliyoruz. 10 Kasım 1938’de hayatını kaybeden Ata’mızın naaşı ebedi istirahatgâhı olan Anıtkabir’e getirilene kadar Etnoğrafya Müzesi’ne kaldırılmıştı. Anıtkabir tamamlandıktan sonra ölümünün 15. Yılında 10 Kasım 1953’de buraya getirildi. Burada yapılan törende Cumhurbaşkanı Celal Bayar yukarıdaki konuşmayı yaptı. Atamız o günden beri ülkenin her ilinden getirilmiş vatan toprağında ama aslında konuşmada da söylendiği gibi kalbimizde yatıyor..

Kendimi bildim bileli onun hayranıyım, onun işaret ettiği değerleri savunuyorum ve öğretmenlik yaptığım zaman boyunca öğrencilerime bunları anlatmaya çalıştım. Onun hakkında bilmediğim bir şey kalmamıştır diyordum ama Yılmaz Özdil’in “Mustafa Kemal” isimli harika kitabını okuyunca yanıldığımı anladım. Bildiğimden, sandığımdan da büyük bir insan olduğunu görmek şaşırtmadı tabi. Ona olan sevgim ve saygımı daha da artırdı bu kitap ve hem geride kalan 29 Ekim, hem de iki gün sonra 10 Kasım olması nedeniyle onunla ilgili bir şeyler yazmak istedim.

Atatürk bir asker ama şaşırtıcı bir şekilde çok boyutlu biriydi. Anlamadığı, ilgilenmediği konu yok gibi neredeyse. Ben bunu çok okumasına bağlıyorum. Onun kadar okuyan lider var mıdır bilmiyorum ama dünyanın her tarafından elçiler kanalıyla kitaplar getirtmesi, savaş sırasında bile okumaya ara vermemesi hayranlık uyandırıyor. Anıtkabir müzesinde konmuş olan kitaplarının çokluğu bu yüzden bizi şaşırtmıyor. İşte bu okuma tutkusudur onun büyüklüğünün temelini oluşturan. Örneğin çok rahatlıkla tek adam şeklinde ölene dek ülkeyi yönetebilecek iken bir an önce demokrasiye geçmek istemesi artık tek adam yönetimlerinin sonunun geldiğini anlamış olmasındandır ve bu öngörüyü okuduklarına borçludur. Tek adam yönetimlerinin nasıl sonlandığını tarihten biliyor ve ne kadar isabetli karar verdiğini anlıyoruz. Milli Eğitim en önem verdiği konu oldu. Öğretmenlere büyük değer verdi. Latin Alfabesine geçildikten sonra çırayla aranan okur yazar sayısı hızlıca arttı.

Kadınlara ve çocuklara o zamana kadar verilmeyen değeri vermesi de bu açıdan düşünülebilir. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı Avrupa’daki pek çok ülkeden önce verildi ülkemizde. 1923’de ilk defa kadınlarla erkekler birlikte sinemaya gittiler. Tiyatroda rol aldılar. Vapur ve tramvayda karışık oturdular. 1929’da ilk güzellik yarışması yapıldı. Feriha Tevfik Türkiye’nin ilk güzeli oldu. Resmi nikah zorunluluğu getirildi. 1935’de Kadın kongresi’ne ev sahipliği yaptı. Hititler döneminde bile kadının toplumda yeri vardı ama zamanla bu ihmal edilmişti. Atatürk sayesinde aradaki açık kapatıldı. Atatürk ülkenin geleceğini belirleyecek çocuklara da çok değer verirdi.

Sekiz manevi çocuğu vardı. Onlarsız sofraya oturmazdı. Okulda manevi çocukları için hiçbir ayrıcalık istemezdi.

Yeri gelmişken adam kayırılmasına çok sinirlenir her yerde eşitlik ister, liyakat’a inanılmaz değer verirdi ve birlikte çalıştığı kişilere de bunu yapmalarını öğütlerdi. İsmet paşa Ali Kemal’in oğlunu dışişlerinde görevlendirirken oğlu babasından sorumlu olamaz demiş ve bunu Atatürk’ten öğrendiğini vurgulamıştır. Yetişmiş insan gücünün ne kadar değerli olduğunu çok iyi biliyordu. Nazi zulmünden kaçan profesörlere kucak açması örnek bir davranıştır. Bunlar ülkeye güzel hizmetlerde bulundular. Kimisi Müslüman olup Türkiye’yi ikinci vatan edindiler. Kendisine muhalif olanların düşüncelerine de saygı duyardı. İmzasız ihbar mektuplarına kızar, yalakalardan, arkadan konuşanlardan nefret ederdi.

Hayatını vatanına adamıştı. Kurtuluş Savaşı’na başlarken elindeki tek maddi kaynak annesinin lazım olur diye verdiği altınlardı, annesi onun hakkında verilen idam fermanını duyunca felç geçirdi, öldüğünde memleket işleri yüzünden annesinin mezarını ancak on üç gün sonra ziyaret edebildi. 1921 Sakarya Savaşı’nda attan düşüp kaburgasını kırmasına rağmen hastaneye yatmayıp savaşı yönetti. Gün ışıyana kadar çalışır ancak o zaman uyurdu. Geçmişini unutmaz her yemeği yerdi. Çankaya köşkünün masraflarını kendi cebinden karşılardı. Devletinin kendisi için uygun gördüğü maaşı dışında fazladan tek kuruş girmemiştir cebine. Bunları okuduğunuzda içiniz sızlıyor.

Başı daima dikti. Doğru bildiğinden asla şaşmazdı. Erzurum Kongresine izin vermeyeceğini söyleyen İngiliz komutanına “Sizden izin istemedik zaten” demesi unutulabilir mi? Bu kararlı, taviz vermez tavrı bir süre sonra düşmanlarının gardını düşürmüş ve geri adımlar atmalarına sebep olmuştur.

Dahi bir yöneticiydi. Yıllar geçtikçe bunu daha net görebiliyoruz. Kurtuluş Savaşı’nda Yunanistan’ın yenilgisinde meclis kendisine yüklenince o zamanın başbakanı diyor ki “Yüzyılda bir dahi gelir. O da Mustafa Kemal ben ne yapabilirim.” Atatürk işte böyle büyük bir adamdı.

Konunun uzmanı olmamasına rağmen verdiği kararlar ve yaptıkları ile ülkeye ekonomik bir devrim yaşatması takdire şayandır. Cumhuriyet kurulduğunda iğneden ipliğe her şeyi dışarıdan ithal eden ülke on yılda itibar gören, kurulan fabrikalarla üretici bir ülke oldu. Kağnı arabası ile kazandığı ülkesi 1934’de uçak yapıyordu. Alman tarihçi Emil Ludwig’in “umumi harp sırasında ilk gelişimde at arabacılara “çabuk” diyordum, Cumhuriyetin onuncu yılında geldiğimde otolara “yavaş” demek zorunda kaldım.”sözleri ibretliktir.

Bütün dünya onun kıymetinin farkındaydı. 1934’de bir zamanlar baş düşmanı olan Venizelos’un onu Nobel Barış Ödülüne aday göstermesi, Fransa büyük elçisinin “Atatürk istese her şey olurdu. Kibirsiz, gösterişsiz, övünmeyi sevmeyen, her gün daha da filozoflaşıyor, orijinal bir adamdı” sözleri, Time dergisinin kapak yapması buna dair örnekler arasındadır.

Yanındaki kişilere karşı haddinden fazla yardımseverdi. Bununla ilgili göz yaşartan anılarından bir tanesi şudur: Yıl 1931.. Mareşal Fevzi Çakmak’ın kızı Muazzez’in düğününe katıldı. Evlilik hediyesi olarak 10.000 lira verdi. O dönemde 10 bin lira ne ifade ediyordu derseniz, sıfır kilometre otomobil bin liraydı !. Düğünlerde daima hatıra mahiyetinde makul hediyeler veren Mustafa Kemal’in bu defa neden böylesine yüksek bir para verdiğine kimse akıl sır erdiremedi.. Sadece Fevzi çakmak bunun anlamını kavramıştı. Muazzez ciğerlerinden hastaydı, yurtdışında uzun süreli tedavi görmesi gerekiyordu, Fevzi Çakmak’ın bu masrafın altından kalkabilmesi, damadından maddi yardım istemesi mümkün değildi. Bu hayati önem taşıyan açmazın farkında olan Mustafa Kemal, düğün takısıymış gibi, gayet zarif bir yöntemle tedavi parasını vermişti. Doğrudan Mareşal’e vermeye kalksa, kabul etmeyeceğini biliyordu. Fevzi Çalmak bu hatırasını yıllar sonra gözyaşlarıyla anlatacaktı. Çünkü Muazzez, maalesef kurtarılamadı.

Atatürk bir lider olarak değil bir insan olarak da çok güzel bir adamdı. Tabiata aşıktı ve bütün canlılara değer verirdi. Bitki ve hayvanları korurdu. Müziğin her türlüsüne ilgi duyardı. Halk ve sanat müziğini geliştirmek için çalışmış ve ayrıca evrensel müziğe de ilgi duymuştur. Sanatın her dalına ve sanatçılara çok saygılıdır. Bununla ilgili çok güzel bir sözü vardır bilirsiniz “her şey olabilirsiniz ama sanatçı olamazsınız” şeklinde özetleyebileceğimiz.

Onu gözden düşürmek için din düşmanı yaftası yapıştırma çabaları ne beyhudedir. Tersine halkın dinini daha iyi anlaması için uğraşmış Kuran’ı Türkçeye çevirtmiştir.

Daha çok şeyler yazılabilir. Gördüğümüz gibi Atatürk ender bir insan. Demokrasisiz yaşamayı ölüme tercih eden nadir bir insan. Askeri bir deha, teşkilatlanmada önder, ekonomide eşsiz bir ekonomist, devrimleriyle dünyanın hayran kaldığı bir adam.

Bütün milletimizin ve dünyanın hayranlıkla izleyip takdir ettiği Ata’mızı anlamayan birkaç kişi ya Türk değil ya da çıkarı zedeleniyor. Bir daha düşünüp gereği bulmalarını dilerim. Biz onu sadece On Kasımlarda değil her zaman hatırlıyoruz ve hep de hatırlayacağız. Kalbimizdeki sıcaklığı hiç eksilmeyecek: Bugün.. Yarın.. Ve Daima..

08.11.2019

Mehmet Tapar

Emekli Öğretmen

"Mehmet Tapar" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku