KADINLARIN DÜNYA GÜNÜ

Kadınların dünya barışına katkılarının farkında olan Birleşmiş Milletler Teşkilatı 16 Aralık 1977 günü aldığı bir kararla 8 Mart tarihini Dünya Kadınlar Günü Olarak kabul etmiştir. Bu özel günü kabul ederken de kadınların eylemlerine, söylemlerine, gönül tellerinin titrediği, arzuhallerinin yâre ulaşabileceği, sorunlarının paylaşılarak ortak çözümler aranacağı, sevginin özverinin bütünleşeceği bir geleceğe de davetiye çıkarmıştı.

                Lakin görünen ve yaşanan o ki; kırk yıldan bu yana bir arpa boyu yol alınamadığı gibi sorunlar çığ gibi büyümekteler. Onlarca sorunlarla mücadele eden kadınların hala canları yanıyor, ağır bedeller ödemek yaşam biçimleri haline geliyor, karanlıktaki çığlıklar duyulmuyor, insani güzelliklerle donanımlı bir yaşamdan uzak bırakılıyorsa, ilkelliklerle dolu dünya günlüğüne de şahit oluyorsak kadınların, “Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun” nasıl diyebiliriz ki…!

                Bizim ülkemizde dâhil, dünya ülkelerinde sosyo-politik, ekonomik, siyasi, ticari, hatta beşeri sorunların gölgesine sığınan kadın, her defasında canı acıyan, yüreği yanıp yakılan, en ağır bedeller ödetilerek varlığını sürdürebilen bir beden olarak görülmektedir.

                Gün geçmiyor ki yazılı ve görsel basında canı acıtılan kadınların görüntüleri olmasın. Bu yüzdendir ki kadınların yok sayıldığı, onun kutsallarına sahip çıkılamadığı bir dünya da yaşamak 8 Martları ne derece inandırıcı yapar sorgulamak lazımdır.

                Oysa kadınlar hayatın her diliminde vardır. Çok önemli ve de özeldirler. Çocuklarımıza ana, gençlerimize arkadaş, eşlere dost ve sırdaş, yaşlılara destek, özürlülere yol arkadaşıdır. Kadın hayattır, nefestir.

                Kadınlar üzerinden onlarca çirkinliklerin, çıkarların sağlandığı günümüzde kadınlar olarak aslımızı korumak, konumumuzu güçlendirmek, kendimize kendimiz olarak sahip çıkmak zorunda olduğumuzu unutmamalıyız. Bunun içinde eğitim şarttır. Bilinçli bireyler olarak ses getirmek ilk hedef olmalıdır.

                Sefalet içinde yaşayan birçok ülke nüfusunun %70’den fazlasını kız çocukları ve kadınlar oluşturuyorsa, temel hak ve özgürlüklere kadınların ulaşmaları daha uzak oluyorsa, sosyal dengenin ve gelişmenin garantisi de kadınlarsa, kadın olarak herkesin çalışma acilli yeti ortadadır.

                Çünkü kadınlar hayatın akışından bir sistem, bir yol bir kaynaktır. Onu yok saymak Yüce Yaradan’ın ilahi emirlerine de karşı çıkmaktır. Şunu da sala unutmamak gerekir. Kadın olmak, anne olmak asla kariyer değil, Yaradan’ın kuluna bahşettiği ilahi oluşumdur, devasa güzelliktir. “Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında… Bir ağır işçi bir temizlikçi bir bakıcı, bir bahçevan, bir muhasebeci, bir anne, bir dost, bir arkadaş, bir sevgili… Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde” dizeleriyle Bekir Coşkun ne güzel anlatmış kadının önemini ve özelliklerini. Kalemine sağlık be usta. “ Bir kadın gittiğinde pek çok yetim bırakır arkasında…” ne kadarda haklısın…!

Lakin tüm bu güzellikleri kendi düşünce sistemi içerisinde yoğurup kendince sözde dinsel içerikli kurallar yaratarak kadınları dört duvar arasına hapseden birileri dün vardı, bu günde var yarında olacaktır.

                Böyle olunca da 8 Martların özde değil, sözde kaldığı kesinlik kazanmaktan öte gidemeyecektir.

                Dünya üzerinde ve daha ziyade benim ülkemde kadın olmak zor zanaattır. Zira toplumsal nedenler, gelenek ve görenekler, mahalle baskıları sahip oldukları birçok haklarını ona kullanma imkânı vermemektedir.

                Tüm bu olumsuzluklara rağmen şu gerçeği dünya bilmelidir. Türk kadının da farklı bir yürek, kendine has efsanevi bir özellik vardır. O, sevdikleri için, namusu olarak kabul ettiği vatanı için hayatını her zaman ortaya koyandır. Tarihimiz bu onurlu kahraman kadınlarımızın hikâyeleri ile doludur.

                Nene Hatunlar, Elif Kızla, Kara Fatmalar ve Halide Edipler… Bunlar ülkeyi Cumhuriyete taşıyan ölümsüz analardır.

Türk kadınındaki bu fıtri güzelliği ve özelliği çok iyi gören Gazi Mustafa Kemal, birçok dünya ülkelerinde kadın haklarının ismi bile yokken o Türk kadınına en güzel hakları vermiştir. Cumhuriyetin aydınlığıyla ilk dünya güzeli kızımız Keriman Halis Ece, zamanın ilk kadın avukatlarından Süreyya Ağaoğlu, ilk kadın hakimlerden Adalet Yılmaz, Atatürk’ün “Ben onun çocukluğunu bilirim” diye tanıttığı tarih öğretmeni Refet Angın ve ilk kadın pilotumuz Sabiha Gökçenler….!

Ülkeyi aydınlık yarınlara taşıma mücadelesi vermişledir hep

                Bundan böylede, her şeye rağmen kadınlarımız siyasette, ülke yönetiminde, ekonomi ve ticarette, eğitimde, vatan savunmasında, her durumda haddini bilerek laik, demokratik bir ülkede yaşadıklarının farkında olarak yeni nesillere ışık olacaklardır. Örnekleri vardır.

                Çünkü kadın, ruhunda inanılmaz cevherleri taşıyan, yeşertme hayat verme sahiplenme ve beğenilme güdüsüyle yaratılmıştır. Bu inanılmaz güç karşısında hiçbir engel tutunamaz, duramaz…

                Buradan, anne olarak eğitimci olarak, bu ülkenin Cumhuriyetin nimetlerinden yararlanarak bu günlere ulaşan bir Türk kadını olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kadınlarımıza verdiği çağdaş güzellikleri hak ederek benliğinde şeref ve gururla taşıyan tüm kadınlarımızı kutluyorum…

                Ve diyorum ki; Bir sonraki 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ulaştığımızda dünyada ve ülkemde ezilmişliğin, horlanmışlığın, terkedilmişliğin yok olduğu, sevginin, paylaşımcılığın, üreticiliğin özgüvenin etik değerler dahilinde kök saldığı bir yaşam dilerken, ülkemde kadın olmanın zorluklarını Atatürk ışığı ile aşabilen, haksızlıklar karşısında ezilmeden, korkmadan, sinmeden yumruklarını masaya vururken hak ve adaleti savunan tüm topuklu efelerimize de yürekten selam yolluyorum…

 

Esen Kalın