İKİBİN ON YEDİ… NE OLUR ARKANA BAKMADAN GİT

İKİBİN ON YEDİ… NE OLUR ARKANA BAKMADAN GİT

 

Sana asla güle güle diyemiyorum. Demek de istemiyorum. Oysa ne güzel gelmiştin. Dünya üzerinde yaşayan onlarca insan neşeyle, coşkuyla her şey güzel olacak umutlarıyla karşılamışlardı seni.

Çünkü bir önceki yıl iki bin on altı dünyada acılarla dolu bir yıl olarak yaşanmış, bu acılardan benim insanlarım da nasibini alırken ihanet tellalları karabasan gibi çöküvermişlerdi üzerlerine…

Tüm bu olumsuzluklara rağmen 365 gün 6 saat nihayetinde sevinç, mutluluk ve coşkuyla yolculadığımız bir yılın ardından pırıltılı kar taneleriyle seni kucaklamıştık iki bin on yedi öyle değil mi?

Yeni ve taze umutlarla sana “Merhaba” demiştik. Beklentilerimiz dağlar kadar yüce, okyanuslar kadar engindi. Sağlık, esenlik, başarı, hoş görü, kardeşlik dileklerimiz tüm insanlığın ortak sesiydi.

Lakin ilk günden bu yana sen bu seslere hep kulak tıkadın. Görmezden duymazdan gelerek üç maymunu oynadın. Yaşamın gelecekteki güzelliklerini böylelikle yok ettin. Kuzeyden Güney’e, Doğudan Batıya dünyayı olumsuzluklarla çirkinleştirdin. Elmayı-armuttan, yarmayı-bulgurdan, çamuru- balçıktan, doğruyu-yanlıştan ayıramadığın gibi her birini diğerine karıştırıp insanlığın genleriyle oynadın. Bir türlü dostluğu, sevgiyi, barışı kuramadın ve bu işi beceremedin.

Bu beceriksizliğin benim ülkemin, milletimin değer yargılarını örf adet ve geleneklerini de etkileyerek toplumun genlerinde sistematik sorunlar yarattı.

Dostluklar, arkadaşlıklar, güven duygularımız ve komşuluk kavramlarımız ne güzeldi. Hepsini sen bitirdin. Kapı bir, duvar bir komşuluğun kalmadığı zamana sürükledin insanları. Hani külüne muhtaç olduğumuz komşumuz vardı ya… ! Onlar artık değil külünü, günahını bile paylaşmıyorlar. Paylaşacak olsa bile en büyük payın hayalini kuruyorlar.

İnsanları evlerine hapsettin. Onca çirkinliklerin evlerimize servis edildiği dizilerle, programlarla, filmlerle insanları suskun, başı eğik kabulcü ve konuşma özürlü yaptın. Yapıcı, onarıcı, paylaşımcı sohbetlerimizi yok ettin. Gülmeyi unutan, azgın çehreler oluşturdun toplumda. Böyle olunca da güncel güzelliklerin doğuşunu engelledin hep. Kısaca sen, gözlemlemeye, paylaşmaya, sevgi, saygı, hoş görüye ve en önemlisi de demokrasimizin ulvi yapısına ipotek koydun. Sen neymişsin ya..!

Senden çok şey bekliyorduk geldiğinde. Hani çağ atlatacaktın. Hani uzay bilimleri öncülüğünde yenidünyalar keşfedilecekti. Yeni, yeni ufuklara koşacaktık. Çağ atlatmak şöyle dursun kılık, kıyafet ve zihniyetiyle çağlar öncesine özendirdiğin insan modellerini devreye soktun. Bilimselliği beyaz görünen ama aslında kara olan arkandaki torbanın diplerine attın. Yakıştı mı sana bu eylem iki bin yedi hiç yakıştı mı?

“Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” denilen teknolojiyi gençliğin insanlığın hatta bebeklerin kâbusu haline dönüştürdün. Dünyayı sıkıntılarla, acılarla, savaş ve zulümle yaşanmaz yaptın… Öyle ki yeryüzünün en yaşanılır, en verimli topraklarına sahip olan benim ülkemi de ateş çemberine bulaştırdın. Üstüne üstlük de dahili ve harici bedhahları besleyip büyüterek güzel ülkemi bunların hedefine koydun. Terör belasını çeşit, çeşit isimler altında içerde ve dışarda karşımıza çıkararak ülkeme çok acılar yaşattın. Komşularımızla aramıza çomak soktun.

Dostluk ve sevgiyi bir türlü üretemedin. Dünyada din, dil, ırk ayrımı son bulur diye umutlanmıştık. Aksine insanlığı, insanlarımızı ötekileştirdin.

 

Dört mevsim, on iki ay çözümsüzlük kavga, kargaşa ürettin. Mevsimlerin de, ayların da bir birine karıştı senin. Zemheriyi yaşadığımız şu soğuk günlerde 18 derece sıcaklıkla ekolojik sistemi de alt üst ettin. Börtü böcek de şaşırdı kaldı. Eğitim alanında da sınıfta kaldın iki bin on yedi. Kafalarını karma karışık yaptığın çocuklarımızı gençlerimizi, öğretmenlerimizi hiç anlayamadın. Anlamak da istemedin zaten. Çünkü sen dersine hiç çalışmadan gelmiştin. Geçmiş yıllara göz atmadığın gibi, olanlardan da ders çıkarmamıştın. Sporumuz yaşam kalitemizdir. Spor karşılaşmaları ise kültür alışverişidir. Sporumuzun, sporcularımızın devşirme-toplama güçlerle erozyona uğrattığın gibi, yüreğimde şahlanmış olarak yaşayan Milli Takımlarımızın da her dalda sonlara takılmasına seyirci kaldın. Bu yüzden seni sevemezdim. Bir an önce gitmeliydin. Sana kızgın ve kırgınım iki bin on yedi.

“Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” diyen Mevlana’ya inatça, olduğu gibi değil, ortama uygun görüntülü insanların, hatta Sultan Veledin tabiriyle “İdris suretinde ki iblisler”in çoğunlukla yaşadığı bir dünya yılı olmaktan başka ileri gidemedin.

Ve bir yıl boyunca yeryüzünün altından, üstüne topraklardan yıldızlara, ırmaklardan göllere, denizlere kadar kirletilmesine sessiz kaldın.

“Ben gelmedim dava için, benim işim sevgi için!” diyerek dünyaya sevgi, hoş görü aşılayan Anadolu’nun sesi YUNUS EMRE’ye; “İncinsen de incitme” diyen HACI BEKTAŞİ VELİ’ye ve onlarca güzel insanların sesine, nefesine çağrısına hiç kulak vermedin.

Ve o büyük insan… Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün “Yurtta barış, dünya da barış” özlü sözü dünya üzerinde ANA FİKİR olarak yaşatılırken birilerinin bu güzelliğe çomak sokmasına gülerek baktın. İnsanlığı çok ama pek çok zarara uğrattın. Bunun içindir ki gidişin hayırlı oldu. Arkandan kıtalar boyu enkazlar bıraktın. Acılar gözyaşları ve hayata tutunabilme çabaları insanların yaşam biçimi oldu. O yüzden sakın arkana bakma ve koşarcasına, kaçarcasına git…!

Ve hoş geldin iki bin on sekiz..! İnşallah dersine çalışarak gelmişsindir. Çünkü zorlu bir 365 gün 6 saat seni bekliyor. Gelişin dünya barışına, insanlığa sevgi, saygı, hoş görü ışığında barış ve kardeşlik duygularını güçlendirsin. Bu güzelliklerden benim ülkemde payına düşeni alır inşallah…

Yeni yılda herkese, her kesime sağlık ve esenlik dileklerimle.

Esen kalın.