takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

4 Aralık 2019 - 09:51:15 - 387 Okunma

Annelik ve Kadına Şiddet

Ben bugüne kadar annelikten daha zor bir iş yapan insan görmedim. Gören arsa söylesin.

İnsafsız alacaklı gibidir çocuk.

Ana rahmine düştüğünden itibaren başlar anasını kusturmayı ve ömrü boyunca kusturur.

Onun o kahrını çeken kim? Ana.

Eee şimdi yerine ne koyuyorsun? Onu başka bir yer sevk edince Ana okulu…

Ana okulunda Ana yok, huzurevinde huzur yok.

Eğer insanoğlunda meleğin bir timsalini görmek istiyorsanız anneden başka bir örnek gösteremezsiniz.

Merhametin ne olduğunu, şefkatin ne olduğunu İnsan burada tanıyor görüyor.

Nasıl bir şey anne?

Çocuklar üçer beşer yaşındayken birer elinden tutuyor, benim annem benim annem diye çekiştiriyor, onlar (çocuklar) 30’ar yaşına gelip anne 60-70 yaşına gelince de senin annen senin annen diye itiyor, O baksın diye.

Bunu da Anne biliyor. Bilir yani.

Evlat o şefkati gösterecek değil.

Ama tamamen karşılıksız hiçbir şeyi beklemeden sadece Cenabı Hakkın Rahmet sıfatının insandaki muhteşem tecelligahı Anne Bize, Allah’ın Rahmetini de hatırlatmak bakımından muazzam bir muallimdir aslında.

Yerine hiçbir şey koyamazsınız… Hiçbir profesyonel yardım onu tarif edemez, yanına bile yaklaşamaz.

Annelik gözden düşüyor sanki…

Evde olmak sanki pek övünülecek bir şey değilmiş gibi…

Hayır, hayır… bu büyük hata olur. Allah göstermesin yapabileceği hiçbir iş (anne olmak dahi) bundan daha önemli değil…

Beşiği sallayan dünyayı sallar…

Genç bir kaymakam dostum Vali beyin yanında benim hanım çalışmıyor dedi. Vali Beyin yanında bozmak doğru olmazdı ama niyetim de bozmak değildi zaten. Hanıma ev hanımı demek istiyor anladım ben. Üç çocuğu da var.

Bu gömleği kim ütüledi dedim. Hanım dedi…

Kahvaltıyı kim hazırladı? Hanım…

Çocuklara kim baktı? Hanım…

Çamaşırları kim yıkadı?

Hanım…

Ve çalışmıyor öyle mi?

Allah taş eder adamı…

Ne diyeyim hocam dedi, ev hanımı…

Annelik yapıyor diyeceksin! Ve diyeceksin ki Dünyadaki en ağır işi yapıyor…

Ayağının altında Cennet olan insan hakkında ileri geri konuşulmaz…

Karşısında el pençe divan durulur. Onun duası istenir. Onun rızası kazanılmaya çalışılır. Gönlü okşanır, öyle olmalıdır.

Şunu söylemek lazım.

Cennet annelerin ayağı altındadır. Kadınların değil. Erkeklerin değil, Babaların değil.

Annelerin ayağının altındadır…

(Hayati İnanç’ın sohbetinden)

Cennet Annelerin ayağının altındadır ama hangi annelerin? Anneleri sorun haline getiren annelerin mi yoksa Hayati İnanç’ın vurgulamak istediği, topluma faydalı evlat yetiştirmek isteyen annelerin mi?

Geçen hafta 25 Kasım “kadına şiddete hayır” günü kutlandı. Boy boy afişler, sosyal medya paylaşımları, konferanslar, sokaklarda yürüyüşler, Taksimde alternatif yürüyüşlerle top dolu geçen bir gün. Konsantre meyve suyu gibi 20-30 bardaklık meyve suyunu bir şişeye doldurur gibi bir güne sıkıştırılan önemli bir olay. Bunu sulandırıp bir yıla yaymak dururken bir güne sıkıştırıp 364 gün unutmak bizim de genel hastalığımız haline geldi. Zavallı insanlık! Bu işin kökü ahlak sorunu değil mi? Çözsene ahlak meselesini, kurtarsana hem kadını hem erkeği!

Sonra şiddetin cinsiyeti olur mu? Kadına şiddet varken erkeğe şiddet yok mu? Şiddeti sadece kadına indirgemeyle şiddeti azdırmıyor muyuz? Pozitif ayrımcılığı anladık da şiddette de pozitif ayrımcılık yapmanın ne âlemi var? Kaba olacak ama uyuyan eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürüp niye gece vakti uyandırıyorsun? Yarın işe gidecek! Boyundan büyük laflar, ithamlar, tehditler… Kime hizmet ettikleri belli olmayan zavallılar. Yahu “eşi için ölen bir millet ve dinin mensupları eşini öldürecek hale nasıl geldi” diye düşünmez ve ona göre yeniden yapılanma gerekmez mi? Kanunla kadın korunur mu? Kendisini dünyaya getiren, onu büyüten bir varlığa neden şiddet uygulasın bu erkekler? Hee, sadece erkek mi şiddet uyguluyor? Kadının kadına şiddeti, kadının erkeğe şiddeti yok mu? Kadının kadına uyguladığı mobbing yok mu? Sakın ha bir projenin çalışanı haline getirilmeyelim! Bu fırtınanın etki alanından çıkıp nereden geldiğine bakmamız şarttır.

Kadına şiddet bir sonuçtur, kadını kullanmak bir ahlaksızlıktır bir şerefsizliktir. Kadına doğuştan tanınan ayrıcalığı banal, gericilik, baskı aracı olarak görmek; onu özgürleştirmek adına kullanıma açık bir meta haline getirmek asıl şiddetin ta kendisidir. Kadını özgürlüğe kavuşturan onu yaratandır. Özgürlüğünü elinden alıp tekrar özgürlük verme safsatasıyla onu kandırmaya çalışan kapitalizm; asıl şiddeti uyguladığını bu tür kutlamalarla gizlemekte, avına attığı kurşunu göstermeden avcının köpek olduğunu ima etmeye çalışıyor. Kadından annelik özgürlüğünü, onu soyup soyma özgürlüğüne dönüştüren, kocasının işini de ona yüklemeye çalışan bir anlayışa savaş açacakken erkeği suca teşvik edip ona savaş açmak hangi dinin, hangi anlayışın tezahürüdür. Bunu anlamak zorundayız.

Çocuğu dağa kaçırılan annelere şiddet uygulanmıyor mu? Çocuğunun dağa kaçırılmasını organize edenlerden bazıları kadın değil mi? Kadını savaşçı yapan kadınlar kime şiddet uyguluyor? Diyarbakır’da çocuğunun terör örgütlerinin elinden kurtarılması için eylem yapan annelerin derdini anlamayan kadınlar “kadına şiddetten” dem vurabilir mi? Onların ağzına “kadın hakları”, “adalet”, “insan hakları” yakışır mı? Diyarbakır annelerini ziyaret etmeyenlerin “kadına şiddet” konusunda laf etme hakları var mı? Bu ne menem iki yüzlülüktür? Bir de alternatif gösterilerle karşılaşılıyor. Kadına şiddetin alternatif gösterileri olur mu? “Kadına şiddet” konusunda ayrımcılık yapılabilir mi? Kadına şiddet konusu terörize edilebilir mi? Demek ki hem kadını hem de erkeği bu konuda samimi değil, ya menfaat için kadınların bir kısmı kullanıyor ya da uluslar arası şirketlerin oyununa geliniyor.

Biz kadına karşı şiddeti Birleşmiş Milletlerden öğrenecek bir toplum değiliz. Biz kadına karşı şiddeti önlemenin yollarını, kadının değerini tüm dünyaya anlatacak bir toplumuz. Anadolu kültüründe, Türk toplumlarında kadının değeri sadece Ashap döneminde görülmüştür, yaşanmıştır. Dolayısıyla kadın hakları, kadının gerçek değeri İslam inancı ve Türkler tarafından dünyaya öğretilmiştir, bundan sonra da öyle olmalıdır. Bu topraklarda kadın özgürce yaşamıştır. Bizlerin bu konuda Batı’dan öğreneceğimiz bir şey yoktur. Bu toplum kadın için, namus için ölmüştür Çanakkale’de. Köklerine inilirse şiddetin her türü çok rahat önlenir. Yeter ki aklımızı kullanalım, samimi olalım.

Evet, kadına karşı şiddete de erkeğe karşı şiddete de, hayvanlara karşı şiddete de karşı olmalıyız. Karşı olmak yetmez şiddet uygulamamalıyız. Bu da yetmez, ayrımcılığa da son vermeliyiz. Ahlaklı olmalıyız vesselam.

İsmet YALÇINKAYA

26/10/2012

"İsmet Yalçınkaya" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku