ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ KAMPANYASI ÜZERİNE

Türkiye geleceğini ilgilendiren bir halk oylamasına gidiyor.

“Evet”  ve “hayır” oyları terazinin iki kefesine konulup tartılacak ve ağırlığa(!) bağlı olarak Cumhurbaşkanlığı sistemi (yönetim sistemi) değişikliği onaylanacak veya onaylanmayacak. Yani ülkemiz ya eski parlamenter sisteme göre yönetilecek ya da yeni Cumhurbaşkanlığı (bir nevi başkanlık) sistemine göre yönetilecek.

 Cumhuriyet tarihimizde en köklü değişimlerden biri oylanacak. 80 milyon vatandaşın geleceğini etkileyecek bir sistem değişikliği. Uygulaması ve sonuçlarıyla, bazı devletler tarafından taklit edilmesi veya eleştiri mevzuu olması muhtemel bir değişiklik. Getirisi veya götürüsü bakımından komşuları, Türk Cumhuriyetlerini ve İslam Dünyasını etkileyebilecek bir değişimi ister istemez yaşayacağız. Böyle önemli bir değişiklikle karşı karşıyayız.

Neden böyle bir değişikliğe gidiliyor?

Vatandaş bunu bilmeyi, öğrenmeyi talep etti mi?

Yetkililer, siyasiler bu konuyu yeterince anlatabiliyor mu?

Peki, bu değişiklik herkesin umurunda mı?

Kim bu değişikliği analiz edebildi?

Gençleri çok yakından ilgilendirmesine rağmen pek çok gencin umurunda değil, hatta haberi bile yok.

Referandumdan haberi olanların %90’ının değişikliğin içeriğinden haberi bile yok.

Hayırcılardan en kalabalık kitleyi oluşturanların liderinin sistem değişikliğinin içeriğinden haberi yoksa seçmeninin nasıl haberi olsun? Kardeşim sen Türkiye’de %25’lik kitlenin başındaki adam olarak yeni sistemde başbakan olmayacağını bilmiyorsun. Bu gafletle Türkiye’yi birinci lige çıkaracak veya belki de ligden düşürecek bir karar oylamasına Millet’i “hayır”a davet ediyorsun. Bu bakış açısıyla “Evet” e de davet etsen durum değişmezdi. Bu tutum ancak “istemezuk” ile açıklanabilir.

Bir milletin geleceğinin oylandığı bir referanduma siyaset üstü bir mantıkla bakmak zorundayız.  Bu, bölünmeyle değil birleşmeyle daha hayırlı olur kanaatindeyim. Bu değişimde bilim adamlarının da söyleyeceği sözler olmalı. Bunda şahsi beklentiler söz konusu olmamalıdır.

“Evet”çilerin ve “hayır”cıların pek çoğunun içeriğini bilmediği, kendilerine içinde nelerin olmayacağı az çok anlatılmaya çalışılan ancak neleri getirebileceği pek anlatılmayan bir durum var ortada. Onun için “hayır”cılar da “evet”çiler de birkaç argümanla olaya yaklaşmaktadır. Ve bu argümanlar değişikliğin nedenini, getirecek veya götüreceklerini millete anlatmaktan uzaklar.

MHP ve Cumhurbaşkanını seven seçmenin oluşturduğu bir blokla; CHP, BDP, diğer siyasi partilerin bir kısım seçmeni, çeşitli sanatçılar ve terör örgütü üyesi ve sempatizanlarının oluşturduğu diğer blok. Bu iki bloğun meydanlardaki atışmalarıyla 16 Nisan’a ulaşacağız. Bu gidişle hatların daha da keskinleşeceği kaçınılmazdır. Ancak “Evet”çiler ne kadar vatansever ise “hayır”cıların pek çoğu da en az o kadar vatanseverdir.

Elbette “hayır”cıların birçoğu 15 Temmuz’un müsebbibidir. Bir kısmı ülkemizin düşmanıdırlar. Bu ülkenin bölünüp parçalanmasından yanadırlar. Hatta bir kısmı bu milletin yeminli düşmanıdır. Bu seçmen kitlesini ikna etme, onları vatansever yurttaş haline getirmek mümkün değildir.

Ancak “hayır” oyu kullanacakların büyük bir kısmı “evet”çiler kadar vatanseverdir.  Bunda hiç tereddüt yoktur.

Önemli olan sandıktan bazılarının galibiyetle çıkması; “evet”lerin çok çıkıp anayasa değişikliğinin gerçekleşmesi veya “hayır”ların çok çıkıp değişikliğin gerçekleşmemesi olmamalı. Akıl ve bilim bunu istemez. Önemli olan sandıktan bu milletin birleşerek geleceğe herkesin umutla baktığı, kenetlendiği bir sonucun çıkmasıdır. Eğer sandık sonuçları safları daha da ayrıştıracaksa hangi sistemi getirirse getirsin milletin hayrına olmayacaktır. Milleti aynı hedefe kilitlemek, iç barışı ve huzuru temin ettikten ve kardeşliği sağladıktan sonra hangi sistem olursa olsun, yeter ki adaleti tesis etsin fark etmez. İzimler değil, kardeşliği, adaleti getiren sistem ve uygulama bu millete uygun bir sistem olacaktır.

Vatanseverlerin bir kısmını vatan hainlerin safına iten saikleri ortadan kaldırmak gerekiyor. Bu ülkeyi daha çok sevdiğini iddia edenler, ülkenin maddi ve manevi değerlerine sahip çıkmaya çalışanlar; cepheleştiren anlayışlardan, tavırlardan, cahilliklerden, beceriksiz davranışlardan uzak durmaları gerekir. “Tencere dibin kara, seninki benden kara” pozisyonunda olanların başkasına söyleyeceği laf yoktur. O tencereni kalaylatmadığın sürece içinde yemek pişiremezsin, pişirsen bile o yemekten de kimseye ikram edemezsin.  Ötekileştirmek, dışlamak Müslüman’ın işi olmasa gerek.

Bazı durumlarda “hayır” fiilinden hayırlı sonuçlar çıkarken, bazı durumlarda ise “evet” fiilinden hayırlı sonuçlar çıkabilir. Onun için bu iki kelimenin bu oylamada hiçbir günahı yoktur. Zaten günah ve sevap fiilde değil fiili gerçekleştiren insana aittir.

Peki, anayasa değişikliğine niçin hayır veya evet demeli? “Evet” veya “hayır” oyunu vatandaş hangi saikle kullanmalı?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı çok sevdiğimiz için mi evet demeli?

 Başbakanı sevdiğimiz için mi evet demeli?

Fetö’nün yaptıkları için mi evet demeli?

Bu milletin açık ve sinsi düşmanları için mi evet demeli?

Muhalefetin tavırları için mi evet demeli?

Yoksa gerçekten bu değişikliğin ülkemiz için çok hayırlı olduğu için mi evet oyu kullanmalı?

Hayırcılar açısından bakarsak;

Cumhurbaşkanını sevmedikleri için mi hayır oyu kullanmalılar?

AKP’li bazı yöneticilerin yanlışlarından dolayı mı hayır oyu kullanmalılar?

Bazı AKP’li yöneticilerin aşırı partizanlık, adam kayırmacılığı yapmalarından dolayı mı hayır oyu kullanmalılar?

AKP 14 yıldır demokrasinin gerekleri için, adil seçim yasalarını düzeltme konusunda yeterince samimi olmadığı için mi, küçük parti olarak görülen parti taraftarları hayır oyu kullanmalı?

Televizyonlarda bazı menfaatçilerin, yalakaların (maalesef var)  boy göstermesinden dolayı mı hayır oyu kullanılmalı?

Yoksa gerçekten derinlemesine irdelendikten sonra yönetim sistemi değişikliğinin bu ülke için hayırlı bir sonuç getirmeyeceği görüldüğü için mi hayır oyu kullanılmalı?

Bu tür sorular artırılabilir.

Ancak şu bir gerçek ki sandıkta oy kullanacakların büyük çoğunluğu olayı kavramadan; öfkeyle, nefretle, kerhen ve bir takım taraftarı gibi oy kullanacaktır? Oysa bu durum hiç de akıl ve ilimle uyuşan durum değildir.

Gönül şunu isterdi; Bu değişimin yapılması veya yapılmamasının kararının toplumsal mutabakatla sandıktan çıkması ve ileriki yıllarda tartışmanın minimuma indirilmesi hedeflenmeliydi. Böyle bir değişimi murat edenler, taraftar ve muhalifleri ilmi bazda aydınlatması gerekirdi. Böyle bir değişime gidilmesinin sebebinin tarihi argümanları, gelecekte milletimiz ve insanlık için faydaları; hoşgörü çerçevesinde ve ilmin kılavuzluğunda anlatılabilirdi. Bunun için ilmi toplantılar yapılabilir, hukukçular ve ilim adamları bu hususta milleti aydınlatabilirdi.

Biz ne yapıyoruz?

Normal bir seçim gibi vatandaşı “kırk katır veya kırk satıra” mahkûm eder bir görüntü veriyor, bazılarını korkutuyoruz.  

Milleti kapı kapı dolaştırmak doğru bir tutum olmasa gerek. O kapıları dolaşanlar “ak” mıdır acaba? 18 maddenin ne olduğunu, ne getireceğini biliyorlar mı acaba. Kendilerine sorulacak soruya ne cevap verecekler?

“Hayır”cılara gelince:

Bir kısmı zaten millet düşmanı. Onlara söylenecek bir şey yok. Diğer hayır diyenleri bunlarla aynı kefeye koymak ayıptır, günahtır.

Bir kısmı sadece muhalefet olsun diye hayır diyecekler. Çünkü onlara tarih bu misyonu yüklemiş! Kılavuzları yüz yıldır devam ede gelen “hayır, istemezuk”  treninden bir türlü inmemekteler. Zaten bu değişikliğin yapılmasını bir nevi onların bu tutumları gündeme getirmiştir. Hiç kusura bakmasınlar. Milletin inanç sistemiyle kavgalı olmasalardı ne darbeler olurdu ne de anayasa sık sık değişirdi. 

Bir kısım hayır diyenler ise gerçekten bu milletin geleceğinden endişe eden, horlanmış, hakları gasp edilmiş, gelişmelerinin önüne duvarlar örülmüş temiz vatandaşlarımızdır. Eğer kendilerine bu süreç samimiyetle anlatılmış olunsaydı, kampanya ilim ve samimiyet çerçevesinde yürütülseydi ülkemiz için şahsi kanaatlerini bir tarafa bırakıp doğrusu neyse onu yapacakları kaçınılmaz olurdu diye düşünüyorum. O halde ülkenin geleceği için aynı endişeyi duyanlar kamplaşmamalı, birbirini anlamalı, meşru çerçevede birbirini ikna etmenin yollarını aramalı. Çünkü dirilişe ihtiyacımız var.

Ne yapılmalı?

Kampanyanın yürütüş şekli değiştirilmeli.

Sadece anayasa değişikliğine odaklanılmalı.

Anayasa değişikliğini hararetle isteyen hükümet ve MHP kanadı, Anayasa değişikliğinin nedenlerini, gelecekte neleri düzelteceğini, ülkeye neleri kazandıracağını genişçe anlatmalılar.

Adalet sistemimize, demokrasiye, kalkınmaya, düşünce ve vicdan özgürlüğüne, aile yapımızın düzelmesine, milli eğitimin millileşmesine katkılar olacak mı? Olacaksa nasıl olacak? Bunlar anlatılmalı. Bunları anlatırken bitpazarı’ndan çıkılmalı; ancak sistemden dolayı milletin mağduriyetleri örneklerle anlatılmalı, fakat karalama siyaseti güdülmemeli. Yoksa Türkiye’de kimin ne olduğu, kimin ne yaptığı ve yapabileceği, terör örgütlerinin niyeti herkes tarafından biliniyor. Anayasa değişikliği belki de bunları düzeltecek ama; kampanyanın yürütülmesi bunun üzerinden değil de içeriği üzerinden yürütülmeli.

Onun için klasik siyasetten ilmi siyasete geçme zamanıdır. Ekranlar ilmin, ahlakın, faziletin perdesi olmalı.

Allah sonucunun milletin hayrına olmasını nasip etsin.

İsmet YALÇINKAYA

15 Mart 2017