SON SÖZ GİBİ

 

Adının açıklanmasını istemeyen bir dostun mektubudur.

iRasim Beg,

İşbu mektup, konuşma özürlü ve kalemsiz birinden “Düzey” isimli eseriniz hakkındadır.

                “Bir hakikat, bütün bütün elde edilemediği gibi bütün bütün de terk edilemez” kaidesini ecdadımızdan borç alarak kitabınızın bende uyandırdığı heyecanı anlatmak istiyorum. Ruhumda hissettiklerimi tamamıyla anlatmaya muktedir olamayacağımı bildiğimden etrafına ufak ufak kuyular kazıp kuşatmaya ve büyük manayı avlamaya, aktarmaya çalışacağım.

                Yahya Kemal’in “Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde” mısraında ölüm; ne kadar sevimli, munis, hoş ise “Düzey” de yetmiş yıllık bir hayat tecrübesinin imbiğinden süzülmüş, ondan daha tatlı bir bahar ülkesidir. Ana kucağıdır. Dışımızdaki hoyratlıklardan içimizdeki cennete kapı aralayan iddiasız, sakin, ağırbaşlı bir rehberdir. İddiasız yerine kavgasız demeliydim. Böylesi daha iyi. Kinden, nefretten, kavgadan uzak bir bilgenin hayata, Tokat’a, çevreye, insanlara bakışı ve mesajıdır. Onun şerhi, insanlık ve medeniyet önerisidir. Onun dişi ve tırnağı ile inşa ettiği “Medine –tül Fazıla”sıdır*

                iRasim Beg, bu sahneden bize insanlığı, mutluluğu şehir kültürünü, hayat felsefesini, kendisiyle, ailesiyle, etrafıyla, çevresiyle barışın yollarını, ideolojik saplantılarından uzak, sevgi ve hoş görüyü, diyalogu anlatıyor. Hem de her gün evinizde gasbedilmiş ekranlarınızda serazat olması elzem olan fikir hürriyetinize saldıran soytarılara inat o güzelim arı duru Türkçesi ile kaybolmuş Türkçenizi, Kızıl elmanızı, ülkenizi, insanlığınızı arıyorsanız o zaman Ağustos ayında kar isteyen gönlünüz gibi “Düzey”in zemheride hamam sefası sunan sıcaklığına koşunuz. Bu Medine’ye, bu huzur ve barışın şehrine geliniz.

Yitik cenneti bulunuz.

                Veysel, “Güzelliğin on par’etmez / Şu bendeki aşk olmasa” der. Ben de diyorum ki eğer sizde aşktan, sevgiden, insanlıktan, nasip yoksa “Düzey”i çöpe atın. Kanala atın. Kanal nah şurada. Şayet Fuzuli gibi “Âşık-ı sadık benim, Mecnun’un ancak adı var” diyorsanız “Düzey”i öpün, sevin, koklayın, bağrınıza basın. Dostlarınıza tavsiye edin. Sevgilinize çiçek niyetiyle verin. Korkmayın…

                Kitabında hırs, kin, nefret, zulüm, kavgaya alternatif bir evren kuran iRasim Beg’e hep birlikte siz de bir sürpriz hazırlayın. Öğretmenevi müdürünü de ayartın. Bahçeye bir masa donatsın. Altınbaş rakısını unutmasın. Cahit gibi aya haber salın, bu akşam erken doğsun. Bilmem ki varsa, hani fesatlık olmasın… iRasim Beg geldiğinde sevinsin, mutlu olsun ömrünün son baharında birazcık kâm alsın.

                Fakat o da ne? iRasim Beg, elini rakıya tam uzatırken bahçeyi zaptiyeler bassın. Saygı değer eşi sevimli çocukları, sevgili torunları yetişsin. Hani şimdi oldu mu bu? Bey, baba, doktor, dede diye öfkeyle karışık hışımla, azimle sevgiyle, utançla engel olmaya çalışsınlar, yalvarsınlar.

                Sahnede kargaşa tam yatışırken iş bir kadehle tatlıya bağlanıp sulh olmuşken o da ne? Sokakta ham yobaz ve kaba softadan şerbetli cehennem zebanisi bir güruhtan:

-Bre ihtiyar, bilmez misin yassah. .. yassah! Narası gelmez mi?

                Siz, aklınızca şu fıkara iRasim beg’i kurtarmak için “Beg, çoluk çocuğu al savuş demeyi kurarsınız ama iRasim Beg, Tokat’ın o Muallim-i Evveli, bütün bilgeliği tüm aklıselimi ile sırra kadem basmıştır bile…

Sonsuz saygılarımla.

_____________________________________________________________________

*”Düzey”in bir sengine Canpenalla’nın, Eflatunún İdeal Devlet’i fedadır.

Esaretten terki Cuma

İsim tarih imza

İRasim’in notu:

1- “Öksüz hovardalığa çıkmış, ay akşamdan doğmuş :))

2-sevgili dostlarım bu mektubu paylaşarak bencillik yaptığımı, yani kendimden söze ettiğimi düşünerek beni kınamayınız. Asıl paylaşmasaydım bencillik etmiş olurdum diye düşünüyorum. Çünkü bu güzel sözleri kendime saklar, gün ışığına çıkmasına ve de dostlarımın haberdar olmasına mani olmuş olurdum.

 

                Takdir, sevgili okurlarımındır.…