takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

10 Ağustos 2020 - 11:30:44 - 988 Okunma

ANKARA’DA İLK METEOROLOJİ MEMURLARINDAN TOKATLI BİR HANIMEFENDİ ŞAZİYE PAZARLI VE NAHİYELER VARDI BİR ZAMAN

Bazen rüzgârın sizi nereye sürükleyeceğini, nereden eseceğini bilemezsiniz. Nasip alır çeker sizi bir bardak suyun ikram edileceği nice mekânlara.

Arşivime aldığım, heybeme doldurduğum 11 Mayıs 2017’de Ankara’da Müjdat Özbay kardeşimle birlikte liseden arkadaşı Teoman Pazarlı’yı ziyarete gittik. Orada yaptığımız konuşmaları ve geçmişe yolculuğu bizim için yine ne güzelliktir ki üç yıl sonrasında Ankara’da yazıya aktarmaya çalışıyorum.

Önce bizi evine davet ederek görüşme ile birlikte Anadolu insanının en güzel misafirperverliğini gösteren Mustafa Teoman Pazarlı ve Tülin Pazarlı Arıkan’dan bahsetmek ve bize en güzel yemekleri hazırlayan kardeşi Tülin Pazarlı Arıkan‘a da teşekkür etmek istiyorum. Yemek sırasında acısıyla tatlısıyla ortaya dökülen anılarımızın kapsadığı alan bizi Cumhuriyetimizin ilk yıllarına kadar götüren, artık asırdan sadece iki yılı eksik olan Şaziye Hanım ile son görüşmemiz ise 2 Ağustos 2020’de Bala İlçesindeki yazlık evlerinde gerçekleşti.

Sohbetimiz sırasında anıların iç içe açılmasını sağlayan Mustafa Teoman Pazarlı 1954 Yozgat doğumlu. Babasının nahiye müdürlüğü görevi nedeniyle Bozok Yaylasının o güzel topraklarında –Osman Paşa’da-doğmuş. İlkokulu Kırıkkale, ortaokulu Niksar, liseyi Ankara Cumhuriyet Lisesi’nde bitirmiş. Gazi Eğitim Enstitüsü’nde bir yıl okuduktan sonra O.D.T.Ü Eğitim Fakültesi Matematik Öğretmenliği Bölümünü kazanarak 1981 yılında mezun olmuş.

Askerliğini yedek subay olarak Ankara Etimesgut’ta yaptıktan sonra bir yıl Diyarbakır’da Özel Karacadağ Lisesi’nde çalışmış. Ankara Yükseliş Koleji’nde 5yıl, Türk Eğitim Derneği Ankara Koleji’nde 24 yıl çalıştıktan sonra 2014 yılında emekli olmuş. 1994’de TESAV (Toplumsal, Ekonomik, Siyasal Araştırmalar Vakfı)kurucu üyeleri arasında yer alan Pazarlı, bu yıllarda Katı Atıkları Yeniden Kazanım Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanlığını da yürütmüş. Bir süre Manisa Emek Yapı Kooperatifi YK Başkanlığını yaptıktan sonra bir dönem (2014-2016) Ankara Niksarlılar Derneği Yönetim kurulunda görev almış. Halen O.D.T.Ü Mezunlar Derneği yönetim Kurulu üyesidir.

1957 yılında Kızılcahamam doğumlu Tülin Pazarlı Arıkan ise ilkokulu Kırıkkale’de, ortaokulu Niksar’da, liseyi Ankara Kız Meslek Lisesi’nde bitirmiş. Ankara Büyükşehir Belediyesi EGO’da 10yıl, TAI’de (Türk Havacılık ve Uzay Sanayi) çalıştıktan sonra 2001 yılında emekli olmuş. Evli iki çocuk annesidir.

Ülkemizdeki derneklerin, vakıfların, odaların, kooperatiflerin yönetimlerinde görev yapan yedi evlat ile çok kısa zaman geçiren 1916 Tokat doğumlu olan Yusuf Pazarlı 1922 yılında Cumhuriyet İlkokulu’nda öğrenimine başlamış. Tokat Ortaokulu’nda okumuş. 1942 yılında Tokat’ta (Tabak Ali Çavuş) Ali Kantaroğlu’nun kızı Şaziye Hanımla evlenmiş, bu mutlu yuvadan Tunç (1944), Mehmet Tuncay (1945), Ali Turan (1948), Hüseyin Ekrem (1949), Salih Zeki (1951), Mustafa Teoman (1954) ve Fatma Tülin (1957) doğmuş. Tunç ve Mehmet Tuncay 2019 yılında aramızdan ayrılmışlardır. Her biri Elektrik Mühendisi olan Ali Turan, Hüseyin Ekrem ve Salih Zeki halen hayattadırlar.

Geçmişe yolculuk sürecinde Yusuf Pazarlı özeli konu olduğunda şu bilgiler ortaya döküldü

“Babam 1936 yılında daha önce Tokat’ta görev yapan Hüseyin Abdullah Alpdoğan Paşa’nın teklifi üzerine Elazığ’a giderek 4. Umumi Müfettişliğinde sivil memur olarak memuriyet hayatına başlamıştır. 1948 yılında müfettişlikler lağvedilince bir müddet işsiz kalmış.

Nahiye Müdürlüğü için başvurusu kabul görmüş. O dönemde nahiye müdürlüğü oldukça önemli bir görev, oranın en büyük mülki amiri. Yetkililer seni Hakkâri’ye verelim demişler ancak” çok uzak mümkünse memleketime yakın olsun” deyince 1948 yılında Sivas Kangal Yellice Nahiye müdürlüğüne atamışlar. Bir yıl sonra buradan Sivas/Hafik İpsile (Doğanşar) Nahiyesine sonrasında 1950 yılında Amasya/Taşova Tekke Nahiyesine tayin edilmiş. Bir yıl sonrasında da 1951 ‘de Almus Nahiye Müdürlüğünde görev yapmıştır.

O günün koşullarında köylerin yol yapımları imece usulü ile yapılıyormuş. Almus’ta nahiye müdürü iken yol yapımında köylüler bizi zorla çalıştırıyor diye şikâyet etmişler; iki aya yakın Tokat Hapishanesi’nde hapis yatmış. (Vali Bekir Suphi Aktan 1950-1953 dönemi)

Hapisten çıkınca Tokat Valiliği, uygun olmaz diyerek eski görev yerine göndermeyip il merkezinde köylerin su probleminin çözümü için görev vermiş. İki yıl (1951-1953) bu görevde kalmış. Yetmişe yakın köyün su problemini gidermeyi başarmış. Sonraki yıllarda

Yozgat /Osman Paşa Nahiyesi Müdürlüğü (1954-1957), Ankara/Kızılcahamam Çeltikçi Nahiyesi Müdürlüğü (1957-1958), Ankara/ Polatlı Temelli Nahiyesi Müdürlüğü (1958-1961). Ankara Balışeyh Nahiyesi Müdürlüğü (1961-1963), Giresun Bulancak Kovanlık Nahiyesi Müdürlüğü (1963-altı ay kadar). Buraya atanmadan önce başından ilginç bir olay geçmiş.

Ankara Valisi Enver Kuray 1962 yılı sonlarına doğru Balışeyh’e gelmiş” işlek bir yol üzerinde bulunan nahiyeye umumi tuvalet yaptıralım, kanalizasyonunu da köylü imece usulü yapsın demiş”. Yakınına da halkın alışveriş yapabileceği bazı iş yerleri açılırsa ekonomik açıdan halka da gelir olur” diye fikirlerini söylemiş ama vali gittikten sonra halk bu imece işine yanaşmamış. Babamda Almus’ta ki başına gelenleri hatırladığı için köylünün üzerine gidememiş. Ödenek de olmayınca proje öylece kalmış.

Vali 1963 baharında Balışeyh’e teftişe gelmiş bakmış ki yapılan bir şey yok ortalıkta. Kızgınlığından almış babamı sorguya. Babam halk yardımcı olmadı dese onları şikâyet etmiş olacak, ne desin, sessiz kalmayı tercih etmiş. Vali bunun üzerine: “Müdür seni eşek çıkmaz bir yere göndereyim“ diyerek Giresun/Bulancak Kovanlık Nahiyesine sürmüş. Her ne kadar Vali “eşek çıkmaz yere sürerim ”dedi ise de sürüldüğü yere babam at ile gitmiş.

Bundan sonraki görevleri de şöyle: Yozgat/Boğazlıyan Yenifakılı Nahiyesi (1964-1966), Yozgat/Çandır (1966-1968), Yozgat/Çayıralan Çandır (1968-1969) Çayıralan ilçesinde bir müddet Kaymakam Vekilliği de yapmış. Çandır’da görevli iken döküntü olan ilkokulun yerine kaymakamın özel idareden temin ettiği malzeme ve köylüden kimisinin fiilen çalışarak kimisinin de ekonomik katkıda bulunarak yeniden bir ilkokul yapılmış. Okulun açılışında köylüler okula kaymakamın isminin verilmesini önermişler. Kaymakam “bu eserlere yaşayan insan olarak bir tek Atatürk’ün isminin verilebilineceğini’ söyleyerek kabul etmemiş.

1969 yılında bu görevde iken emekli oldu, 1974 yılında vefat etti.

Babam çok çalışkandı ve oldukça prensip sahibi, disiplinli idi. Gittiği yere yol, okul, cami yaptırırdı. Balışeyh’te fidanlık yaptırdı. Orada ağaç bile yoktu. Ama bir müddet sonra diktirdiği ağaçları bazı cahil vatandaşlar oynattılar ve kuruttular bu sırada babam bu mücadeleyi ayağını kırma pahasına bile bırakmadı. Görev yerinden ayrılırken nahiyedeki kurduğu fidanlığa yüzlerce fidan dikmeyi başardı.

1922 Tokat doğumlu Şaziye Kantaroğlu Pazarlı hatırlayabildiklerini anlattı. “Babam Ali Kantaroğlu 1894 doğumlu ve Tokat’taki Kantaroğlu, Annem de Beybağı’ndan Haydaroğulları sülalesinden. Nüfusta annem Rabia olarak geçiyor ama Tokat’ta Nuriye Hanım olarak bilinirdi. Babam şehrin sayılan tabakları arasındaydı. Zaten dedem Hüseyin de tabakmış. Babamın Kardeşleri Mehmet, Hatice, Hanife ve Fatma’dır. Benim kardeşlerim Lütfi, Rukiye, Hacı Hanım (Fatma)‘dır.

Babam ve kardeşi Mehmet yirmili yaşlarda iken Birinci Dünya Savaşı çıkınca önce Erzincan’a oradan Erzurum’a asker olarak gönderilmiş. Birliği ile Sarıkamış’a Allahuekber Dağlarına Ruslarla savaşmak için gitmişler. Kendisi donmaktan zor kurtulmuş, kulağının biri yara olmuş hatta yarasına kurt düşmüş, tedavi etmişler.

Kardeşi Mehmet’i ise maalesef Sarıkamış’ta şehit olarak bırakmış. 1917’de Rusya’da Bolşevik İhtilali çıkıp Ruslar savaştan çekilince babamlar büyük bir sefalet içinde önce Batum’a gelmişler- yolda vurulan Rus askerlerinin cebinde açlıktan peksimet aramışlar- anlattıklarına göre Ruslar çekilirken silahlarını Ermenilere bırakmışlar. Babamlarda bölgeyi temizleyerek Batum’a kadar gitmişler. Sonrasında gemilerle İstanbul’a dönmüşler. Verildiği yeni birliğinde Bölük Emini olmuş ama Tokatlı bir arkadaşının sözüne uyarak “Bu savaş bizi bitirecek “ diye birbirlerini ellerinden yaralayıp tebdil-i hava alarak 7 yıl sonra ilk kez Tokat’a dönebilmişler. Ancak ailelerinin bu olayı kabullenmemeleri ve ninesinin: “ Ali neden geldin yavrum bak seni asarlar“ uyarısı üzerine iyileşir iyileşmez askerlik şubesine teslim olmuşlar. İki yıl kadar da Topçam Dağlarında Rumlarla mücadele ettikten sonra terhis olmuş.

Ninem ”Allah’ım bekârımı elimden aldın evlimi gönder“ diye çok dua edermiş.

Babam askerde iken Seferberlikte mektup yok, haber yok, yokluk çok. Erkekler gidince kadınlar ne yapabilir, perişan olmuşlar. Cenazeleri kadınlar kaldırmış çünkü kaldıracak genç insan yok, yoksa ortada kalacak. Mahallelerde sadece çocuk ve ihtiyarlar kalmış. Çalışabilecek nüfus hep savaşta olduğu için üretim yapılamamış müthiş bir kıtlık yaşanmış.

Evimiz Musluhittin Mahallesi Kaya Camii arkasında idi. İlkokula Cumhuriyet İlkokulu’nda 1929 yılında yedi yaşımda başladım. O dönemde Perşembe günleri öğleden sonra yarım azat olurduk. Yani yarım gün ders yapardık. Öğleden sonra da çarşaflı kadınlar gelir, Millet Mektebinde okuma yazma öğrenirlerdi. Çünkü Harf İnkılâbı yapılmıştı yeni harflerin öğrenilmesi gerekiyordu. Mahalleden ve okuldan arkadaşlarım arasında Seher (Berber Hacı Ali Erdin’in eşi), Naime, Fethiye ve Kemal’i hatırlıyorum.

Yirmi yaşımda gelinlik giyip evlendim. Bizim mahallede bir komşunun üst katındaki büyük odalardan birinde düğünüm yapıldı. Konu komşu, hısım akraba oynayıp eğlendiler. Ülkenin sıkıntılı yıllarıydı, ekmek karne ile satılıyordu. Belki bu yüzden olacak davul zurna bile çalınmadı. Eşimin evi Elazığ’da olduğu için,düğünümde beni o zamanki usul gereği baba evinden bir taksi ile alıp kaynımın evine gelin götürdüler. Bir müddet sonra da izin alarak gelen eşimle Elazığ’a gittik.

O dönemlerde giyim kuşam pek yoktu diyebilirim. Yabancı memleketlerden Tokat’ın büyük mağazalarına çizgili kumaşlar gelirdi. Çoğu evde dokuma tezgâhları vardı. Herkes kendi ihtiyacını dokurdu. Üstü sahtiyan denilen kunduralar vardı. Kadınlar çarşaf giyer yüze peçe takılırdı. Zamanla kanun da çıkınca peçe ve çarşaflar açıldı, eşarp takıldı.

5 Mayıs’ta Hıdırellez Bayramında bağlara giderdik, keşkek, çökelikli, hedik, yumurta salatası yapardık.

Kaya Camii’nde teravih namazlarına giderdik. Sabah camii vardı. Mahalle kadınları topluca camileri gezerdik.

Babam 75 kuruşa yeni yazı ile Kur’an-ı Kerim aldı. Yeni harflerle olduğu için kısa sürede okudum. Babam Osmanlıca’yı, eski Türkçe’yi çok iyi biliyordu. Mahalle muhtarlığı da yapmış, yeniliklere açık aydın biriydi.

Milli Bayramlar okulların bahçesinde yapılır bizde seyretmeye giderdik. Şehir meydanında resmigeçit yapılır, davul zurna çalar, halk halaya tutuşurdu. Ayrıca ince çalgıcılar olur, eğlenceler yapılır, havai fişekler atılırdı. Halkın bayrama iştiraki çok fazlaydı. Çünkü yokluk içinde geçen o savaş yıllarından sonra kurulan cumhuriyete ve halka armağan edilen bayramlara herkes sahip çıkıyordu. Okumaktan açılmışken ilginç bir olayı anlatayım.

Ninemin annesinden kalma(miras ) Buzluk bahçesi denen bir bahçe içinde de  büyük bir ev vardı.

Ali Kantaroğlu’nun babaannesi olan Rukiye Hanımın teyzeleri buranın yerini kızlarına dağıtmıştı. Hissedarlar arasında Ali Kantaroğlu, Besim Karagülle’nin kayınvalidesi Zeliha, Süleyman Bumin’in annesi Ayşe ve adını hatırlayamadığım Akhisarlı gelin olarak anılan oğlu da baytar çıkmış bir gelin vardı. Bahçede yan yana üç mezar (yatır ) vardı. Bitişiğinde suyu Aksu dan gelen bir çeşme bulunuyordu. Yatırların temizliğine Ayşe bakıyordu. Gelenler adak olarak horoz keserlerdi

Akhisarlı’nın oğlu Tokat’a Baytar olarak atanmış. Teyzekızından kira olarak bir oda istiyor. O da vermeyince baytar Hususi Muhasebeye buralar vakıf yeri diye şikâyet ediyor ama davayı kaybediyor.Devlet bu araziyi istimlak etme  kararı almış, babamda bedeline itiraz ederek mahkemeye başvurdu.Mahkeme 1200 lira bedel biçmiş.Ancak teyzeleri babamın yaptığı masraflara iştirak etmeyeceklerini söyleyince babam  da işin peşini bırakmış ve istimlak bedeli devlete kalmış. Evet, bize para gelmedi ama memleketin evladı orada okudu, topluma faydalı oldu. Benim hakkım helal olsun.

Tokat’ta hamamlara gitmek ayrı bir gelenekti. Bizim zamanımızda Ali Paşa, Çekenli, Mustafa Hamamı, Sultan Hamamı, Pervane Hamamı, Mevlana Hamamı vardı. Hamamlara yürüyerek gidiyorduk. Bazı zengin aile hanımları fayton tutar gelir ve yine sözleştikleri saatte onunla evlerine giderlerdi. Bohçamızı sırtımıza alıyorduk. Bat yapılıyordu tabi yanında dolma ve turşu eksik olmuyordu. Evleri Mustafa Hamamı’na yakın oldukları için olsa gerek daha çok Yahudi kadınlar gelirdi. Yıkandıktan sonra hamamın ortasındaki bir havuza girip çıkarlarmış. Biz gittiğimizde çocuklar oynuyordu bu havuzda.

1940’lı yıllarda İkinci Dünya Savaşı çıktı. Türkiye bir yandan İstiklal Savaşının yaralarını sarıyor diğer yandan Atatürk’ün başlattığı kalkınma hamlelerine devam ediyordu. Böyle bir dönemde Almanya’da diktatör bir lider Hitler ortaya çıktı. Hayalleri büyüktü. Yahudilere adeta savaş açmış, neredeyse yaptığı üstün silahlarla tüm dünyayı tehdit ediyordu. Sırasıyla Fransa, Yugoslavya, Bulgaristan’ı işgal etti. Rusya içlerine doğru ilerliyordu. Tabii Türkiye’yi de bu amansız savaşın içine çekmek istiyordu.

Türk Hükümeti çok dikkatli ve barışçı bir yol izledi milyonların öldüğü bu korkunç savaşta. Askeri tedbirler alındı, ihtiyatlar da askere çağrıldı. İsmet Paşa bazı devletlerin liderleriyle görüşmeler yaptı. Yine bir tedbir olsun diye devlet milletten buğday topladı, savaş çıkarsa asker aç kalmasın diye. Bir kısım halkın evlerinin altında mahzenler, ambarlar ve bazılarında da küçük mağaralar vardı. Bu aileler savaş sonrası buğdayları sakladıkları yerlerden çıkardılar.

Tokat kalesine canavar düdüğü taktılar. Pencerelere kalın perdeler takıldı. Savaş Almanya’nın kaybetmesiyle sonuçlandı ama ülkemiz epeyce sıkıntı yaşadı. Elbette öyle bir dönemde devleti idare etmek de kolay değildi. Savaş sonrası halkımız İsmet Paşa’ya:

  • Paşam, sen bizim buğdayımızı aldın ama babasız, yetim koymadın. Demiştir.

Kalenin üstü kararınca sel beklerdik. Erenler tarafı kararınca da genellikle sel gelirdi. Kızıleniş’ten gelen sel engel tanımaz önce Behzat’ı basardı. Evlere, dükkânlara, camilere dolar, önüne ne gelirse alır götürürdü. Camilerin halıları, kilimleri suyun yüzünde gezerdi. Hatta Soğukpınar Mahallesine sel sularının dolduğunu buradaki hamamda bulunan kadınların sokağa fırladıkları anlatılırdı. Bu olaydan aklımda kalan iki mısra da şöyle:

“Tokat’a dolu yağdı

Tokat’ın gelinleri bulanık suya daldı. ”

Sel suları bakırcıların olduğu sokakta da büyük tahribat yapardı. Gıjgıj’da İğneci suyu, İğneci pınarı vardı. Buradaki sularla çamaşır yıkanırdı. At arabaları, yaylılar, faytonlarla ulaşım sağlanırdı. Zenginlerin çoğunun kapısında faytonları bulunurdu. Çekenler vardı suyollarını temizlerlerdi. Ellerinde upuzun sırıkları vardı. Pöhrenkleri temizlerler, açarlardı. Mahalleli onlara para verirdi.

On iki on üç yaşlarımda iken evimizde radyo ve borulu gramofon vardı. Gramofonun kolunu çevirmek bizim için büyük bir zevkti. Tokat’ta Meydana gramofon koyarlar dinlerlerdi. Büyüklerimiz gün gelecek resimlerde göreceksiniz derlerdi. Elektrik de yoktu, gaz yağı lambaları-camlı ve tenekeli- yegâne aydınlatma aracımızdı. Sonradan Beybağı’na büyük bir havuz yapıldı, şehre de bu suyun çalıştırdığı santral yapıldı. Elektrikler saatli yanıyor, voltaj düşük olduğu için şehre zor yetiyordu.

1939 Aralık ayında meydan gelen deprem gecesi kış olduğu için her yer donmuştu. Gece annemin “Allah Allah“ sesi ile yataklarımızdan fırladık. Az sonra değirmen işleten babam nefes nefese eve geldi. Bizlerde can kaybının olmadığını görünce Teyzesi Zeliha Hanımın (Tokat Müzesi kurucularından Besim Karagülle’nin kayınvalidesi) Devegörmez Mahallesi’ndeki  evine koştu. Onların evlerinin tavanı dökülmüş, ilgilenmiş, başka bir sıkıntı olmamış. Sevinerek geri döndü. Depremin ardından yağan hafif bir yağmur soğuğu biraz kırmıştı. Temeli kayalar üzerine oturtulan, evimizin önündeki Kaya Camii’nden bir kiremit bile düşmemişti.

Şehir merkezinde betonarme olan Ziraat Bankası ile Halkevinin yıkıldığı, bankanın bekçisinin sarsıntıda öldüğü söylendi. Annem şok geçirmiş:” Sobayı yakın üşüyorum” diye tutturdu. Biz üç kardeş yangın olur düşüncesiyle işi ağırdan almaya çalıştık ama gitgide annemin feryadı artıyordu ve sonunda anneme durumu anlatarak ikna ettik.

Depremin ardından uzun sakallı ve uzun saçlı destanlar söyleyen adamlar sokaklarda gezmeğe başladılar:

“Zelzele olunca kayalar çatlar

Minare düşünce top gibi patlar

Telgraf işlemez kesildi hatlar

Şikâyetim kimden, kime ne deyim

Ben giderken mamur idi bağlar

Yavrusun yitirmiş analar ağlar

Onların yerine karalar bağlar

Şikâyetim kimden, kime ne deyim. ”

1958 yılında eşimin tayini Ankara Polatlı’ya bağlı Temelli Nahiye Müdürlüğüne çıktı. O yıllarda Meteoroloji Genel Müdürlüğü yurt çapında yaygınlaşmak amacıyla uygun yerlerde istasyonlar açıyordu. Beni de nahiyede başka diploma sahibi olmadığı için meteoroloji memuru olarak atadılar. Ancak 1961 yılında tayinimiz çıkınca işten ayrılmak zorunda kaldım.

Her sabah gökyüzüne bakar, günlük rapor yazardım. Hava açık bulutlu, güneşli, oraj (şimşek çakıyor) gibi. Yağmur yağdığı zaman dereceli bir cam ölçek vardı, dolan yağmuru ölçer metrekareye ne kadar yağmur yağdığını hesaplardım. Sonra postaneye gider Meteoroloji Umum Müdürlüğü’ne telgraf çekerdik. Kar yağdığı zaman da kar bastonu denen metal bir alet vardı aynı şekilde onu ölçer, Meteorolojiye bildirirdik. “

Tokat’tan Niksar’a at arabası ile bir günde gidebilen, tayin olunan köylere at eşek sırtında taşınan, idareli lambalı evlerde gençliğini geçiren, ebenin olmadığı zaman köylerdeki kadınlara doğum yaptıran, ilkokuldan sonra öğrendiği terziliği gittiği yerlerde çocuklarına giysi dikerek değerlendiren, ördüğü kazaklarla çocuklarının kışın üşümemelerini sağlayan, çamaşırı elinde yıkayıp o arada yemeğini ihmal etmeyen Şaziye anneyi dinledikçe şükran duygularımın arttığını gözlerimin yaşardığını hissettim. Bir asrı da geçsinler ve bunları hep anlatsınlar.

"Hasan Akar" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku