takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

26 Haziran 2020 - 13:02:14 - 249 Okunma

Amerika Vergi Cennetiymiş!

Amerikan yapımı pek çok filmde benzeri sahnelerle karşılaşmışsınızdır…

Polis, faili meçhul bir cinayetin faillerini aramak için soruşturma yürütürken, muhtemel faillerin de isimlerini çıkarır.

Daha sonra tek tek gider ve o insanların kapılarını çalar…

Kapıyı açan karşısında polisi görünce, biraz endişe biraz da heyecan içinde “Ne var memur bey? Ben vergimi düzenli ödüyorum” der…

Polis, cinayet soruşturması nedeniyle geldiklerini, kendilerinin bilgisine başvuracaklarını belirtince in-sanlar rahatlar…

Bununla vergi ödememenin cinayet suçundan da ağır bir suç olduğu izlenimi verilir, kendi halkına ve diğer milletlere…

Zira…

Cinayet şüphelisi olabileceği bile o insanları vergi kaçıran biri olmak kadar korkutmaz.

Bunun gerçekten böyle olup olmadığını internet ortamında araştırdığımda doğru olduğunu gördüm. Amerika’da yaşayan Türklerden bazılarının sohbetlerinde de izlemiştim.

“Yıllardır duyduğumuz bir şeydir; “Amerika’da en büyük suç vergi kaçırmak ve vergi ödememektir” diye. Adamlar ödemek zorunda olduğu vergilerini tıkır tıkır ödüyor, devlet de vergilerini tıkır tıkır alıyor. Ödemeyenin ve vergi kaçıranın da burnundan getiriliyor!

Buraya kadar her şey çok güzel. ABD vatandaşı vergisini hiç kaçırmadan öder, devletin güçlü olmasını istediği için! Ya da buna alıştırıldıkları için. Peygamberimiz sağ olduğunda Müslümanlar zekâtını öder, gayrimüslimler de vergilerini(cizye) verirlerdi. Ne zaman ki peygamberimiz vefat etti pek çok gayrimüslim cizye vermekten kaçtı, pek çok Müslüman da namazla yetindi, zekât vermemeye başladı. Hz. Ebubekir halife olunca iki yıl onlarla mücadele etti. Kimisini irfanla kimisini de sopayla hizaya getirdi ve hazine tıkır tıkır işledi! Halit bin Velid bu dönemde neredeyse evinde bir gün bile geçirmemiştir. Hem yarım Müslümanları bütüne dönüştürmek(!) hem de yeni yerler fethetmek için.

Vergi bir iman meselesi ya da metazori meselesidir. İman meselesine gelince burada milletini-ülkeni çok seversin ve gider gönülden vergini verirsin, bağışta bulunursun. Ya da Allah’ı çok seversin, ona iman edersin, dini saiklerle vergini de verirsin, zekâtını da verirsin, bağış da yaparsın, fitre de verirsin. Şimdi düşünelim. Amerikan halkında bunlardan hangisi var? Çok mu vatanseverler yoksa Amerikalılar çok mu derin bir imana sahipler? İkisinin de olduğunu zannetmiyorum. Ben başka bir şeyin olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu virüs Amerika’yı içe kapatıp kendi iç meseleleriyle uğraşmak zorunda kaldığında, bizler Amerika’ya dış dünyadan değil de kendi içinden bakmaya başladığımızda, Amerika’nın hiç de göründüğü gibi olmadığını müşahede ettik. Vergisini kuruşuna kadar gönülden veren bir ulusun bir koronaya karşı aciz duruma düşmesi düşünülemez.

Amerika vergi vermeyi sevdirmedi vatandaşına. Tıpkı dünyanın zenginliklerini rıza karşılığı toplamadığı gibi! Amerika iki şekilde vergi toplamayı sisteme bağlamış olmasın? Birincisi, “Pavlov’un köpeklerine yaptığı gibi” onu bir tür alışkanlık haline getirmiş olabilir. İkincisi de, kovboy tarafını kullanarak bu günkü Amerikanlıların dedelerine neler yaptıklarının hikâyelerini vatandaşlarına iyice belletmiş olabilir. Vergisini cani gönülden veren bir insan devletine karşı diğer sorumluluklarını da yerine getirir. Mesela, okul basıp arkadaşlarını öldürmez, cinayet işlemez, hırsızlık yapmaz… Bugün Amerika’nın ne durumda olduğu ortada… O büyük Amerika bir virüsün pençesinde perişanları oynuyor.

Amerika vergiyi adaletli bir sistem kurmak için toplamıyormuş meğerse. Amerika; içindeki bir avuç zenginlerin daha zengin olması ve dünyayı biraz daha dövmek için vergi topluyormuş! Aynı şekilde dünyanın zenginliklerini de bunun için çalıyormuş. İŞİD, PKK, PYD gibi örgüt üyeleri de onların uluslararası vergi toplama memurları değil mi? Aynen öyle! Bir ülke düşünün ki, herkes vergi veriyor ve o vergilerle kendisi için bir sağlık sistemi kurulamıyor. Ama ülkenin pek çok zengininin mal varlığı pek çok ülkenin gayrisafi milli hâsılasından fazla oluyor. Kim hırsız; vatandaş mı devlet mi? Nerede insan hakları, nerede adalet ve nerede kul hakkı.  “Zulm ile abat olanın ahiri berbat olurmuş.” Şimdi bunu tersine çevirirsek; “Zulümle abat olan, adaletle berbat edilir.” gerçeğiyle karşı karşıya gelmek kaçınılmaz olur. Sevgili peygamberimiz 1500 sene önce bu hususa dikkat çekmişti.  Halkı ezen, vatandaşı sömüren yöneticilerin sonlarının pek hazin olduğunu bildiren Peygamberimiz; “Bir devlet küfürle yönetilebilir, fakat zulümle yönetilemez” demiştir. Evet, İster Amerika olsun, ister İsrail, ister Çin ya da Rusya olsun… Bu güne kadar zulümle yönetildiler. Zulüm, hem de ne zulüm. İnsanları sadece üreten ve tüketen canlı haline getirdiler, manevi yanlarını doyurmadılar. İnanma duygularını yok ettiler, dünyada bir özgül ağırlığa sahip olmadan yok olup gitmelerine neden oldular. Bir makine dişlisi gibi gördüler insanları. Diğer ülke insanlarını da sağmal inek olarak gördüler! Zulümleri adaletle yıkılacak. Bu virüs onun işaretidir ama insanlığın işi pek de kolay olmayacak gibi gözüküyor.

Amerika ve Avrupa’yı hayranlıkla izleyenler, onlara methüsenalar dizenler! Ne oldu, neler oluyor gördünüz mü? Vergi cenneti olarak gördüğünüz Amerika’ya Fransa’ya, İngiltere’ye ne oldu? Gözlükleriniz İtalyan gözlüğü değil mi? Allah’ın verdiği gözlerle bakmayanların hali budur işte! Kendilerini gerçekleştirememiş toplulukların örnek alma, referans belirleme veya hedef koyma konusundaki hastalıklı ruh halini ortaya koyma durumudur; bizdeki bu Tanzimat’tan beri süregelen kafa yapısı. Bilerek ya da bilmeyerek Batı hayranlığı sis gibi pek çoklarının ruhlarını sardı ve bulaşıcı hastalık gibi nesilden nesile aktarılır oldu. Şimdiki nesillerin vebali; bu kendini inkâr, Batıya hayran insanların omuzlarındadır. Bu gün de her şey ortada iken hala aynı hayranlığı, mitomani hastalığına tutularak sürdürüyorlar.

Ey Müslüman Türk milleti! Kim ne yaparsa yapsın. Biz beş bin yıllık bir medeniyeti bin yıl önce Anadolu’da İslam’la taçlandırıp kendi okumasını gerçekleştiren bir milletiz. Biz farklıyız ve bunun için de şükrederiz. Biz vergimizi de veririz, zekâtımızı da veririz, fitremizi de veririz, yardımlarımızı da yaparız. Biz “Allah’a güzel bir borç” veririz! Farkımız budur bizim. İnadına bu güzel hasletlerimizi sürdüreceğiz. Birilerinin dediği, “taa Afrika kabilelerine yardım ediyor ama kendi vatandaşına yardım etmiyor” hezeyanları bizi bağlamaz. Biz her zaman olduğu gibi, zalimiz karşısında mazlumun ve mağdurun yanındayız. Eniklerin havlaması bizi bağlamaz, yolumuzdan da çevirmez. Beş binyıllık kâni’ şimdi mi olacak yani!

Allah yardımlaşma duygularımızı artırsın.

Bir tebessümle bitirelim:

Temel’in parmağını camla kesilmiş. Telaşla hastaneye koşmuş ve acil servisinden içeriye girmiş. İçeri girince iki kapı çıkmış karşısına. Birinde “hastalıklar”, diğerinde “yaralanmalar” yazıyormuş.

Durumuna uyan “yaralanmalar” kapısından içeri girmiş. Önünde yine iki kapı belirmiş: birinde “kana-malı”, diğerinde “kanamasız” yazıyormuş.

“Kanamalı” kapıdan girince iki kapı daha görmüş: “hayati önemde olan” ve “hayati önemde olmayan”.

“Hayati önemde olmayan” yazılı kapıdan içeri girince kendini sokakta bulmuş.

Çaresiz eve dönmüş. Karısı sormuş:

– Temel, sana iyi baktılar mı?

– Vallahi hiç bakmadılar ama organizasyon bir harikaydı.

İsmet YALÇINKAYA

15.04.2020

"İsmet Yalçınkaya" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır.

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku