Ömer Faruk Öztürk ile röportaj

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Otomotiv Mühendisliği Öğrencisi Ömer Faruk Öztürk: “ 21 Yaşımda 21 Ülkeyi  7 ayda   gezdim.”

SORU-Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız? Hangi okullarda okudunuz bugüne kadar? Nerelerde çalıştınız?

ÖMER FARUK ÖZTÜRK-  Ben Ömer Faruk Öztürk. 1995/Ankara doğumluyum. İlköğretimi Sakarya ve Ahi Evran İlköğretim Okullarında, Ortaöğretimi ise Yahya Kemal Beyatlı ve Etimesgut Anadolu Liselerinde tamamladım. Şu an ise Cumhuriyet Üniversitesi Otomotiv Mühendisliği son sınıf aynı zamanda Anadolu Üniversitesi İşletme bölümü 3. Sınıf öğrencisiyim. 2016 yılının bahar döneminde Lublin Üniversitesi’nde (Polonya) Erasmus+ programı kapsamında eğitim aldım.

Çalışma hayatımdan bahsedecek olursam 8.sınıfı tamamladıktan sonra marangozluk, kuyumculuk,

garsonluk,  eğitim ve satış-pazarlama alanlarında gerek tam zamanlı gerekse yarı zamanlı çalıştım. Genel olarak 3 aylık yaz tatillerimi değerlendirmenin yanı sıra üniversiteye başladıktan sonra yarı zamanlı veya kısa dönemli işlerde çalıştım. İçlerinden en çok kitap fuarlarında kitap satarken mutlu olduğumu hissediyordum. Ama yaptığım hiçbir işten pişman değilim. Yeri geldiğinde ne kadar ağır gelse de, her bir işin ayrı bir tecrübe kazandırdığını düşünüyorum. İş hayatına dair ilk tecrübelerim bu şekilde oldu.

SORU-Neden Otomotiv Mühendisliği neden Sivas? Bu okulu tercih etmeden önce ve şu an duygularınızı anlatır mısınız?

ÖMER FARUK ÖZTÜRK- Amacım eğitim sistemini eleştirmek değil ama şunu söylemeden geçemeyeceğim. Ülkemizde maalesef lise öğrencilerinin büyük bir çoğunluğu meslekler hakkında yeterince bilgiye sahip değiller. Bizim için biçilmiş rolleri oynuyormuşuz gibi geliyor bana. Tanıştığım insanların büyük bir çoğunluğu ya istediği meslek dalında eğitim almıyor ya da şartlarından memnun değil. Tabii ki aile baskısının ve Türk gençlerinin ailelerine ne kadar bağımlı olduklarını düşünürsek kendi gelecekleri hakkındaki kararlarını istekleri doğrultusunda vermiyorlar. Şahsım adına lise hayatımı sadece akışına bırakarak hiç ders çalışmadan tamamladım. Lise son sınıfta iken bütün arkadaşlarım çok iyi üniversiteler, çok iyi bölümler için harıl harıl çalışırken, ben kitap okuyarak, dizi izleyerek geçirdim. Günümüzün gençliğinin en büyük hastalığı olan ‘boşluğa düşme’, ‘ne yapacağını bilememe’, ‘yaptığı hiçbir şeyden zevk alamama’ gibi problemleri çok derinden yaşadım. Sadece arkadaşlarım sayısal alanda eğitim almak istedikleri için eşit ağırlık sınıfı istememe rağmen sayısal sınıfına kaydımı yaptırdım. Düşünün artık hayattan ne kadar beklentisiz olduğumu. Sınavlardan sonra açıklanan puan ve sıralamalara göre Ankara dışında okumak istemememden ve sayısal mezunu olmam dolayısıyla Ziraat Mühendisliğinde karar kılmıştım. Fakat tercihlerin son yarım saatinde ablam ile konuşmam sonucu il dışındaki üniversiteler ve farklı mühendisliklerin de içinde bulunduğu bir liste yapıp beklemeye koyuldum. Sonuçlar açıklandığında ise Cumhuriyet Üniversitesi Otomotiv Mühendisliği öğrencisiydim. Uzun lafın kısası tamamen bilinçsiz bir şekilde bu bölümü ve üniversiteyi kazanmış oldum. Tekrar hazırlanmak gibi bir düşüncem olmadığından isteyip istemediğimi sorgulamadan üniversiteye kaydımı yaptırdım. Motorlu taşıtlara ilgim olması nedeniyle pişman olacağımı düşünmemiştim. Şu anki duygularımdan bahsedecek  olursam hayata felsefem gereği yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim. Yine de farklı bir üniversitenin farklı bir bölümünde okumak isterdim. Yeteneklerim doğrultusunda çok daha farklı yerlere gelebileceğime inanıyorum. Yine de

son söz olarak pişman değilim, her zaman elimde olanı avantajlı kılmak için de ne gerekiyorsa yaparım.

SORU-.Ailenizden bahseder misiniz ? Anne ve babanız ne iş yapar? Kardeşleriniz nerede okur? Onların sizin çabalarınıza bakış açısı nedir?

ÖMER FARUK ÖZTÜRK- Babam işini hakkıyla yapan bir servis şoförü. Annem ise hiçbir zaman okumaya ve öğrenmeye doymayan bir ev hanımı. Ablam İnsan Kaynakları Yönetimi mezunu ve kız kardeşim ise şu anda Anadolu Lisesi öğrencisi. Ailemin üzerimdeki emeğini anlatmaya kelimeler kifayetsiz kalır. Maddi imkanlarımız doğrultusunda hiçbir şeyden geri kalmamıza müsaade etmediler. Ufku çok açık, yönlendiren, takdir eden bir yapıları olmasa da hayata dair birçok şeyi onlardan öğrendim. Hiçbir zaman kararımı sorgulamadılar. Ne kadar bilinçsiz bir okul hayatı geçirmiş olsam da

ailemden yana her zaman yüzüm güldü. Her babanın çocuğuna öğreteceği şeyler vardır bu hayatta. Bende babamdan hayatın her zaman zor olduğunu, engeller karşısında yılmamayı, onurun için yaşamanın ne kadar önemli olduğunu öğrendim. Küçük yaşta da olsa kendi ayaklarımın üzerinde durmayı onlar sayesinde bizzat deneyimleyerek en doğru yoldan öğrendiğimi düşünüyorum. İster istemez onlarda yetiştikleri aile ortamı ve nesilleri gereği yaptığım bazı şeyleri mantıklı bulmayıp sorguladılar. Uzun bir ikna aşaması ve hayattan beklentilerimi güzelce anlattıktan sonra daha çok destek olmaya başladılar. Şu anda kişisel gelişimim için her türlü desteği sağlıyorlar.

SORU- Gençlerin çoğu gelişimi önemsemezken siz önemsiyorsunuz. Bu hayatınızda size nasıl yansıyor?

ÖMER FARUK ÖZTÜRK- Yaşıtlarıma kıyasla kendimi avantajlı gördüğüm konulardan birisi hayata dair aşırı derecede tecrübeli oluşumdur. İş işten geçmeden hareket etmeyi fırsatları sürekli kovalamak gerektiğini bizzat yaşayarak öğrendim. Hep bir komşu çocuğu vardır ya hani, hep annelerimiz onu örnek gösterip bak o neler yapmış gibi klişelerle -yanlış bir yöntem olduğunu düşünsem de- bizi motive etmeye çalışırlar. İşte ben bu motivasyonu onların istediği şekilde anlayabilen nadir çocuklardan biriyim. Yani hep o yapıyorsa ben niye yapamayayım ki düşüncesiyle hareket ettim. Ve hayata dair içimde ne kalan varsa yapmaya başladım. Ben de sıradan bir üniversite öğrencisi gibi sadece sınavlardan geçip mezun olmanın derdine düşmüşken, okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, tanıştığım insanlar hayattan ne beklediğimi sorgulattı. Düşündükçe boşuna yaşıyormuş hissine kapılıp iyice beklentim düştü. Fakat daha sonrasında mutlaka bir çözüm bulmam gerektiğine karar verip ölmeden önce neler yapmak isterdim sorusuyla can bulan bir liste hazırladım. Bu listede her üniversite öğrencisini bildiği klişelerden bir yığın vardı. Yok Amerika’ya gitmek, yok haritaya dart atıp geldiği yeri gezmek, yok şu kadar ülke gezmek gibi uçuk ama düşündükçe insanın içini pırpır eden şeyler…

Daha sonrasında üniversite ikinci sınıfın sonundan itibaren bu listeyi gerçekleştirmek için elimden geleni yapacağıma söz verdim. Hemen ardından yerlerde gezen notlarımı yükseltip yaz okulu, alttan ders derken ortalamamı normal bir seviyeye çıkarmayı başardım. Hemen arkasında Erasmus sınavına başvurup, gidememe ihtimalime karşı da 30 gün sürecek bir Avrupa Turu (İnterrail) planladım. Sonuç olarak öyle ya da böyle bir yerlerden başlamak gerekiyordu. Şans, kader, kısmet ne derseniz deyin; hem 30 günlük Avrupa turumu hem de 1 dönem süren Erasmus sürecini tamamladım.

Kısacası hiçbir şey imkansız değil bu hayatta sadece yeterince istemek gerekiyor. Bu kısmı okuyan arkadaşlar zamanında benim de yaptığım gibi para olmasa nasıl yapardın? gibi iğneleyici soruları aklından geçiriyordur. İnanın istedikten sonra her şeye çözüm bulunuyor. Avrupa gezimi part time çalışarak, Erasmusu da devletten aldığım hibe doğrultusunda finanse ettim. Ne babam fabrikatör ne de piyango vurdu. Fırsatları  kovalamak lazım.

Bana nasıl yansıdığına gelirsek özgüvenim ve dildeki gelişimim gözle görülecek şekilde artış gösterdi.

Ortalamanın çok altında bir İngilizce ile Roma buldum kendimi. Bırakın yurt dışına çıkmayı il dışına bile çıkışım bir elin parmaklarını geçmezken, şimdi gezdiğim yerleri saymaya üşenir hale geldim. Bunun dışında farklı kültür, din ve ülkelerden insanlarla iletişim kurarak ufkumu genişletip, daha açık görüşlü olmaya, daha sabırlı davranmaya ve hayallerime sürekli yenilerini eklemeye başladım. Edindiğim arkadaşlar bahsetmiyorum bile.

En güzel yansıma ise İtalya, Vatikan, Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa, İspanya, Portekiz, Ukrayna,

Polonya, Letonya, Litvanya, Estonya, Slovenya, Slovakya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan, Romanya ve  Moldova’yı gezmem oldu sanırım.

SORU-.Otomotiv Mühendisleri ne iş yapar? Bu konuda kamuoyunu aydınlatır mısınız ?

ÖMER FARUK ÖZTÜRK- Rivayetlere göre çok iyi yerlere gelenler de var iş bulamayanlar da… Devlete ataması olmayan ama iş yelpazesi çok geniş olan bir alan. Türkiye genel itibariyle montaj sanayi ülkesi olması, otomotiv mühendisliğinin son yıllarda makineden ayrılarak ders vermeye başlaması sonucunda şu an otomotiv mühendisi vasfı ile çalışan insanlar makine mühendisliği ile kıyaslanamaz dahi. Ama her zaman ki gibi bunu avantaja çevirmek de sizin elinizde. Genel itibariye motorlu taşıtların olduğu her sektörde çalışabilirler. Tasarımdan üretime, kalite kontrolden satış hizmetlerine, satış sonrası hizmetlerden servis müdürlüğüne kadar bir sürü iş seçeneği mevcut. Ayrıca kendi işletmelerini açmaları da muhtemel.

SORU- .Üniversite gençliğinin genel sorunları neler? Çözüm yolları nedir?

ÖMER FARUK ÖZTÜRK- Yukarıda da değindiğim noktalar oldu. Kısaca gözlemlediğim kadarıyla, ne istediklerini bilmemeleri, fırsatlardan haberleri olmayışı, kendi potansiyellerini bilmeyişi, etrafındaki olumsuz örneklere çok takılmaları, imkansız denileni başarmak varken kolaya kaçıp vazgeçmeleri bence başlıca sorunlardan. Bunların yanı sıra bulundukları ilin sosyal ve kültürel şartları, okuldaki öğretmenlerin tutumları, maddi imkansızlıkların verdiği belli başlı sıkıntılar da yeri gelince çok zorlayabiliyor. Ama şunu bilmekte fayda var ki her şeyin bir çözümü var bu hayatta.

Çözüm önerilerim başında çevrelerini bir gözden geçirsinler. Motivasyon düşüren, kendi yapmadığı gibi sizin de yapmanıza engel olan gereksiz insanlardan uzak durun. Birlikte olduğunuz kişiler o kadar önemli rol oynuyor ki hayatınızda bunun farkına varın derim. Basit bir örnek vermem gerekirse İtalya’ya gitmek istiyorum dediğimde ‘evet evet gidersin sen’ gibi motivasyonu yerle bir eden konuşmalar olmadı değil. Bu tür yorumlar her daim yaptığım şeyleri sorgulamama neden oluyordu. Fakat şu an birlikte olduğum arkadaşlarımla sohbetimiz sürekli motive edici; şu ülkeye mi gitsek şu projeye mi katılsak ya da mesleğimizle ilgili şu tür bir yol mu izlesek gibi konular üzerinde gelip gidiyor.

Eğer arkadaşlarınızla buluştuğunuzda muhabbet maçtan ve karşı cinsten öteye gitmiyorsa bir çevrenizi sorgulayın derim. İkinci önerimse ne istediğinizi, hayallerinizi belirleyin. İsterseniz benim gibi sizde bir liste oluşturun. Ya da yapmak istediklerinize dair sürekli, yanınızda veyahut görebileceğiniz yerlerde olacak şekilde küçük resimler veya notlar taşıyın. Unutmayın hayalleri olanlar asla uyumazlar. Projeler, etkinlikler, sempozyumlar, geziler ne yaparsanız yapın fırsatları kovalayın.

Üçüncü ve son önerim ise imkansız kelimesini sözlükten çıkarın. İstedikten sonra her şeyi başarmak mümkün.

SORU- Sivas’ ta Üniversiteli olmak nasıl duygu?

ÖMER FARUK ÖZTÜRK-  Özellikle büyük şehirlerden gelen öğrenciler için ilk başta hayal kırıklığı yaşatabilir. Gerek gezilecek yerlerinin çok olmaması, gerek coğrafi konumu yüzünden diğer illere uzak oluşu, gerek Sivas’ta genellikle yaşlı kesimin yaşıyor oluşu( genç nüfusun büyük bir çoğu Almanya-Fransa gibi Avrupa ülkelerinde yaşıyor) ve sosyal-kültürel etkinlerin yetersiz oluşunda dolayı. Fakat istedikten sonra Sivas’ta öğrenciler için gayet çekici olabiliyor. Çoğu öğrencinin haberiolmasa da bir sürü sportif aktivite yapılıyor Sivas’ta.

SORU- Gençlerin okul ve iş hayatında başarılı olması için daha öğrenci iken neler yapmalılar sizce?

ÖMER FARUK ÖZTÜRK- Kendi sıralamam şu şekilde dil-dil-dil-sosyal aktiviteler-hayat tecrübesi-okul. Biliyorum çok absürt gözüküyor olabilir size göre ama bazı şeyleri açıklamak gerekirse, yurtdışında ‘GAP year’ adında aşırı derece de hoşuma giden bir olay var. Öğrenciler üniversiteye geçmeden veya iş hayatına başlaman önce kendilerine boş bir yıl ayırıyorlar. Koca bir yıl. Kimisi dil eğitimi alıyor, kimisi dünyayı geziyor, kimisi hangi sektörde yeteneği olduğunu keşfetmek için işlerde çalışıyor. Bizim ülkemizde buna sene kaybı gözüyle bakılırken, onlar için hayatlarının geri kalanın mutlu mesut yaşamak, keşke dememek için dolu dolu geçirdikleri bir yıl olarak bakılıyor. Kesinlikle ne yapmak istediğinize kara verdikten sonra önceliklerinizi belirleyip zaman kaybetmeden  çalışmaya başlayın. Bir sürü öğrencinin fırsatlardan haberi yok. Bence herkesin Erasmus, Work and Travel, İnterrail, Avrupa Gönüllü Hizmetleri(EVS), Yurtdışı staj programları gibi kavramları bir araştırması lazım.

Bu tür şeylere imkanınız olmadığını düşünüyorsanız, kesinlikle sosyal kulüplere katılmanızı, gönüllü olarak derneklerde çalışmanızı ve sosyal olarak kendinizi geliştirmenizi de öneririm.

Emin olun iş hayatına ne kadar hazır ve donanımlı başlayacağınıza sizde şaşıracaksınız.

SORU- Kitap fuarlarında görev alıyorsunuz. İnsanlarımız az kitap okur görüşüne katılıyor musunuz ? Bu fuarlar da görev almak size ne katkı sağlıyor?

ÖMER FARUK ÖZTÜRK- Maalesef doğru olduğunu düşünüyorum. Kitap okuma seviyemiz çok düşük. Lisede günde 600 sayfa okuyabiliyorken de gerekse şu an fırsat buldukça okuyabildiğimde de benim için mutluluk sebebi kitap okumak. Zevk renk meselesi diyebiliriz belki ama bence bu dünyada her insanın ilgisini çekecek konuda bir kitap yazılmıştır. Biraz araştırılıp edebiyat parçalayan kitaplar yerine ilginizi çeken kitaplar okumanızı da öneririm. Şahsım adına şiiri, Türk edebiyatı ve Rus edebiyatını sevmemin yanında fantastik ve romantik komedi okumayı da çok severim. Aşırı dereceakıcı olmasının yanında hayal gücünüzü konuşturacağınız bir sürü sayfa bulacaksınız kendinize.

Fuarların bana en büyük katkısı, bir sürü kitabın ayağıma gelmiş olması ve fiyatlarında gerçekten indirimli rakamları görüyor oluşum. Ayrıca bu zamana kadar tanıştığım yazarlar ve bir kütüphane dolduracak kadar imzalı kitabımın olması da cabası. En büyük katkılarından birisi ise önyargılarımı kırmak oldu sanırım. 70 yaşında yürümekte bile zorlanan teyzemin 20 den fazla kitabı sürükleye sürükleye gidişi, tipine göre yargıladığımız insanları çok farklı türde kitaplar okuyor oluşu çok şaşırttı ve utandırdı beni. Belli bir zaman sonra önyargılarımdan kurtulup her gelenkişiye dünyanın en çok kitap okuyan insanıymış gibi davranmaya başladım.

SORU-.Özelde Sivas genelde Otomotiv Mühendisliği okumak isteyenlere neler önereceksiniz?

ÖMER FARUK ÖZTÜRK- Eğer isteğinizin ne olduğuna emin değilseniz bölümümü ve okulumu tavsiye etmem. (kendi isteklerinize ve yeteneklerinize göre tercih yapın Ayşe’nin Ali’nin, dayının halanınkine göre değil)

NOT: Motivasyon olması açısından bu kısmı okumanızı tavsiye ediyorum. İl dışına bile

çıkmamışken 21 ülke gezmek, gerçekte gözlerimle görmemişken İtalya’da Ferrari Kullanmak,

BMW, Mercedes, Mini Cooper, Ferrari, Maserati, Berlin Araba Müzesi gibi sektörümle

alakalı şirket ve araba müzelerini gezmek, Karadeniz’i Türkiye tarafından görmemişken karşı

tarafı Ukraya-Odessa’dan görmek, Portekiz Lizbon’da batının en batısına gidip kayalıklardan

okyanusu seyretmek, daha öncesinde uçakları seyretmekle yetinirken otobüs muamelesi

göstermeye başlamak, Türkçe’sinde bile zorlandığım derslerin İngilizce olarak alıp geçmek,

dünyanın dört bir yanından onlarca arkadaş edinmek, Ankara’ya gider gibi Amerika’ya

 

gitmek, hayatta her zaman alternatif bir yolun olduğunu öğrenmek çok da zor değilmiş.