BEHZAT DERESİ

BEHZAT DERESİ

 

 

Bu çalışmayı ilk kez Burdur’da görmüş ve çok beğenmiştim. Dönüşte yazdım, çizdim, anlattım ama kimselere dinletemedim. Efendim, otobüsümüz ana yoldan sapıp Kızılay’daki alt geçide inen yolda gider gibi döne döne terminale doğru ilerlerken yan taraftaki derede akan suyu kontrole almışlardı. Dereyi boydan boya betonla kaplamışlar, ortada suyun akacağı kadar bir yol bırakmışlar. Böylece suyu toplamış, insanlara mükemmel bir seyir alanı hazırlamışlardı.

Behzat Deresi’nin önceki halinden yakınmayanımız yoktu. Kimi şikâyetini resmen dillendirir, kimisi de benzetme yoluyla eleştirirdi. Dere boyunca azmanlaşarak yetişen söğüt ve sarmaşık gibi bitkileri kastederek “Bura ile Devlet Su İşleri Müdürlüğü mü, yoksa Orman Müdürlüğü mü ilgileniyor acaba? Kim görevli ise akmak için yol bulamayan zavallı suya bir yol açsalar” derlerdi.

Yalnız ağaçsı bitkiler değil, sayın halkımız olarak dereyi, aynı zamanda çöplük olarak da kullanırdık. Sobadan boşalttığımız küller, araba lastiği dâhil her türlü atık naylon ve plastik eşyalar, çal çaput, ayakkabı, eski elbiseler, çocuk bezleri, daha neler neler… Hepsini kolayca boca ederdik dereye.

Hatta önceki belediye başkanlarımızdan rahmetli Hüdai Sayıbaş’ın kanalizasyon sistemini yapmadan önce çevre binaların kanalizasyonları da akardı dereye. Bundan ötürü, derenin asıl adı unutulmuş, Behzat Dereresi yerine b.klu dere deniliyordu.

Yanından burnunu tutmadan geçemeyenlerin şikâyeti üzerine ara sıra belediyenin gönderdiği küçük boy iş makinesi dereyi temizlerken ustura sonrası çıkma gayretindeki sakallar gibi acele kirletmeye devam ederdik. Ne vardı sanki iş makinesini çöpümüzü attıktan sonra gönderselerdi…

Böyle durumlarda Mustafa Özcoşan’ın teklifi vardı ama kimse dinlemiyordu ki... Dere boyunca belediye uygun birkaç yere kamera koysun, çöp dökenleri cezalandırsın. Bu duyulunca kimse çöpünü dökemez. Dere de temiz kalır.

Son düzenlemelerden sonra derenin temiz halini, uygar görünüşünü benim beğenip onaylamama Osman Kablan, karşı çıkıyor: “Derede börtü böcek, hayli canlı yaşıyordu. Uygarlık adına tabiatı katletmek, canlıların evini başına yıkmak doğru mu?” diyor. Ben de çevreciyim, Tema’cıyım ama her canlının bir yaşama alanı vardır. Memaliki Osmaniye’de dere mi tükendi? Onlar da kendilerine başka yurt seçsinler. Canlılardan, doğadan yanayız diye evimizi haşarata açamayız ki.

Uzun zamandır yolum düşmemişti, Behzat Deresi civarına. Dün gördüğüm derenin bu günkü uygar halini çok beğendim. Emeği geçenleri kutlarım. Uygarlık için taş üstüne taş koyanlara teşekkür ederim.

Yalnız doğaya zarar vermemek koşuluyla…