takip et takip et takip et
Köşe Yazıları

30 Ekim 2019 - 09:49:49 - 380 Okunma

Allah Seni Nasıl Görüyorsa Sen De Yaptıklarını Öyle Anlamlandır!

“Herkesin bir dini var, bizim de bir dinimiz olsun” düşüncesiyle insanlar mensubiyetlerini belirtiyorlar, bir dini kimlik taşıyarak. Bizde de Müslüman doğmuşuz, o halde aynı kimlikle devam edelim mantığı söz konusu. Öyle gözüküyor. Müslüman olmak kimlikteki bir bölümün boş bırakılmaması mıdır acaba? Eğer böyle ise çoğu Müslüman deist olmuyor mu? Karadeniz müziğinde olduğu gibi; “herkesin bir derdi var, durur içerisinde.” Evet, dinimizi içimize gömdük, o da bizimle gömülecek herhalde! Yani “Allah’ım sen varsın, hoşsun, adilsin ama işimize karışma” demiyor mu günümüz Müslümanları? “Sen sus gözlerin konuşsun” misali öyle anlaşılmıyor mu?

Her dini olanın bir ilahı var, günümüz Müslümanlarının ilahı kimdir, nedir? O ne biçim soru, elbette Allah’tır diyecekler. Peki, ilahın vasıflarını biliyor muyuz? Allah bizi görüyor mu? Sahiden gördüğünün farkında mıyız? Yoksa görüyor ama unutuyor, önemsemiyor diye mi düşünüyoruz! “Böyle küçük işlerle uğraşmaz, yarattı ve artık dinleniyor” diye mi düşünüyoruz!?

Biz Allah’ı seviyor ya da saygı duyuyor muyuz?. Yoksa O’nunla anlaşma yoluna mı gidiyoruz? Biz Allah’a “aha Senin için şunları şunları yapıyorum, diğerlerine karışma” mı demek istiyoruz! Bazılarının tanımladığı gibi laikçilik oyunu mu oynuyoruz? Aha, namazım Senin için, orucum Senin için, biraz fitre biraz zekat Senin için, çok para isteyen hac da Senin için; Sana inandım ve iman ettim! Bütün bunlar verdiklerin için! Ama “verdiklerini kullanma şeklime, bedenime, dünya işlerime karışma mı” diyoruz? Beni özgür bırak, kafama göre takılayım, istediğim gibi yöneteyim, istediğim gibi yiyip içeyim mi demek istiyoruz? Böyle sonuç çıkmıyor mu yaşantımızdan? Yanılıyor muyum yoksa?

İki ya da çok yüzlü Müslümanlar olduk vesselam. Yaptıklarımızı kendi menfaatlerimiz doğrultusunda anlamlandırıyoruz ve kendimiz de anlamlandırdığımız gibi yaşıyor, etrafımıza da öyle lanse etmeye çalışıyoruz. İslam algısını kendimize göre oluşturmuşuz ve her şeyi bu doğrultuda yapıyoruz, yaşadığımız gibi inanmaya çalışıyoruz. Din algımızı yaşantılarımıza, yaşamak istediklerimize göre oluşturuyoruz. Bu anlayışla da her türlü haltı işliyor; faize, harama, kul hakkına fetva satın alıyor, edepsizlik yapıyor, makamları hak etmediğimiz halde işgal ediyoruz! Lüks yaşıyor, gereğinden fazla tüketip israf ediyor, Allah’ın insanlar için eşit yarattığı nimetleri lüzumundan çok kullanıyor, çalıyoruz. Tasarruf denildiğinde “gelecek nesillerin hakkını koruyun” demek istendiğini bir türlü anlamıyoruz.

Bilerek işlenen günahları daha sonra yapacağımız iyilikler temizler mi? (Bilerek diyorum, çünkü oku emrini yerine getiren herkes yaptıklarının ne anlama geldiğini bilir!) Ya da haramla kazanılanlarla iyilikler, hayır işleri yapılır mı? Bunlar birbirini nötrleştirir mi? Nötrleşme yanlışlar için mi hatalar için mi? “Ben nasıl olsa giderayak bir şeyler yapar, rüşvet verir ve yaptığım günahları sildiririm” diye bir yöntem ya da beklenti doğru mu?

Allah insanları nasıl görüyor, gördüklerini nasıl kayıt altına alıyor?

Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir. (Hucurât Suresi 18. Ayet)

Her insanın amel defterini boynuna doladık, kıyamet günü açılmış bulacağı kitabı önüne çıkarırız. (İsrâ Suresi 13. Ayet)

Allah bize şah damarımızdan daha yakındır. Allah bize, ebedi âleme hazırlanmak için bir ömür biçti ve bu ömrün bir imtihan dönemi olduğunu beyan etti. Ne zamandan beri? Hz. Âdem’den beri. O halde Allah sözünün dışına çıkmayacağına göre bizim nefes alışımızdan verişimize, düşünce ve niyetlerimize kadar bizi biliyor, gözetiyor ve kayıt altına alıyor. Biz kullar da Allah bizi nasıl görüyorsa bunu bilmek; ona göre hangi niyetimizin, tavrımızın hareketimizin neye tekabül edeceğini anlamak ve ona göre hareket etmek lazım gelir. Yaptığımız bir fiilin Allah katında ne anlama geldiğini kitabımıza ve kalbimize sorup geri dönüşümünü almadan o fiili gerçekleştirmememiz gerekir. Aksi takdirde iradi olarak gerçekleştirdiğimiz her fiilin sorumlusu olacağımızı bilmek zorundayız. İşlenen bir fiilin Allah katında karşılığının ne olduğunu bilen, Allah’ın o fiilden memnun olup olmayacağını bilen bir Müslüman kendisini kandıramaz. Eğer kendisini kandırıyorsa zaten Allah’ı da kandırmaya teşebbüs etmiş demektir! Kendisini kandırmayan Müslüman başkalarını da kandırmamış, yanlış yapmamış olur.

Günümüzde kul hakkına girenler, lüks yaşam sürenler, egolarını tatmin edenler, ferdi kurtuluşu toplu kurtuluşa tercih edenler(ferdi kurtuluş peşinde olanlar), makamını boşu boşuna işgal edenler; Allah’ın ken-dilerini görmediğini zanneden ve Allah’ı kandırmaya çalışan zavallılardır. Kurtuluşları da Allah’ın adaletine bağlıdır ve bu adaletin de hiç şaşmayacağını da bilmek gerekiyor. Aylan bebeğe de Esed’e de aynı adalet hükmedecek! Unutmayın!

 

İsmet YALÇINKAYA

04.10.2019

"İsmet Yalçınkaya" diğer yazıları için tıklayın.

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

PressTR.com © Copyright Tüm Hakları Saklıdır

PressTR

tokat haberleri

tokat haber

tokat haber 60

tokat gazetesi

tokat gündem

tokat merkez haberleri

son dakika tokat haberleri

tokat haberi
tokat haberi oku