DİZELER GÖÇ DEYİNCE…

Yağmur sonrasında gökkuşağı süslüyor gökyüzünü. Hareket halindeki güneş gölgesinin serinliği ulaşıyor. Duygular, dağlar ardı gurbet türküleriyle dans ediyor. Var olan boşluğu doldurmak için sefere çıkıyor. Renklerin güzelliği yüreğin dokusunu besliyor. Toprağın üstüne doğunca, güneşin ısı ve ışığı yeryüzünde gülümsüyor, tenden tene aşkın sıcaklığı ulaşıyor. Yüreğe oturmuş duygular Göç’e zorlanıyor. Düş kısrakları nefes nefese doludizgin koşuyor. Önüne çıkanlara ve etrafındakilere aldırmadan, suları dalga yapan esintilere gülümsüyor.

                Umut diyor, beslemek için, huzur için, yarınlarda sağlıklı ve canlı olmak için. Umut gülümsüyor. Umut heyecanlandırıyor, Umut yaklaşmıyor…

                Umut şiirleşiyor...

                Şiir yalın ayak, kendiyle mısra mısra heceye ulaşıyor. Yutkunuyor, hıçkırık tutuyor, birkaç yudum su alışıyla rahatlıyor. Sızlayan, acı veren, ritmi bozan, üşüten ve yakan her varlık fiziği ve kimyayı değiştiriyor.

                Donuk bir gülüş, hasret dağıtan bir bakış, yalnızım diyen bir dalış usul usul, emin adımlarla gönül çeşmesi olup şiir akıyor.

                Çocukluğumdan bu yana ağır adımlarla yol alan havanın en yoğun, en dolu, en hareketli halini görüyor, omuzlarımda hissediyor, yorduğunu, ıslattığını, titrettiğini biliyor, yaşıyorum.

                Şafak gülümseyişinden, akşamsefasına kadar, göz önünde yaşanılanlar gülümsüyor. Bulutlar dağılma hazırlığındayken, yüreğin varlık sebebi duygular rahatlayış arıyorken, yeryüzüne, toprak üstüne göç diyorken, tenin tüm organları duygu alıyor, sevgi dokuyor, aşka giden yol hedefe kilitlenmişken, hazırlık tamamlanıyor.

                Şiirlerin coşkusu, şair için çekilecek alan değildir. Coşku ötesi yaşanılanların zirvesine ulaşıldığı an yazabilirsiniz. Gökyüzünde hareket halindeki bulutların arasında sörf yaparken, yıldız, yıldız semayı süsleyip, çiçek çiçek,  yeryüzü ve gökyüzü derinliğinde şiirin tüm güzelliklerine selam verip şairleşen yüreği ve kalemi fark edip, tespit edip, işte bu, diyebileceğimiz çalışmayı okumak çok güzel.

                Yanlışları görmeden, takılmadan, doğruları avuçlarımıza alıp gönül dünyamızı şiirleştirmek şairlerin mutluluğunun merkezidir.

                Var olan duyguları kırmadan, dağıtmadan, yola salmadan bir olmak, bütün olmak, göç olgusunu gelişim, değişim ve paylaşım birikimiyle kaleme alıp, okuyuculara sunmak diye tanımlıyorum.

                Öz’e, söz’e, göz’e yani kaynağa ulaşmak zordur. Zora talip olmak da zordur. Başarmak zor gibi olsa da mutluluğa ulaşımdır. Doruktur. Güneşe en yakın yerdir.

                Hiçbir dış karışıma müsaade etmeden, saydam ve özüyle aşkın teslim aldığı bir yürekle şiirlerin derinliklerinde, edebiyatın kaldırımlarında emin adımlarla geceyi gündüze karıp, ötelere… Ötelerin ötesine yürüyen şaire yolun açık olsun diyorum.

                Şiir tahlilleri yaparken, doğru anlamak ve anlatmak çok önemlidir. Şairin yüreğini ve anlatım seviyesini bilmek gerek. İncitmek değil, köstek olmak değil, yeni çalışmalara teşvik etmek, engin hoşgörüyle kelimeleri seçmek lazım diye düşünüyorum. Tabii eleştiri benim alanım olmadığını da kabul ediyorum.

 2017 yılında elime ulaşan, birçok şiiri farklı zamanlarda okuduğum, incelediğim Ferda Özsoy’a ait “Göç” şiir kitabının 140. sayfasındaki kitaba adını da veren şiiri açıklayan yazıyı okuyucularıma sunuyorum.

 

Şiirden birkaç dizeyi okuyucularımla paylaşıyorum,

 

 

“Kum tepelerinde sörf yapıyor duygularım,

İçimdeki boşluğun çöllerinde.

Göç eden bedenimi kaçırıyor düş kısrakları,

Nefesi yetmeyen lodoscular kaplıyor derin sularımı.

Besliyor umudumu kervanların menzilinde gül rüzgârları.

 

Donuk bir gülüş kadar kimsesiz değilim artık.

 

Bütün doğruları götüren ben olsam da,

Razıyım dizelerde darmadağınık olmaya.”

 

Serbest şiir yazımıyla Özsoy’u çok başarılı buluyorum.

 

Osman BAŞ

 2018 /Ankara